Kör Baykuş'a yakından bakın
(“Yazarın Gölgesi, Sadık Hidayet: Ölüm, Kadın ve Kör Baykuş’un Yeniden Yazılışı”, Rıza Beraheni- Haşim Hüsrevşahi- Saba Kırer, İnceleme, Kavis Kitap, Ağustos 2011, 174 s., 12.50 TL)
Sadık Hidayet, eserlerinin önemli bir kısmının odağında yer alan ölüm ve intihar düşünceleriyle, kâbuslarla dolu bunalımlı bir dünya içinde yalnızlık, gerçeklerden kaçış, boşluk duygusu ve ölüm gibi temel izlekleri sürdürür. Kafka, Poe, Çehov, Rilke gibi yazarlara yakın olan Sadık Hidayet, yarattığı yazınsal evrende çoğu zaman düşlerle gerçekleri bir arada işler. Kör Baykuş, zaman kavramının sekteye uğradığı; geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanın iç içe geçtiği; gerçeklerle düşlerin karışıp kahramanların birbirine dönüştüğü özgün bir masalsı anlatıdır. Bu masalsılık yer yer gerçeklere dokunarak yazarın yaşamına ve birtakım kültürel kodlamalara açılır.
Sadık Hidayet’in başta Kör Baykuş olmak üzere birçok eseri, yapısalcı, psikanalitik, sosyolojik, feminist… okumalara açık; yoğun, derinlikli ve zengin metinler olarak dikkat çeker. İçerdiği anlam yoğunluğu dolayısıyla Sadık Hidayet’in eserlerine dair birçok inceleme, araştırma yapıldı; kitaplar, makaleler yazıldı. Onun sıra dışı dünyasına yorumsal açılımlar kazandırıldı; Sadık Hidayet ile eserleri arasındaki bağıntılar, farklı perspektiflerden ele alınarak işlendi.
Geçtiğimiz ay yayımlanan Yazarın Gölgesi adlı ortak çalışma, Sadık Hidayet’le ilgili uzun zamana yayılmış bir araştırma sürecini kapsayan ilginç ve özgün bir inceleme kitabı olarak dikkati çekiyor. Rıza Beraheni, Haşim Hüsrevşahi ve Saba Kırer’in ayrı ayrı kaleme aldıkları ve birbirini bütünleyen yazınsal eleştiri metinlerinin toplamından oluşan kitap, yazarları tarafından “bir atölye çalışması” olarak nitelendiriliyor.
Kitaptaki yazılarda Kör Baykuş odağa alınıyor; roman metnindeki bazı bulgular yazarın öteki metinleriyle ve yazarın yaşamındaki olaylarla karşılaştırılarak önemli sentezlere ulaşılıyor. “Kör Baykuş’un yeniden yazılışı” alt başlığıyla sunulan kitapta, psikanalizin verilerinden olabildiğince yararlanılarak Sadık Hidayet’in Diri Gömülen, Perde Arkasındaki Bebek, Üç Damla Kan, Karanlık Oda gibi sürrealist öykülerinde ve Kör Baykuş romanında işlenen ölüm-aşk-korku-intihar-ölümseverlik-ölüsevicilik gibi birtakım kavramlar ayrıntılı olarak ele alınıyor. Karakterlerdeki çift eşeylilik olgusundan hareketle bazı sonuçlara ulaşılıyor. Ölüm ve korkunun bir duyumsama olmaktan çıkıp birer varlık haline dönüşmesinde bireyin ruhsal yapısının işlevselliği üzerinde durularak Sadık Hidayet anlatısının asli niteliklerinden birinin bu dönüşüm süreci olduğu ifade ediliyor.
Kitap, akademisyen psikiyatr Yıldırım B. Doğan’ın önsözüyle açılıyor ve Sadık Hidayet’in Perde Arkasındaki Bebek öyküsüyle sürüyor. Rıza Beraheni imzalı yazıda öyküdeki cansız, ruhsuz bir vitrin mankenine âşık olan ve onu yaşamının odağına alan takıntılı, yalnız ve bunalımlı öykü kişisinin iç dünyasının psikanalitik açıdan çözümlemesi gerçekleştiriliyor. Anlatıcı konumundaki öykü kişisinin bakış açısından aktarılan öykü kadınlarının durumuna da dikkat çekiliyor. Perde Arkasındaki Bebek’te, Kör Baykuş’ta ve yazarın öteki birçok öyküsünde kadınların, suskun, konuşmayan, sormayan, boyun eğen, edilgin, ölü ya da cansız varlıklar olmalarına; anlatıcı tarafından put, biblo ya da heykel konumuna indirgenerek şey’leştirilmelerine işaret ediliyor kitabın yazarları tarafından. “Kör Baykuş’un yeniden yazılışı” şu anlama geliyor: Eleştiri metni bir bakıma yeniden yazma girişimidir; eleştiri yazarken asıl metne paralel olan yeni bir metin üretilir; bir paralel dünya yaratılır. Bu, aynı zamanda asıl metnin içine girmek, onun içindeki bir parçaya müdahale etmek anlamına gelir.
Rıza Beraheni’nin yazısında kişi adlarının etimolojisinden mitolojiye açılıyor; Freud’cu simgelerle bazı ipuçlarına ulaşıyoruz. Derin bir çözümleme içinde buluyoruz kendimizi; doğaya ve kadına egemenlik ilişkisinin Descartes’çı mantık bağlamında ele alınışının ilginç yorumlarıyla karşılaşıyoruz. Burada Doğu erkeğinin kadına bakışının Batı’nın Descartes’çı mantığıyla buluşmasına tanık oluyoruz. Bir anlamda Sadık Hidayet’in bazı eserlerinin feminist açıdan eleştirisi gerçekleşiyor ya da Kör Baykuş’un yeniden yazımının taşıdığı itirazı görmemiz sağlanıyor: “Çünkü Kör Baykuş’ta kadınlar konuşmuyor.” Kör Baykuş’un yeniden yazılması “bu kadınların Kör Baykuş’un anlatıcısının zihninde dil açması” anlamına da geliyor böylece. Metnin ayrıntılarından toplumsal kültürel kodlamalara geçiş yapılıyor.
Saba Kırer yazısında, George Bataille’in Annem: Göğün Mavisi adlı romanıyla Kör Baykuş’u ölü çekiciliği, nesne ilişkileri, imge, mekân gibi öğeler açısından karşılaştırarak ilginç benzerlikler ve buluşma noktalarına ulaşıyor.
Haşim Husrevşahi, Sadık Hidayet metinlerinde kadının durumunu analiz ederek intihar, ölüm, çift cinsiyetlilik, nekrofili, kişilik parçalanması olgularına yeni yorumlar kazandırıyor. Sadık Hidayet’te varoluş sorunsalının anne rahmine geri dönme; zamansız- mekânsız bir evrene açılma gibi nihai boyutlarını gözler önüne seriyor.
Kitapta belirtildiği üzere, Sadık Hidayet öykülerinin tersine çevrilip yeniden yazılması; metnin sorgulanmasıyla; anlatıcının bakış açısından anlatılan-gösterilen- öldürülen kadınların suskunluktan konuşmaya geçişleriyle, dolayısıyla okurun yeni yorumu ve görme biçimiyle gerçekleşecek. Bu durum, bir uyanmayı ve farkındalığı beraberinde getirecek böylece.
Sadık Hidayet metinlerinin derin analizini gerçekleştirerek okurun zihninde yaratıcı düşünce ufukları açan bu inceleme kitabının son cümlesiyle sonlandıralım satırlarımızı: “Kadınlar konuşmadığı sürece öykülerdeki cehennemin kapıları asla kapanmayacak.”
HÜLYA SOYŞEKERCİ
hsoysekerci@gmail.com
(Radikal Kitap 30.09.2011)


0 yorum:
Yorum Gönder