TÜYAP 2011 İstanbul Kitap Fuarı’nın onur konuğu Ferit Edgü, ülkemizde modernist edebiyatın öncüsü olan, öykü ve romanda biçim ve üslup denemeleriyle yeni bir çığır açan 1950 kuşağının çok yönlü bir yazarı. 1936’da İstanbul’da doğan Ferit Edgü, Güzel Sanatlar Akademisi’nde okudu, Paris’te seramik eğitimi aldı, Sorbonne’da felsefe, Louvre’da sanat tarihi kurlarını izledi.
Sanat eğitimi ve sanat disiplini Ferit Edgü’ye edebiyatta yeni yaratımlara açılan özgün ve özgür anlatım olanakları ve farklı perspektifler sundu. Modernist sanat akımlarının, gerçekliği bambaşka görüş açılarıyla deneyimlemesinden etkilenen Ferit Edgü, kurguda parçalı yapıyı, dil ve üslupta anlam yoğunluğunu ve az sözcükle yazmayı esas alan, yalınlığın içinde inanılmaz bir derinliğe ulaşan minimalist öykü tarzını geliştirdi.
Kısa ve yoğun öyküler
Ferit Edgü’nün ilk öyküsü 1954’te Yeni Ufuklar dergisinde yer aldı. İlk dönem öyküleri oldukça iyimser, umutlu görünürken, 1956’dan sonra yazdıklarında varoluşçuluğun etkisiyle karamsar bir atmosfer yer alır. Umutsuzluk, boşluk, hiçlik gibi temaları işleyen, bireyin iç dünyasına odaklanan bu öyküler, yalın ve özlü diliyle ince bir şiirselliği çoğaltır. Ferit Edgü, çağdaş insanın yabancılaşmasını, bunalımını, varoluş sorunsalını işler; kentsoylu aydının iç labirentlerinde dolaşarak onun yalnızlık ve hiçlik trajedisini ustaca sergiler. Bu izleklere ölüm, yaşam, düş, insanlar arasındaki iletişimsizlik ve Doğu izlekleri eklenir; düşle gerçek arasında salınan, bazen tek cümlede yoğunlaşan öyküleri öne çıkar. Aforizmayı andıran bu yapılanma yazarın felsefe ilgisiyle de buluşur. Minimal öykülerinin bir kısmını diyaloglar ve soru-cevap tekniği üzerine kuran Ferit Edgü, Sokratik diyalogları çağrıştıran bilgece bir ortam yaratır.
Sanatta eski biçimleri yıkıp sürekli yeni biçimler aramayı ilke edinen Ferit Edgü her kitabında yeniliklere açılmayı, düşlerini ve düşüncelerini farklı kurgu ve söylemde dile getirmeyi amaçlar; dünyaya ve yaşama yaratıcı dilin içinden bakan bir dil ustasının tarzı ve edasıyla yazar. Düşsel/ gerçeküstü ögeler ve Kafkaesk boyut, öykü metinlerine içsel derinlik verir; insanın iç dünyası bu düşselliğin içinde açılım ve anlam kazanma olanağı bulur. Ferit Edgü, Doğu Öyküleri, Kimse, O, Yaralı Zaman gibi eserlerinde yerelliği anlatıyor olsa da öz itibarıyla evrenselden hareket eder, mekân ve zamana göre değişmeyen evrensel insan gerçekliğini dile getirir.
Ferit Edgü’ye göre, minimal öykü yazmak, “maddenin çekirdeğindeki atom gibi, öykünün çekirdeğini yazmaktır.” Aristoteles’in, “Başlangıcın başlangıcı yoktur. Sonun da sonu yoktur. Ama orta’nın başı da vardır sonu da.” sözlerini anımsatan Ferit Edgü, öyküleri için şöyle der: “Bu öykülerin ne başı var, ne sonu. Tam orta noktalara odaklanmış gibiler. Başını ve sonunu okura bırakmışım. Benzetmede kusur olmadığı doğru ise Tanrı’nın bizlere yaşamı bıraktığı gibi.” Gerçekten, minimal öykünün tamamlanamayan yapısı, yaşama benzer; o da sürekli oluşur, değişir, dönüşür.
Ferit Edgü’nün ilk öykü kitabı Kaçkınlar 1959’da yayımlandı. Bozgun (1962) ve Av (1967), Bir Gemide(1978) kitapları geldi ardından. Kaçkınlar’da toplumla çelişkiye düşen tedirgin ve yalnız bireyin yenilgisini işleyen yazar, insanın iç çelişkilerine odaklanır. Öykülerdeki dünya, bireye boğuntu veren karanlık bir yerdir.
Bozgun, Av ve Bir Gemide’de aynı izlekleri sürdürdüğü görülür. Av ve Bir Gemide’nin öykülerinde, bilinen gerçeğin öte yakasına geçer. Yazar, öykülerini iki çizgide değerlendirir; bunlardan biri gerçekçilik öteki ise fantastik ögedir. Çoğu kez aynı öyküde iki çizginin birleştiği ya da birbirini tamamladığı görülür. Ferit Edgü: “Fantastik ögeler ister istemez mantık dışıdır. Ama içinde yaşadığımız güncel olayların çoğu da mantık dışıdır. Bir Gemide’deki öykülerin en fantastik olanları bile güncel yaşamdan kaynaklanmaktadır.” der. Böylece, öykülerdeki fantastik ögelerin yaşadığımız hayata dokunma noktalarına ve anlam kırılmalarına dikkat çeker. Bu fantastik ögeler öykülerdeki Kafkaesk atmosferi oluşturan temel bileşenlerdendir.
Bir Gemide’nin yayımlanma yılı, kanlı ve karanlık günlerin yaşandığı bir toplumsal döneme aittir. Bu kitapta ‘kentin üzerindeki dayanılmaz kötü koku’, ‘nereye gittiği bilinmeyen düşsel bir gemi’ gibi alegorilerde şekillenen anlam katmanları aracılığıyla Ferit Edgü toplum ve bireyin derinliğine iner. Çığlık(1982) adlı kitabında dilin ve kurgunun çift yanlılığı etkileyicidir; öykülerde olay değil dildir izlenen. Dildeki yaratıcı tutumu Doğu Öyküleri’nde (1995) sürer. Suskun bir coğrafyadaki içe dönük insanların dünyasını, az sözcüklü anlatım ve diyaloglarla dillendirir. Biçimde, söyleyişte yalınlığı esas alır; anlatıların dilsel örüntüsüne işleyen yalınlık sayesinde gizemli anlamlara açar öykü metnini. Cortazar’ın “Kısa öykü gerçeğe doğru bir açılıştır; gözle görünmez bir noktanın akıl almaz bir büyüklüğe doğru açılışı, sınırlı ve bireyselin insanlığın özüne doğru açılışıdır.” sözünü doğrulayan bu anlatıların, bütün insanlığa açıldığı ince ince duyumsanır. Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı(1988) uzun öyküsünü oluşturan metin parçalarında görsellik ön planda yer alır. Ferit Edgü, İşte Deniz, Maria (1999) ve Do Sesi’ndeki(2002) öykülerinde ‘az ve öz’ fikrini başarıyla sürdürür. Toplu öyküleri Leş adıyla yayımlanır. (2010)
Şiirsel romanlar
Ferit Edgü’nün, ilk adı “O” olan ve 1983’te Erden Kıral tarafından sinemaya uyarlandıktan sonra Hakkâri’de Bir Mevsim adını da alan ilk romanı (1977), yıllar önce yedek subay öğretmen olarak gittiği köydeki gözlem ve izlenimlerinin yazınsal dönüşümüyle oluşan bir eserdir. İçinde düşselliğe ve kurgusal imgelere de yer veren bu romanın şiirsel yapısı önemlidir. Düzyazı paragraflarıyla değil, dize düzeniyle sıralanır metnin cümleleri. Romanda iletişimsizlik, yabancılaşma, bürokrasi gibi Kafkaesk ögeler dikkat çeker. Ferit Edgü “O” romanından önce yazdığı Kimse(1976) romanıyla “O” arasındaki bağlantıya değinir: “O’yu Kimse doğurmuştur, aralarında kan bağı vardır, ama o kadar. Kimse hemen hemen tümüyle dile dayalı bir romandır. Dilin olanaklarını, olanaksızlıklarını bu roman içinde ele aldım. O’yu coşku yaratmak için yazdım. Kimse ve O yaşamın iki ayrı bölümüdür.” Dille ilişkisini de şöyle belirtir: “Tüm gününü sözcüklerle boğuşarak geçiren biriyim, bu nedenle sözcükler konusundaki titizliğimi hoş karşılayın.” Yazar dil ustalığına, sözcüklere titiz yaklaşımıyla ulaşmıştır. Her iki romanında doğunun karlı, sarp dağlarını, ıssız vadilerini ve yoksul insanların yaşama çabasını işler; Doğu izleğini Yaralı Zaman’da(2007) da sürdürür. Ferit Edgü, uzak bir geçmiş ve uzak bir coğrafyanın yüreğinde bıraktığı kederin tortusunu düşselliğe ve yazınsal yaratıcılığa dönüştürerek yazar.
Öykü ve romanın yanı sıra Ders Notları, Yazmak Eylemi, Binbir Hece, Seyir Sözcükleri gibi deneme kitaplarıyla da ilgi uyandıran yazar, Yazmak Eylemi’nde, aynı olayın farklı farklı üsluplarla dile getirilmesinden hareket ederek, sanatta özgürlük ve özgünlük yaratma eylemi içindedir. Her zaman deneyselliğin, yazınsal keşiflerin, yenilik ve farklılıkların izini süren Ferit Edgü, modern edebiyatımızın usta yazarlarından biri olarak edebiyat tarihindeki yerini şimdiden almış durumda.
hsoysekerci@gmail.com
Taraf Kitap 12.11.2011


2 yorum:
ferit edgü yazısı için teşekkürler
Edgü ustanın yazın yaşamı ve ürünleri, eskiyi onarmak yerine yıkarak, öyküde kendimizi yenileyebileceğimizi haykırıyor.
Kısa öykünün incelikleri için...Teşekkürler hocam.
OSMAN GÜRSOY
Yorum Gönder