<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288</id><updated>2012-01-18T06:54:54.368-08:00</updated><title type='text'>sanatedebiyatsitem</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>106</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-3875121584045775596</id><published>2012-01-15T13:19:00.000-08:00</published><updated>2012-01-15T13:19:17.620-08:00</updated><title type='text'>101 YILLIK BİR “KÜÇÜK PAŞA”</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-4kShXdQGy8c/TxNCWcJjmkI/AAAAAAAAAas/eiarI_vcsk4/s1600/K%25C3%25BC%25C3%25A7%25C3%25BCk+Pa%25C5%259Fa.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-4kShXdQGy8c/TxNCWcJjmkI/AAAAAAAAAas/eiarI_vcsk4/s1600/K%25C3%25BC%25C3%25A7%25C3%25BCk+Pa%25C5%259Fa.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;(KüçükPaşa&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;,Ebubekir Hâzım Tepeyran, İnkılâp Kitabevi, Kasım 2011)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Edebiyatımızda ilk köyromanının Nabizâde Nâzım’ın 1890’da yayımlanan &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kara Bibik&lt;/i&gt; adlı natüralist eseri olduğu sıklıkla dile getirilir. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kara Bibik&lt;/i&gt;’ten sonra köy konusunuişleyen ikinci roman Ebubekir Hazım Tepeyran’ın 1910 tarihli eseri &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Küçük Paşa&lt;/i&gt;’dır. Her iki roman,okuyanların zihnini ve dikkatini İstanbul odağından uzaklaştırarak Anadolugerçeklerine doğru çeker. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Yayımlanışı üzerinden 101yıl geçmiş olmasına karşın &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Küçük Paşa’&lt;/i&gt;dagünümüz okurlarına seslenebilen belgesel nitelikte birçok Anadolu gerçeğini bulmakmümkündür. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Küçük Paşa&lt;/i&gt;’da, annesininsütanne olarak alındığı paşa konağında büyüyen Salih adlı çocuğun başındangeçen hazin olaylar anlatılır. İstanbul’daki konakta, Paşa’nın himayesinde, onunöz torunundan ayırt edilmeden sevgi ve ilgiyle büyütülen Salih bir Küçük Paşaolmuştur artık. Aradan yedi sekiz yıl geçtikten sonra Salih’in ana babasıPaşa’ya evlatlık olarak emanet ettikleri oğullarını güzel bir geleceğinbeklediğini düşleyerek Anadolu içlerindeki köylerine dönerler. Paşa’nın son karısıNaime Hanım ise Salih’i içten içe hor görüp, ondan nefret eder.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Küçük Salih, Paşa’nın ölümünden sonrakendisini iyice aşağılayan Naime Hanım tarafından, yanına bir sandık, birkaçeşya verilerek, terhis edilen iki askerin yanına katılıp köye gönderilir. OradaSalih’i zor günler bekleyecektir. Çocuk, uzun ve zorlu bir yolculuk sonrasıköye ulaştığında şaşkına döner. Masal gibi anlatılan ve düşlerini süsleyen ogüzel köy yoktur karşısında. Üstelik babası annesini boşamış, başka bir kadınlaevlenmiştir; üvey kardeşleri de vardır. Annesi kaba saba bir adamla evlenmiş, başkabir köye yerleşmiştir. Salih bu şartlarda, üvey ana elinde kötü günler geçirir,babası askere çağrılıp Yemen’e gittikten sonra kadından gördüğü eziyet ve zulümçok artar. Kadın, soğuk bir kış gecesinde Salih’i kapı dışarı eder.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Karda ilerleyen Salih’in çevresinde açkurtların gölgeleri dolaşmaya başlar. Aynı gece İstanbul’daki konakta, Paşaöldükten sonra genç bir adamla evlenip hamile kalan Naime Hanım korkunç birkâbusla ve dayanılmaz bir sancıyla uyanır. O gece iki farklı mekânda; İstanbulkonağı ile Anadolu köy evinin çevresinde gerçekleşen olaylar inanılmaz biryoğunluk kazanır ve romanın dokusundaki hüzün derinleşerek yürekleri sızlatır. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Yazarın romandaki gözlemgücü; onun köy gerçeklerine yakından tanık olmasından kaynaklanıyor. Böyleceyaşam gerçekliği roman gerçekliğine dönüşerek, metnin içinde varlığını duyumsatıyor.Adaletli ve duyarlı kişiliğiyle ömrü boyunca haksızlıklarla mücadele eden EbubekirHâzım Tepeyran, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Küçük Paşa&lt;/i&gt;’da anlatıcısıaracılığıyla II. Abdülhamit dönemi Anadolu’suna özgü birçok katı gerçeği dilegetirerek okuru etkilemeyi amaçlıyor. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;KüçükPaşa&lt;/i&gt;’da yer yer ironiye kayan anlatım tarzı, metnin içinde daha çok hüznün,yalnızlığın ve çilenin öne çıktığı bir atmosfer yaratıyor. Romandaayrıntılarıyla anlatılan dış ve iç mekânlar; dağların gölgeleri arasında kalan yalnızve ıssız köyler, tozlu ve çamurlu yollar, köy evlerinin loş ve yoksul odalarıbaşarılı betimlemelerle dile getiriliyor. Gerçeklik duygusu asıl olarak mekânlarınanlatımında güç kazanıyor. Bu mekânlardaki insan yaşamları arasındakifarklılıklar da sergilenerek dönemin sosyal çelişkileri; özellikle merkezletaşra arasındaki uçurumun derinliği sezdiriliyor ve bürokratik yapıeleştiriliyor. Roman boyunca yazar, sık sık, anlatıcıyla arasındaki mesafeyiaşarak, döneme özgü çelişkileri, adaletsizlikleri, köyün ve köylünün İstanbul tarafındanağır vergilerle sömürülmesi olgusunu dile getiriyor. Bu noktalarda anlatıcınındeğil yazarın sesini duyuyoruz. Yazar, II. Abdülhamit’in uyguladığı baskı vesansüre dair düşüncelerini de içtenlikle ifade ediyor. Bu söylemler, romandarealist tekniğinin yer yer aksamasına yol açıyor; kurguda nesnelliği arka planaçekerek, romantik yazarlara özgü yoğun ve coşkulu bir duygusallığın kapısınıaralıyor. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Küçük Paşa&lt;/i&gt;’nın günümüzünedebiyat estetiğiyle bağdaştığını söylemek pek kolay değil. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Küçük Paşa&lt;/i&gt;’ya bugünün yazınsalölçütleriyle değil, yazıldığı dönemin içinden bakmanın ve romanı bu açıdandeğerlendirmenin daha doğru bir yaklaşım olduğu kanısındayım. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Küçük Paşa&lt;/i&gt;’nın, öncü eserlere özgüolumlu/olumsuz, güçlü/güçsüz birçok unsuru bünyesinde taşıdığını belirtmekgerek. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Olayların anlatımı vekişilerin ruhsal çözümlemelerinde yazarın hayli çaba göstermiş olduğu dikkatçekiyor. Yazar, Naime Hanım ve analığı Haçça arasında kalan Salih’in çilesinianlatırken, bu kadınların ona acımasızca davranmalarındaki içsel dinamikleriaraştırıyor ve ruhsal nedenleri dile getiriyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;İnsanlığın eskizamanlarından kalan masal ve mitlerdeki üvey anne imgesi, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Küçük Paşa&lt;/i&gt;’da, arada kalmış bir çocuğun uğradığı üvey anne zulmüiçinde yeniden üretiliyor. Bu özelliğiyle, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;KüçükPaşa&lt;/i&gt;’nın evrensel geleneğe eklemlendiğini de belirtebiliriz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;KüçükPaşa&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;’daki“arada kalmışlık” izleği; anası ve babası,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;köy ve İstanbul;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;yoksul ve zenginyaşam arasında sıkışan Salih’in dramı içinde işleniyor. Konakta ve köyde ikiduyarsız kadın arasında kalması Salih’in hüzünlü sonunu hazırlıyor.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Salih, arada kalmışlık nedeniylebüyüyemiyor; &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;hep çocuk kalıyor romansayfalarında. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Köylülerin kendi yöresel ağızlarıylakonuşturulması, o zamana kadar romanımızda az görülen bir durumdur. Yazar,köylüleri Niğde ağzı olduğu belirtilen yöresel ağızla konuşturarak eserde gerçeklikduygusunu arttırmaya gayret eder. Romanda ikili dil yapılanması da sözkonusudur; anlatıcı, dili Osmanlıca etkisiyle kullanırken, köylüler yöreselkonuşmalarıyla kendilerini ifade ederler. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Yerelden evrensele,gerçekçilikten coşumculuğa, İstanbul’dan Anadolu’ya açılan &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Küçük Paşa,&lt;/i&gt; dönemine özgü edebi anlayış içinde öncü ve ilerici bireser. Bugüne de geçmişten belgeler sunarak katkıda bulunan &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Küçük Paşa&lt;/i&gt;’nın, okunup üzerinde düşünülmesi, yorumlanması vetartışılması gereken romanlarımızdan biri olduğunu belirtmek gerek.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Hülya SOYŞEKERCİ&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-family: Calibri;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Taraf Kitap 13.01.2012)&lt;/b&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-3875121584045775596?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/3875121584045775596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=3875121584045775596' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/3875121584045775596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/3875121584045775596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2012/01/101-yillik-bir-kucuk-pasa.html' title='101 YILLIK BİR “KÜÇÜK PAŞA”'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-4kShXdQGy8c/TxNCWcJjmkI/AAAAAAAAAas/eiarI_vcsk4/s72-c/K%25C3%25BC%25C3%25A7%25C3%25BCk+Pa%25C5%259Fa.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-3541845105706527822</id><published>2012-01-09T12:39:00.000-08:00</published><updated>2012-01-09T12:40:30.510-08:00</updated><title type='text'>NECATİ CUMALI ŞİİRİ VE 1940 KUŞAĞI İÇİNDEKİ YERİ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-REm8iQsQ0HQ/TwtP34LCjMI/AAAAAAAAAak/KUkk13gnmEQ/s1600/NECATI%257E1.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-REm8iQsQ0HQ/TwtP34LCjMI/AAAAAAAAAak/KUkk13gnmEQ/s400/NECATI%257E1.JPG" width="278" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 3.75pt; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;Necati Cumalı’nın şiirlerini herokuyuşumda, yaşanmışlıktan süzülüp gelen ilginç ve çarpıcı öykü kurgularıiçinde yol aldığımı düşünür, bu dizelerde, anlık yaşantıları ya da yaşamdankesitleri aktaran sıcacık öykülerin içindeymişim gibi duyumsarım kendimi.Cumalı’nın şiirlerindeki öyküselliği ya da anlatı karakterini besleyen anadamar, şairin yaşantıları ya da anılarıdır. Şair bazen de yoğun bir empatiduygusuyla, insanların çilelerini yüreğinde duyumsayarak, ayrım gözetmeyengerçek bir insan sevgisiyle öyküleme yapar, &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Güzel Aydınlık&lt;/b&gt; kitabında yer alan “Bir Ana” adlı şiirindeki gibi:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;“Kadın çamaşırdan dönüyorolmalıydı/Kolunda bohça, sert soda kabartmış ellerini/&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;O yaşta bütün yahudi kadınları gibi/Sırtındaeski bir siyah kadife hırka/Bir şikâyet, yorgunluk ifadesi bakışlarında &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Küçük, çilli, dik kızıl saçlı/ Satılmamış gazeteleri koltuğunda/Üşüyenbütün küçük çocuklar gibi/Burnunu çeke çeke, avuçlarını hohlaya hohlaya/&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;Sürterekeskimiş kunduralarını/&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;pre&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Ayak uyduruyordu anasının adımlarına&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Onlar önde, ben arkada/Bir mart gecesi onbirden sonra/Taksim'den Tünel'e kadar yürüdük/Alçak sesle konuşuyorlardı aralarında/Sanki bir değirmen ağır ağır dönüyor/Hayat, ağır ağır akıyordu/Bulanık, kirli nehirler gibi/Büyük, karanlık binalar arasında”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt; &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/pre&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;Necati Cumalı, ilk şiirini1939’da Urla Halkevi Dergisi’nde yayımladığında henüz on sekiz yaşında, dünyayaumutla ve ışıkla bakan gencecik bir insandı. Bir süre sonra, yeryüzünün gördüğüen acımasız savaşlardan biri olan İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı yıllarda,şiirleriyle yazın yaşamına girdi. &lt;span style="color: black;"&gt;Yeni bir edebiyatanlayışını savunan dönemin tüm ilerici ve yenilikçi dergilerinde yazmayısürdüren Necati Cumalı, şiirlerini özellikle bu anlayışın temsilcileri olan Varlık,Servet-i Fünun - Uyanış, Yeni İnsanlık gibi dergilerde yayımladı. 1943 yılındailk kitabını çıkardı: &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Kızılçullu Yolu&lt;/b&gt;.Aynı yıl askere giden Cumalı, terhisine yakın geçirdiği ‘zehirli sıtma’yüzünden hava değişimine gönderildi (1944), hem askerliğin hem hastalığın etkisiyle&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Harbe Gidenin Şarkıları&lt;/b&gt; adlı ikincikitabını yazdı. Bu kitabındaki şiirler o dönemde büyük yankılar uyandırdı.(1945).&lt;/span&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;İlk öykülerini de aynıyıl yayımlamaya başlayan Necati Cumalı, yaşamdan ve yaşanmışlıktan beslenen,aydınlık bir bakışla ve duru bir dille, gün ışığı dolu dizelere imzasını attı.Gücünü yalınlık ve özlülüğünden alan şiirsel dili, öykü, roman, deneme gibidüzyazı yapıtlarının ve oyunlarının temelinde ana malzeme olarak yer aldı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Kızılçullu Yolu&lt;/b&gt;’nda iyimser, aydınlık şiirler yazan Cumalı, Garip Akımı’nınbazı yönlerinden de etkilenerek yazdığı şiirlerinin birçoğunu Varlık dergisindeyayımladı. Dil ve anlam oyunlarından uzak, gündelik yaşama dair konularişleyerek halka daha yakın olmayı önemsedi. Ancak, Necati Cumalı’nınGaripçilere yakınlığı oldukça kısa sürdü. Şiirlerinde yoğun duygularını yansıtmayabaşladığı anda onlardan ayrılmış oldu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;OrhanVeli'nin öncülüğündeki 'Garip' hareketi ile Nâzım Hikmet'in başlattığı'Toplumcu-gerçekçi' şiir akımı arasında kendi üslubunu yaratan Cumalı,şiirlerine açık ve net bir görünümle birey halleri, gündelik hayat, toplum vedünya durumlarını yansıttı. Şiirimize kendine özgü bir ‘Necati Cumalı çizgisi’getirdiğini, özgür ve özgün bir poetikayı geliştirdiğini rahatlıkla ifadeedebiliriz. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Cumalı 1955'ten sonra şiirinyanında, öykü, oyun ve romanı da birlikte sürdürmeye önem verdi&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;. “Ben en güzel aşk şiirlerini hep elsürmediğim kadınlar için yazdım” &lt;/i&gt;diyen Cumalı'nın şiiri, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;kendi yatağında sükûnetle ve sabırla akangüneşli bir ırmağın akışına uyarlıydı sanki. Şiirlerinin birçoğunda yer alanGüler’in kim olduğu sorusunu Türk Dili Dergisi’nin Şubat 1981 sayısındakisöyleşide şöyle yanıtlamıştır: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“ Catullus'unLesbia’sı var. Benim de Güler’im. Şu var ki ben o şiirleri yazarken Catullus’unadını bile duymamıştım. Aşkı somutlaştırmak istedim, etli kemikli, canlı birgörünüm vermek için ad taktım şiirlerimdeki kadına...”&lt;/i&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;İlk dönem şiirlerinde Orhan Velive arkadaşlarının başlattığı Garip Akımı’na benzerlik olmasına karşın, bu akımatam olarak uymamış, Garip şiirini genişleterek kendi sesini ve tarzınıyakalamıştır. Halk söyleyişlerle yazma, günlük yaşamın içindeki şiiri yakalama;göze çarpmadan, sessizce yaşayan yoksul ve orta halli insanları anlatma, yaşamaçocuk duyarlığıyla bakma, kuralcılığı ve biçimciliği aşma, yalın ve duru birdili benimseme yönlerinden onlarla benzerliği olsa bile, İkinci Dünya Savaşı &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;karşısında Garipçilerin takındığı kaygısızlıklamaskelenmiş ironik şiiri değil, savaşın yıkımlarından duyduğu acıyı ve içindekikırılmaları içtenlikle yansıtan, duygu derinliği taşıyan şiirler yazmış, bu acılarınıdile getirirken umuda sürekli vurgu yapmıştır: &lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;Sözgelimi“Güzel Aydınlık” şiirinde umut, neşe, sevinç ve aşkı yaşamaktan duyulanmutluluk vardır. Onun içinde yaşayan masum ve temiz çocuktur bu aydınlığı onataşıyan, gözlerini güneşe açan… &lt;/span&gt;Bu şiirinin son dizeleri şöyledir:&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Biz fakirdik ama iyi insanlardık/Bollukyıllarında da/Felâket günlerinde de/Seni yanı başımda gördüm/Güzel aydınlık/Tatlıaydınlık” &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;Yaşar Kemal de NecatiCumalı’nın yaşlanmaz bir çocuk olduğunu söylemiştir, şairin 70. doğum gününde.&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;pre&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Birey-toplum diyalektiğindeki dengeleri çok iyi gözeten Necati Cumalı, savaş yıllarında olduğu gibi tüm yaşamı boyunca umudun aydınlığını içeren şiirler yazdı. İnsanlık için yüzyıllar boyunca anlam ve önem taşıyan toplumsal ve insani değerlerle ve geleceğe duyduğu umutla bağını koparmadı. &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Harbe Gidenin Şarkıları&lt;/b&gt;’yla başlayan içtenliği ve toplumsal sorunlara duyarlığıyla kendine özgü bir tarz yarattı. İkinci Dünya Savaşı’nın bunalımlı yıllarında tüm çağdaşları gibi, savaşa karşı içindeki duyarlılığı yapıtlarında yansıttı. Özgürlük, yurtseverlik ve barış izlekleri öne çıktı şiirlerinde. Evrensel duyarlılıkla kaleme aldığı şiirlerinde dünyanın acılarını omuzlamaya çalıştı. Bazen toplama kamplarındaki insanların dramını anlattı, bazen çöldeki savaşları, bazen de yoğun bir empati duygusuyla, nöbette zorunlu olarak bekleyen bir askerin çilesini evrensel bir bakışla dile getirdi:&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Sarışın bir nöbetçiyi unutmayacağım/Hep ona bakıyorum bir saattir/Sağ eli tüfek kayışında/Demin cebindeydi/Şimdi miğferini düzeltiyor sol eli/Göz kapakları açılıp kapanıyor kendiliğinden/Havada buğulanıyor nefesi/Geziniyor alışkanlıktan/Düşünmeden bakınıyor/ Niçin bilir mi?/İşine giderdi eskiden” &lt;/i&gt;diyen Necati Cumalı, bu şiirinde sanki Orhan Veli’nin “Harbe Giden Sarı Saçlı Çocuk”’unu nöbetteyken gözlemlemiş gibidir. Ne yazık ki bu çocuklar savaşın acımasızlığına yenilirler genç yaşta: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Bu saçlar hiç dökülmemiş/Dalgalı, gür/Dişler lekesiz, beyaz/Bu çocuk ne kadar belli/Hayata doyamadan gitmiş.” &lt;/i&gt;(Saçlar ve Dişler) &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“&lt;/span&gt;&lt;span style="color: windowtext; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Muharebe Görmüş Bir Adam Anlatıyor” adlı şiirinde dile getirdikleri içimizi acıtır:&lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;“Muharebede ne ölüm korkusu gelir/İnsanın aklına/Ne, evi barkı düşünürsün/Gezin üst kenarın ortasından/Arpacığın tepesinden/Beğendiğin yerini seçersin hedefin/Tetiği elin titremeden çekersin&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: windowtext; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Artık karşındaki sana benzemez/O da küçük bir dükkân işletir memleketinde/O da karısını sever/Onun da senin gibi/Küçük bir çocuğu var/Aklına bile gelmez/Artık senin yaşaman için/Onun ölmesi lâzımdır.” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: windowtext; font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Bu şiir çok yalındır; konuşma tonlamasıyla düzenlenmiş, günlük dilin kodlamalarıyla yazılmıştır. İnsani duyarlığın savaşta yok olması, kör-sağır-dilsiz kalan yürekler vardır dizelerde: “Ya ölecek ya da öldüreceksin…” demek ister ‘muharebe görmüş adam’. Savaşın, insanı robota dönüştüren acımasız gerçeğidir anlatılanlar…&lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/pre&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;i&gt;“Size sunuyorum bu şiirlerimi/Eytarihin hürriyet kavgalarında ölenler!”&lt;/i&gt;dizeleriyle Necati Cumalı, özgürlükaşkını dile getirdi ve bu uğurda ölenleri de selamladı.&lt;span style="color: #0000ee;"&gt;&amp;nbsp;Antonio Mochad&lt;/span&gt;’dançevirdiği “Savaş” adlı şiir, faşizmin acımasızlığı karşısında şairin evrensel &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;barışa, özgürlüğe tutkusunu dile getiren,duygu dolu bir çevirisidir. Bu şiirin içindeki duygu, Neruda’nın “Kalbimdeİspanya” ’sını anımsatır: &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Kinden garazdan bir elle, ey canım İspanya/-Denizler arası, denizeinen, enli lir-/Çizildi üstüne savaş bölgeleri bir bir,/En yığılı dağlarovalar, siper her kaya.&lt;span style="mso-bidi-font-style: italic;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;pre&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Garaz bir fırtına, alçaklık bir toz bir duman/Dalmış öz meşeliklerine elinde balta/Senin altın salkımlarından şarap sıkmakta/Toprağının tohumudur kaldırdığı harman&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bir kez daha - bir kez daha! - Ey gamlı İspanya,/Nen varsa rüzgâr taşan, denizle yıkanır ya/Hıyanete kurban, tüm kırdı geçirdi fesat&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Nen varsa kutsal, kirletildi unutularak/Tüm ne kaldıysa arıtmış bağrında toprak/ Sunuldu bir yağmaya, satıldı haraç mezat”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Necati Cumalı, bu dönemdeki şiirlerinde Garip Akımı’na özgü yer yer nihilistik ya da sürrealist tonlamalara yönelmedi. Garip şiiri, o korkunç savaşın yıkımları yüzünden insani değerler karşısındaki inancını yitirmiş, kavramların içinin boşaltılmasına, insanlığın yıkımına alaysamayla direnen bir şiir anlayışını öne sürerek kendini var etmişti. Bu sarsıcı ortamda derinlemesine düşünmek ya da yaşamı, yaşananları irdelemekten çok, yaşamı dümdüz, günübirlik yaşamak&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;önde geliyordu: Orhan Veli şöyle der: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Ekmek karnesi tamam ya, / Kömür beyannamesi de verilmiş; / Düşünme artık parasızlığı/ Düşünme yapacağın yapıyı/ El tutar ömür yeter/Yarına Allah kerim/ Dayan hovarda gönlüm”&lt;/i&gt; Başka bir şiirindeki&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Düşünme/ Arzu et sade/Bak böcekler de öyle yapıyor”&lt;/i&gt; dizeleri, savaşın yarattığı bunalımın farklı ve iç acıtıcı bir yansımasıdır. Bu durum, bence Garip şiirinin kendine özgü bir başkaldırısıdır. Başkaldırı duygusunu hiçlikte bulan, çocuksu-ironik bir yoldan protestosunu söylemeye çalışan şiirdir Garip Akımı şiirleri. Orhan Veli, şöyle der “Bayram” adlı şiirinde: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Kargalar, sakın anneme söylemeyin! Bugün toplar atılırken evden kaçıp/ Harbiye Nezaretine gideceğim/ Söylemezseniz siz macun alırım/ Simit alırım, horoz şekeri alırım/ Sizi kayık salıncağa bindiririm kargalar,/ Bütün zıpzıplarımı size veririm./Kargalar, ne olur anneme söylemeyin.”&lt;/i&gt; Orhan Veli, çok bilinen başka bir şiirinde “Hitler Amca” diyerek seslendiği Führer’e, evdeki teldolaptan tereyağını aşırmayı, bunu askerlerine yedirmesini teklif ederek onu ti’ye alır. “Cımbızlı Şiir” ise Orhan Veli’nin savaşa ironik bakışı ve yaşamdaki çelişkileri sergilemesi açısından bir doruk noktası oluşturur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/pre&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;Bu yıllarda, önceden belirttiğimgibi, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;1940 Kuşağı Toplumcu -Gerçekçihareketi de çok önemlidir. 1940 yılı, bir anlamda şiirimizde derin bir kırılmadöneminin başladığı yıldır. Yeni bir kuşak olduklarını dile getiren gençşairler, toplumsal sistemle tarihsel bir hesaplaşma içine girdiler. Siyasal,toplumsal, kültürel değişmeler, şiir sanatında özellikle içeriksel açıdandeğişmeler yarattı. “1940 şiiri, sınırlarımıza gelip dayanan faşizme öfkeninşiiridir.” 1940-1945 yılları arasında edebiyatımızda kendisini duyuran bu seste,geleneksel şiirimiz ozanlarının; Pir Sultan’ın, Dadaloğlu’nun, Köroğlu’nun başkaldıransesi de yankılanıyordu. Toplumsal sorunların çözümünü sosyalizmde gören bu şiiranlayışı, halkın bilinç düzeyini yükseltmeyi önemseyen bir tarzın öncülüğünüyaptı. Ercüment Behzat Lav, Hasan İzzettin Dinamo, A. Kadir, Ömer Faruk Toprak,Suat Taşer, Enver Gökçe, tek parti iktidarına karşı, antiemperyalist bir görüşleyazarak, ayak sesleri duyulan faşizme direniş ve başkaldırıyı şiirin olanaklarıölçüsünde yoğunlaştırdılar.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;Toplumculuk ve toplumsalsorunların şiir ve yazı yoluyla dile getirilmesi, Tanzimat’tan beriyönetimlerce pek hoş karşılanmayan ve toplumsal erki elinde bulunduran güçlertarafından, şairler ve yazarlar üzerinde çeşitli baskı, ceza ve yaptırımlarlakendini ifade eden bir süreçtir. Türkiye’de yönetimler 1940 Kuşağı’nın toplumcuyazın anlayışı karşısında da ağır, baskıcı bir tutum izlemişlerdir. NitekimNâzım’ın ardılı saydığımız 1940 Kuşağı şairlerinden Rıfat Ilgaz, Arif Damar,A.Kadir, Şükran Kurdakul, Attila İlhan, o dönemin çeşitli baskılarına uğramış,kitapları toplatılmış, hapiste yatmış ve sürgünlere gitmişlerdir. Bu kuşaktakiler,gerçekten de kendilerinden sonraki kuşaklar adına pek çok sıkıntıya katlanmışve çok büyük özverilerde bulunmuşlardır. 1940 Kuşağı, Nâzım'dan kökünü alarakbeslenip gelişen, İkinci Dünya Savaşı öncesinin ve savaş yıllarının kuşağıdır.Bu kuşakta da bazı nüanslar oluşmuştur şairlerin yönsemelerine göre. KimisiAhmet Arif'te olduğu gibi yerel söz ve söyleyişler içinde toplumcu unsurları vesimgeleri kullanmıştır. Kimi şairler kırılmalı dizelerle, ölçüyü yadsıyan,belli bir uyağı, ses dizgesini tutturan toplumcu şiirlerle Nâzım tarzını devamettirmişlerdir. A.Kadir, Enver Gökçe gibi kimi şairler de toplumculuğun dahabaşka özellikleriyle şiirlerini donatma özeni ve düşüncesiyle hareket etmişler,şiirlerini yeni biçim denemelerine de açık tutmuşlardır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;Rıfat Ilgaz, “Kahveler,Gazeteler” şiirine şöyle bir giriş yapar: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Kiminivurguncu yaptı 39 harbi/ Kimini karaborsacı./ Laf olur diye dost çayıiçmeyenler/ Mahkemelik oldu rüşvet yüzünden/ Gaz fişi, ekmek karnesi derken/Kimler karışmadı ki piyasaya./ “Kimini sefil etti 39 harbi,/ Kimini şairetti.”/ Beni de gazete tiryakisi. /Dadandık kahvelere ajans yüzünden”…&lt;/i&gt; Dildekiyalınlık ve şiirsel öyküleme tekniği açısından Necati Cumalı’nınkilere benzerbu dizeler. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;A. Kadir, “Çile” adlı şiirinde &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Sen orda bağrına bas dur en büyük çileyi,/ben burada en büyük çileyi doldurayım,/ ekmeğe muhtaç, hürriyete muhtaç, sanamuhtaç./ sen orda dalından koparılmış bir zerdali dalı gibi dur,/ ben buradazerdalisiz bir dal gibi durayım.”&lt;/i&gt; derken aşkı, özlemi umutsuzluğun içindengeçirerek anlatırken, yaşadığı dönemi de duyumsatır. Necati Cumalı da bu kuşağı‘kısmeti kapalı gençlik’ olarak görür; aşklar &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;umutsuzdur, kavuşmalar çoğu zaman bir hayaldenöteye gitmez.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;Arif Damar, 1945 yılında yazdığı“Gönlümce” şiirinde&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“Silahın düştü elinden,/bundan sonra birhayal parçasısın.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Dostların senigaripseyerek anacak,/ vakitsiz ölümüne üzülen bu küçük şiirde de/ benim gönlümegöre olacaksın.”&lt;/i&gt; diyerek savaşta yok olan gencin dünyasını evrensel birduyarlılıkla anlatır; artık o, bir ‘hayal parçası’na dönüşmüştür ne yazık ki…Bu bakış açısı ve duyarlılık, Necati Cumalı şiirinde de sıkça görülen bir olgudur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;Enver Gökçe, halk şiirinden gelensesi, söylemi ve imgeleriyle dönemi şöyle anlatır “Gelmeyen Bahar”da&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;: “Gel kardeşim, gel beri/ Hey kurt hey kuşhey börtü böcek/ Ah gidenler gelir mi geri/ Açar mı bugün dört bahardır kanayançiçek /Demek/ Daha bizim yaşımızda/ İnsanlar ölecek” &lt;/i&gt;(1943) Bu dizeler, içerikselyönden Necati Cumalı’nın şiirleriyle akrabadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;Ömer Faruk Toprak şu aydınlıkdizeleriyle, Necati Cumalı’nın işlediği konularla ve onun bakış açısıylaörtüşür: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“ ne kadar çok insan sevdik/yarın doğacak güneşi düşünerek/ dünya güzel hele bir sıcak somun/ bir kâseçorba bir demet gül/ inadına çok yaşasın isterim insanlar/ sevsinlerbirbirlerini yürekten/ kutsal bilsinler çalışmayı ve hürriyeti”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;Necati Cumalı tam anlamıyla 1940Kuşağı Toplumcu Gerçekçileri içinde olmasa bile, onu, edebiyatımızın toplumcuşairlerinden biri saymak gerekir. Özellikle &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;İmbatla Gelen&lt;/b&gt; kitabındaki “Karakolda” adlı şiiri, toplumcu anlayışlayazılan başarılı bir şiir örneğidir. Ağıtlar tarzındaki bu yapıtı, şiir biçimive biçemindeki bir öykülemedir yine. Bir tarla sınırı kavgası yüzünden komşusuÖmer’i vuran Ali ve onların ardında kalanların ağıtları, yürekleri kavurur buuzun şiirde. Altı bölümden oluşan şiir, öyküyle ağıtın el ele verdiği güçlütoplumsal motiflerle, Ege coğrafyasının renkleriyle bir yoksulluk destanıdır. Köylüleribu zorlu duruma düşüren, ne yazık ki yoksulluk, yoksunluk ve toplumsaladaletsizliktir. “Karakolda” &lt;span style="mso-bidi-font-style: italic;"&gt;çarpıcıimgeleri ve sözün gücüyle hemen dikkati çeker girişte&lt;/span&gt;:&lt;i&gt;“Bu sabahÖzbek’te/Silah sesiyle fırladık kapımızdan/Bu sabah silah sesine açıldı/Özbek’tepencere kanatları/Ağlamaklı bir gün ışığı doldu/Evlerimize ardımızdan/Mahzunbir gök/Gözlerimizin önünde asılı kaldı”&lt;/i&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-style: italic;"&gt; Şiirin &lt;/span&gt;son bölümündeki ağıtta ise şöyle söyler Özbek Köyü’nünyaşlı erkekleri:&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Özbek’in Akkum mevkiinde/Cebelledeniz arasında/Bir taşlı kireçli tarla/Bir iki sıska zeytin/Bir iki bodur ahlat/Güneşvurur kavrulur/Yağmur yağar yeşerir/Ayrık otları, çakalboğanlar, devedikenleri…&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Hey gidi fukara Ömer/Her gidi fukara Ali”&lt;/i&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;Necati Cumalı savaş karşıtlığı,insanların kardeşliği, evrensellik,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;yoksullara ve halk kesiminin yaşamına duyarlı konuları ve yurtgerçeklerini dile getirmedeki içtenliğiyle 1940 Toplumcu Kuşağı tarzıylaörtüştüğü,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“Karakolda” ’ya benzer birçokşiiriyle &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;dikkati çekti. Bu eğilimini,ilk üç kitabından sonra tam anlamıyla ön plana çıkardı;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;toplumcu simgeleri şiirinde giderek dahafazla yoğunlaştırdı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;Necati Cumalı, halkın sorunlarıve dertlerini iyi bir gözlemle ve yürek dolusu duyarlılıkla ifade edebiliyordu.Memet Fuat’ın Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi’nin Giriş yazısında belirttiği gibi:&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Avukatlığı, çevresiyle çok yakın ilişkileregirmesini, kasaba insanlarını, köylüleri iç dünyalarıyla tanıyarak bir yaşantıbirikimi edinmesini sağladı. Garip şiirinin çocuksu söyleyişlerinden halksöyleyişlerine geçerek toplumsal konulara yöneldi. Şiirlerine öykülemeyigetirmekten kaçınmadı. Giderek, öykü, roman, oyun türlerinde de yapıtlar verdi.Bu alanlarda yaygın bir ün kazanmasına karşın, ustalığını belirleyen rahat söyleyişlerleşiirini de sürdürdü.”&lt;/i&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;pre&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Nedir bu ‘rahat söyleyiş’le anlatılmak istenen? Bence şairin duruluk, akıcılık, içtenlik, yalınlık gibi anlatının ve şiir sanatının temel unsurlarının dokusunda gizlenmiş özü yakalaması; bu inceliği kavrayıp sezmesidir. Nasıl ki Âşık Veysel’in &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Güzelliğin on par etmez/ Bu bendeki aşk olmasa” &lt;/i&gt;dizesi çok kolay söylenmiş gibi durur fakat içerdiği estetik-psikolojik-felsefi anlam katmanlarıyla ciltler dolusu kitaba eşdeğer bir söylemdir; aynı şekilde Necati Cumalı şiirinde de bu olguyu görmek mümkündür:&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“&lt;span class="style101"&gt;Adını yazıyorum, saçlarını çiziyorum /Eğilip düşünüyorum boş kâğıtlara/&lt;/span&gt; &lt;span class="style101"&gt;Sensin işte, yalnız sensin sevdiğim/ Her haline ayrı bir şiir söylemeliyim.” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="style101"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Ya da,&lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Dolandım dolaştım boşandı yağmur/Saçım ıslak kunduram çamur/Eve döndüm yağmur getirdim/Ev yeşerdi ben yeşerdim” &lt;/i&gt;(“Eve Dönen”)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;span class="style101"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;dizelerindeki gibi bir rahatlık…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/pre&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;Sonuçta, NecatiCumalı, şiirlerinin eksenindeki umut ve insan sevgisiyle, Garip ve 1940 Kuşağı’ndanaldığı etkileri ve edindiği şiirsel birikimi, aydınlık bir potada eriterek yalınlığınizini süren, kendine özgü lirik şiirler yazdı. Necati Cumalı şiiri bence tüm bunedenlerle “özgün” bir şiiri kucaklar.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Özetle,şiirlerindeki konuların toplamı; bireyin güncel kaygıları, aşkları, sevinç veözlemleri, ayrılık ve acıları, barış, doğa sevgisi ve tüm bunların art alanınıoluşturan çağın ve dönemin sorunlarıdır. Şiirsel duyarlığını sudaki halkalargibi yerellikten evrenselliğe açabilen Necati Cumalı, yalnızca kırsal alanıdeğil, kentteki yaşamı da şiirlerine eklemlendirmeyi başarabilen bir şair oluşuylada dikkati çeker.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;Kendianlatımıyla savaş yıllarını şöyle dile getiriyor Necati Cumalı: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Bizler, çelişkili koşulların yaşamını bölükpörçük, parça parça ettiği bir kuşağız. (…)Kırklı yıllarda birden kendimizikararan gökler altında bulduk. Ekmeğimizi kazanmaya başlamamızla birlikteenflasyonun yükü altında kaldık, Oktay Akbal'ın deyimiyle önce ekmeklerbozuldu, lokmalarımız ufaldı. Özel yaşayışımızı düzene koymamız zorlaştı,evlenmek, ev açmak, ekmeğimizi güven altına almak, çözülmesi güç sorunlar oldu(…)Benbu kuşağın çilesini yaşadım. Sadece toplumsal şiirlerimle değil, yıkılanaşkları, yürek burukluğu ile de kuşağımın duygularının sözcüsü olmaya çalıştım.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;Bu sözlerininşiirsel kanıtı gibi durur şu dizeler:&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 13.5pt; margin: 0cm 0cm 3.75pt;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;…“Bilirim yalnızlık üşütür insanı/&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Kalp daima sevecek birini arar/Hatırlarbakışlarda kalan aklarını/&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;;"&gt;Avuçları hafif terli, yanakları al al/Ağaçlıklıyollarda akşam dolaşmalarını&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;pre&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="color: windowtext; font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;İlk yıldızlar karanlık basmadan doğar/Hafif çiçek kokuları gibi uçar içiniz/Yavaşlar eve dönerken adımlarınız/Esen rüzgâra, durur, kulak verirsiniz/Bakışlarınız bütün kadınlarla karşılaşır”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="color: windowtext; font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="color: windowtext; font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Kendi kuşağını anlattığı ve Melih Cevdet Anday’a adadığı “Kısmeti Kapalı Gençlik” ’te şöyle yazar: &lt;/span&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;“Üzgün kısmeti kapalı koca bir gençlik/Karşımızda canım İstanbul canım deniz/İçtik içtik kahırlandık bunca yıl dilsiz/Kimdik ki yaşamımızı berbat ettiniz/Sizlere el uzattık düşman gibi itildik &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="color: windowtext; font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;(…)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Kimse alamaz elimizden bu ümidi/Bunca yıl bu ümit bizleri tutan dimdik/Neydik düne kadar daha üç beş kişiydik/Çektik kapıları çıktık&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;evlerimizden/Meydanlara sığmıyoruz kardeşler şimdi.” &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Şiirin adı “Kısmeti Kapalı Gençlik” olsa da toplumsal ve bireysel umudu vurgulaması, gelecek güzel günlere inancı yine kendisini gösterir. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Necati Cumalı, daha sonraları ortaya çıkan İkinci Yeni Akımı’ndan, şiirde yeni ve daha farklı konuları işleme açısından etkilenmekle birlikte, onların anlam kapalılığını ve imge yoğunluğunu esas alan şiir anlayışlarına mesafeli durmuş, bu yönlerinden etkilenmemiştir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/pre&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Necati Cumalı, verimliliğini dil ve gönülaydınlığından, gün ışığı sevgisinden alan bir şiiri çoğalttı yaşamı boyunca.1968 yılında &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Yağmurlu Deniz&lt;/b&gt; adlışiir kitabıyla TDK Şiir Ödülü’nü, bütün şiirlerini topladığı &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Tufandan&lt;/b&gt; ile 1984 Yeditepe Şiir Ödülü’nüaldı. &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Kızılçullu Yolu&lt;/b&gt; ve &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Harbe Gidenin Şarkıları&lt;/b&gt;’ndan sonra1947’de &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Mayıs Ayı Notları&lt;/b&gt;’nı,1951’de &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Güzel Aydınlık&lt;/b&gt;’ı, 1954’te &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Denizinin İlk Yükselişi&lt;/b&gt;’ni, 1955’te &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;İmbatla Gelen&lt;/b&gt;’i, 1957’de &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Güneş Çizgisi&lt;/b&gt;’ni 1968’de &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Yağmurlu Deniz&lt;/b&gt;’i, 1970’te &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Başaklar Gebe&lt;/b&gt;’yi, 1974’te &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Ceylan Ağıdı&lt;/b&gt;’nı, 1980’de &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Aç Güneş&lt;/b&gt;’i, 1981’de &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Bozkırda Bir Atlı&lt;/b&gt;’yı, 1982’de &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Yarasın Beyler&lt;/b&gt;’i yayımladı. Yaşamıboyunca yayımladığı pek çok roman, öykü ve deneme de ayrı bir incelemenin konusudur.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;Necati Cumalı, “Niçinyazıyorsunuz?” sorusunu Şubat 1981’deki Türk Dili &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Dergisi’nde şöyle yanıtlıyor:&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Yenilmemek için. Yaşamımda mutluluklarımınyanı sıra, düş kırıklıklarım, acılarım, kırgınlıklarım oldu. Şiir,mutluluklarıma her kez yeniden yaşayabileceğim bir süreklilik kazandırdı.Acılarıma, düş kırıklıklarıma karşı zırh oldu bana. Umutsuzluğa kapılmamı önledi.(…)İlk uygarlıklardan beri insanlığın kutsal kalıtını sürdüren, kuşaktan kuşağaulaştıran en sağlam, en soylu sanat şiirdir. Cennetini bağışlar insana.Yaşamımızın bunca çamuru, çirkinlikleri arasından arınmış olarak çıkabiliyorsakbaşta şiirin gücüne borçluyuz bu direncimizi. İnsanlık şiiri yaratmasaydı, hergelen yeni kuşağa mutluluğu tanıtmak, güzelin, iyinin, doğrunun yönünügöstermek olanaksızlaşırdı.” &lt;/i&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;pre&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Aşktır, sevgidir, değiştirecek ve güzelleştirecek olan, dünyayı. Zulümleri bitirecektir &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;sevgi ve güneşin sıcaklığı. Güneş ve aydınlık metaforu şairin iç dünyasından, bilinçaltından yükselmektedir. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;“Aşk Delisi” şiirinde şunları dillendirir:&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;“Akan suyu severim ben/Işıldayan karı severim/Bir yeşil yaprak/Bir telli böcek/Yeşeren tohum/Güneşte görsem/Sevinç doldurur içime/Bir günü/Güzel bir günü/Güneşli bir günü/&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Hiçbir şeye değişmem/Onun için savaşı sevmem/Onun için zulmü sevmem/Onun için yalanı sevmem/Bilirim yaşamaz güneşte/Bilirim yaşamaz yan yana aşkla/Ne haksızlık/Ne korku/&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;Ne açlık”&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;span style="mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/pre&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="color: black; mso-bidi-font-weight: bold;"&gt;10 Ocak 2001'de seksen yaşında &lt;/span&gt;kansere yenikdüşerek yaşamını yitiren şair, çok sevdiği İzmir’in imbat rüzgârlarınıselamlayan Urla ilçesinde, her yıl 10 Ocak’ta anılmaktadır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-indent: 35.4pt;"&gt;Yaşam-ölüm döngüselliğini ruhununderinliklerinde sezinleyen Necati Cumalı, çevresindeki insanların birer birerazalışını, ölüp gidişlerini; artık kendisinin yalnızlığa ve toprağa daha yakınoluşunu dile getirdiği &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;“SonunaGeliyoruz” şiirinde, yaşanmışlıktan süzülen bir bilgelikle harmanladığı bir hüznüduyumsatır. Urla’nın, Ege’nin bir ‘toprak çocuğu’ olarak, aslına, özüne dönüyorgibidir:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 35.4pt;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“Sonuna geliyoruz dostum/Eksiliyorsoframızda/Bir bir iskemleler&lt;/i&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;pre&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Duyuyorum içimde/Yeşeriyor baş verip/Toprağa vereceğim tohum&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;span style="mso-tab-count: 1;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu yaştan sonra her şey/Uzak yakın bana eşit geliyor/Toprağı daha bir seviyorum”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="margin-left: 247.8pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/pre&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;b&gt;Kaynaklar:&lt;/b&gt; &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-indent: 35.4pt;"&gt;Behçet Necatigil, “Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü”, VarlıkYayınları, 1980.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-indent: 35.4pt;"&gt;Tahir Alangu, “Cumhuriyetten Sonra Hikâye ve Roman, C.III.”1965.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-indent: 35.4pt;"&gt;Türk Dili, Şubat 1981.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Türk DiliDergisi,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Ekim 1989. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-indent: 35.4pt;"&gt;Şükran Kurdakul, “Çağdaş Türk Edebiyatı”, C.III, BilgiYayınları, 1992.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Atilla Özkırımlı , “TürkEdebiyatı Ansiklopedisi”,C. I. Cem Yayınları,1982.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Türk Dili Dergisi,sayı: 30, Necati Cumalı Özel Sayısı, Mayıs 1992. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 35.4pt; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto;"&gt;Memet Fuat “Çağdaş Türk Şiiri Antolojisi”, Adam Yayınları ,1996.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 35.4pt; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto;"&gt;“Kuşadası’nda Öykü ve Şiire Yolculuk-&lt;st1:metricconverter productid="4”" w:st="on"&gt;4”&lt;/st1:metricconverter&gt;, (ortak kitap) A. Zeki Muslu,“Kırılma Dönemlerinin Şaire Etkisi”, 2007.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt 35.4pt; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto;"&gt;&lt;a href="http://www.urlaonline.com,mehmet/"&gt;&lt;span style="color: #0000ee;"&gt;www.urlaonline.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;strong&gt;HÜLYA SOYŞEKERCİ&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; (Eliz Edebiyat&amp;nbsp; dergisinde&amp;nbsp;yayımlandı. 2009)&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;pre&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;strong&gt;&amp;nbsp;&lt;/strong&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="margin-left: 247.8pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre style="margin-left: 247.8pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12pt;"&gt;&lt;a href="http://www.siirgen.org/siir/n/necati_cumali/index.html"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/pre&gt;&lt;pre&gt;&lt;span style="background: yellow; mso-highlight: yellow;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&lt;/pre&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 13.5pt; margin: 0cm 0cm 3.75pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-3541845105706527822?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/3541845105706527822/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=3541845105706527822' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/3541845105706527822'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/3541845105706527822'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2012/01/necati-cumali-siiri-ve-1940-kusagi.html' title='NECATİ CUMALI ŞİİRİ VE 1940 KUŞAĞI İÇİNDEKİ YERİ'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-REm8iQsQ0HQ/TwtP34LCjMI/AAAAAAAAAak/KUkk13gnmEQ/s72-c/NECATI%257E1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-7764453278180710903</id><published>2011-12-16T11:38:00.000-08:00</published><updated>2011-12-16T11:58:05.168-08:00</updated><title type='text'>Kısa öykü yazarı için dekalog</title><content type='html'>&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;Kısa öykü yazarı için dekalog&lt;/strong&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: large;"&gt;&lt;strong&gt;(José de la Colina)&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="messageBody" data-ft="{&amp;quot;type&amp;quot;:3}"&gt;&lt;div class="text_exposed_root text_exposed"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;img border="0" height="200" src="http://3.bp.blogspot.com/-LZ8Q17nYJAc/TuueCYiZttI/AAAAAAAAAaU/gwv_gqzGFL4/s200/kitap.jpg" width="200" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="text_exposed_root text_exposed"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;1. Uzun öyküler yazmak ve okumak hayatı kısaltır.&lt;br /&gt;  2. Kısa öyküler yazmak ve okumak hayatı uzatmaz, ama zenginleştirir.&lt;br /&gt;  3. Kaprisli, sürprizli, zamansız olmak kısa öykünün doğasında vardır. Munislikten, dakiklikten, tahminlerle örtüşmekten hoşlanmaz. Kısa öykü, basitçe, oluverir.&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="text_exposed_show"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;4. Kısa öykünün derinlikten yoksun olduğunu söyleyenlere yüz verme. Onları zamanında kim bilir kimin insanlık macerasını eksiksiz anlattığı şu kısacık öyküyle yanıtla: “Doğdum, yaşadım, öldüm.”&lt;br /&gt;5. Uzun bir öyküden kelimeleri atarak kısa bir öykü yaratabileceğini sanma sakın. Kısa öykü, huyu kurusun, tam kendine göre ve sayıda kelimeyle doğar.&lt;br /&gt;  6. Bir öykü, eğer kısaysa, iki  kere iyidir.&lt;br /&gt;  7. Ayakları yere basmayan bir kısa öykü, yerlerde sürünen bir uzun romana yeğdir.&lt;br /&gt;  8. Kısa öyküde öldüren… belki de, uzun romanda ölüverir.&lt;br /&gt;  9. Elli sayfalık bir öykü, eğer yeterince hızlı anlatılıyorsa, bir kısa öyküdür. (Ama şunu unutma ki, bu çok, çok zordur; elli sayfada kastedilen hıza ulaşmak pratikte imkansızdır.)&lt;br /&gt;  10.Tanrı, eğer varsa, bir kısa öykü olmalı… sonsuz bile olsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Río Mixcoac, 12 Haziran 2004.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-7764453278180710903?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/7764453278180710903/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=7764453278180710903' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/7764453278180710903'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/7764453278180710903'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2011/12/ksa-oyku-yazar-icin-dekalog-jose-de-la.html' title='Kısa öykü yazarı için dekalog'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-LZ8Q17nYJAc/TuueCYiZttI/AAAAAAAAAaU/gwv_gqzGFL4/s72-c/kitap.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-5156683013748623383</id><published>2011-11-12T11:33:00.001-08:00</published><updated>2011-11-12T11:35:48.563-08:00</updated><title type='text'>MODERNİST VE USTA</title><content type='html'>&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Sw8KCwHnN5A/Tr7JpKjMPAI/AAAAAAAAAaM/fCKAaN9vxws/s1600/imagesCAPVD49N.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/-Sw8KCwHnN5A/Tr7JpKjMPAI/AAAAAAAAAaM/fCKAaN9vxws/s400/imagesCAPVD49N.jpg" width="311" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;MODERNİST VE USTA &lt;br /&gt;FERİT EDGÜ&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;TÜYAP 2011 İstanbul Kitap Fuarı’nın onur konuğu Ferit Edgü, ülkemizde modernist edebiyatın öncüsü olan, öykü ve romanda biçim ve üslup denemeleriyle yeni bir çığır açan 1950 kuşağının çok yönlü bir yazarı. 1936’da İstanbul’da doğan Ferit Edgü, Güzel Sanatlar Akademisi’nde okudu, Paris’te seramik eğitimi aldı, Sorbonne’da felsefe, Louvre’da sanat tarihi kurlarını izledi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Sanat eğitimi ve sanat disiplini Ferit Edgü’ye edebiyatta yeni yaratımlara açılan özgün ve özgür anlatım olanakları ve farklı perspektifler sundu. Modernist sanat akımlarının, gerçekliği bambaşka görüş açılarıyla deneyimlemesinden etkilenen Ferit Edgü, kurguda parçalı yapıyı, dil ve üslupta anlam yoğunluğunu ve az sözcükle yazmayı esas alan, yalınlığın içinde inanılmaz bir derinliğe ulaşan minimalist öykü tarzını geliştirdi.&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;Kısa ve yoğun öyküler&amp;nbsp; &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Ferit Edgü’nün ilk öyküsü 1954’te Yeni Ufuklar dergisinde yer aldı. İlk dönem öyküleri oldukça iyimser, umutlu görünürken, 1956’dan sonra yazdıklarında varoluşçuluğun etkisiyle karamsar bir atmosfer yer alır. Umutsuzluk, boşluk, hiçlik gibi temaları işleyen, bireyin iç dünyasına odaklanan bu öyküler, yalın ve özlü diliyle ince bir şiirselliği çoğaltır. Ferit Edgü, çağdaş insanın yabancılaşmasını, bunalımını, varoluş sorunsalını işler; kentsoylu aydının iç labirentlerinde dolaşarak onun yalnızlık ve hiçlik trajedisini ustaca sergiler. Bu izleklere ölüm, yaşam, düş, insanlar arasındaki iletişimsizlik ve Doğu izlekleri eklenir; düşle gerçek arasında salınan, bazen tek cümlede yoğunlaşan öyküleri öne çıkar. Aforizmayı andıran bu yapılanma yazarın felsefe ilgisiyle de buluşur. Minimal öykülerinin bir kısmını diyaloglar ve soru-cevap tekniği üzerine kuran Ferit Edgü,&amp;nbsp; Sokratik diyalogları çağrıştıran bilgece bir ortam yaratır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Sanatta eski biçimleri yıkıp sürekli yeni biçimler aramayı ilke edinen Ferit Edgü her kitabında yeniliklere açılmayı, düşlerini ve düşüncelerini farklı kurgu ve söylemde dile getirmeyi amaçlar; dünyaya ve yaşama yaratıcı dilin içinden bakan bir dil ustasının tarzı ve edasıyla yazar. Düşsel/ gerçeküstü ögeler ve Kafkaesk boyut, öykü metinlerine içsel derinlik verir;&amp;nbsp; insanın iç dünyası bu düşselliğin içinde açılım ve anlam kazanma olanağı bulur. Ferit Edgü, Doğu Öyküleri, Kimse, O, Yaralı Zaman gibi eserlerinde yerelliği anlatıyor olsa da öz itibarıyla evrenselden hareket eder, mekân ve zamana göre değişmeyen evrensel insan gerçekliğini dile getirir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Ferit Edgü’ye göre, minimal öykü yazmak, “maddenin çekirdeğindeki atom gibi, öykünün çekirdeğini yazmaktır.”&amp;nbsp; Aristoteles’in, “Başlangıcın başlangıcı yoktur. Sonun da sonu yoktur. Ama orta’nın başı da vardır sonu da.” sözlerini anımsatan Ferit Edgü, öyküleri için şöyle der:&amp;nbsp; “Bu öykülerin ne başı var, ne sonu. Tam orta noktalara odaklanmış gibiler. Başını ve sonunu okura bırakmışım. Benzetmede kusur olmadığı doğru ise Tanrı’nın bizlere yaşamı bıraktığı gibi.” Gerçekten, minimal öykünün tamamlanamayan yapısı, yaşama benzer; o da sürekli oluşur, değişir, dönüşür.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Ferit Edgü’nün ilk öykü kitabı Kaçkınlar 1959’da yayımlandı. Bozgun (1962) ve Av (1967), Bir Gemide(1978) kitapları geldi ardından. Kaçkınlar’da toplumla çelişkiye düşen tedirgin ve yalnız bireyin yenilgisini işleyen yazar, insanın iç çelişkilerine odaklanır. Öykülerdeki dünya, bireye boğuntu veren karanlık bir yerdir.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bozgun, Av ve Bir Gemide’de aynı izlekleri sürdürdüğü görülür.&amp;nbsp; Av ve Bir Gemide’nin öykülerinde, bilinen gerçeğin öte yakasına geçer. Yazar, öykülerini iki çizgide değerlendirir; bunlardan biri gerçekçilik öteki ise fantastik ögedir. Çoğu kez aynı öyküde iki çizginin birleştiği ya da birbirini tamamladığı görülür. Ferit Edgü: “Fantastik ögeler ister istemez mantık dışıdır. Ama içinde yaşadığımız güncel olayların çoğu da mantık dışıdır. Bir Gemide’deki öykülerin en fantastik olanları bile güncel yaşamdan kaynaklanmaktadır.” der. Böylece, öykülerdeki fantastik ögelerin yaşadığımız hayata dokunma noktalarına ve anlam kırılmalarına dikkat çeker. Bu fantastik ögeler öykülerdeki Kafkaesk atmosferi oluşturan temel bileşenlerdendir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Bir Gemide’nin yayımlanma yılı, kanlı ve karanlık günlerin yaşandığı bir toplumsal döneme aittir.&amp;nbsp; Bu kitapta ‘kentin üzerindeki dayanılmaz kötü koku’, ‘nereye gittiği bilinmeyen düşsel bir gemi’ gibi alegorilerde şekillenen anlam katmanları aracılığıyla Ferit Edgü toplum ve bireyin derinliğine iner. Çığlık(1982) adlı kitabında dilin ve kurgunun çift yanlılığı etkileyicidir; öykülerde olay değil dildir izlenen. Dildeki yaratıcı tutumu Doğu Öyküleri’nde (1995) sürer. Suskun bir coğrafyadaki içe dönük insanların dünyasını,&amp;nbsp; az sözcüklü anlatım ve diyaloglarla dillendirir. Biçimde, söyleyişte yalınlığı esas alır; anlatıların dilsel örüntüsüne işleyen yalınlık sayesinde gizemli anlamlara açar öykü metnini.&amp;nbsp; Cortazar’ın “Kısa öykü gerçeğe doğru bir açılıştır; gözle görünmez bir noktanın akıl almaz bir büyüklüğe doğru açılışı, sınırlı ve bireyselin insanlığın özüne doğru açılışıdır.” sözünü doğrulayan bu anlatıların, bütün insanlığa açıldığı ince ince duyumsanır. Eylülün Gölgesinde Bir Yazdı(1988) uzun öyküsünü oluşturan metin parçalarında görsellik ön planda yer alır. Ferit Edgü, İşte Deniz, Maria (1999) ve Do Sesi’ndeki(2002) öykülerinde ‘az ve öz’ fikrini başarıyla sürdürür. Toplu öyküleri Leş adıyla yayımlanır. (2010)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;Şiirsel romanlar&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Ferit Edgü’nün, ilk adı “O” olan ve 1983’te Erden Kıral tarafından sinemaya uyarlandıktan sonra Hakkâri’de Bir Mevsim adını da alan ilk romanı (1977), yıllar önce yedek subay öğretmen olarak gittiği köydeki gözlem ve izlenimlerinin yazınsal dönüşümüyle oluşan bir eserdir. İçinde düşselliğe ve kurgusal imgelere de yer veren bu romanın şiirsel yapısı önemlidir. Düzyazı paragraflarıyla değil, dize düzeniyle sıralanır metnin cümleleri. Romanda iletişimsizlik, yabancılaşma, bürokrasi gibi Kafkaesk ögeler dikkat çeker. Ferit Edgü “O” romanından önce yazdığı Kimse(1976) romanıyla “O” arasındaki bağlantıya değinir: “O’yu Kimse doğurmuştur, aralarında kan bağı vardır, ama o kadar. Kimse hemen hemen tümüyle dile dayalı bir romandır. Dilin olanaklarını, olanaksızlıklarını bu roman içinde ele aldım. O’yu coşku yaratmak için yazdım. Kimse ve O yaşamın iki ayrı bölümüdür.” Dille ilişkisini de şöyle belirtir: “Tüm gününü sözcüklerle boğuşarak geçiren biriyim, bu nedenle sözcükler konusundaki titizliğimi hoş karşılayın.” Yazar dil ustalığına, sözcüklere titiz yaklaşımıyla ulaşmıştır. Her iki romanında doğunun karlı, sarp dağlarını, ıssız vadilerini ve yoksul insanların yaşama çabasını işler; Doğu izleğini Yaralı Zaman’da(2007) da sürdürür. Ferit Edgü, uzak bir geçmiş ve uzak bir coğrafyanın yüreğinde bıraktığı kederin tortusunu düşselliğe ve yazınsal yaratıcılığa dönüştürerek yazar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Öykü ve romanın yanı sıra Ders Notları, Yazmak Eylemi, Binbir Hece, Seyir Sözcükleri gibi deneme kitaplarıyla da ilgi uyandıran yazar, Yazmak Eylemi’nde, aynı olayın farklı farklı üsluplarla dile getirilmesinden hareket ederek, sanatta özgürlük ve özgünlük yaratma eylemi içindedir. Her zaman deneyselliğin, yazınsal keşiflerin, yenilik ve farklılıkların izini süren Ferit Edgü, modern edebiyatımızın usta yazarlarından biri olarak edebiyat tarihindeki yerini şimdiden almış durumda.&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; HÜLYA SOYŞEKERCİ&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;a href="mailto:hsoysekerci@gmail.com"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;hsoysekerci@gmail.com&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;br /&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Taraf Kitap 12.11.2011&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-5156683013748623383?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/5156683013748623383/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=5156683013748623383' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/5156683013748623383'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/5156683013748623383'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2011/11/modernist-ve-usta-ferit-edgu-tuyap-2011.html' title='MODERNİST VE USTA'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Sw8KCwHnN5A/Tr7JpKjMPAI/AAAAAAAAAaM/fCKAaN9vxws/s72-c/imagesCAPVD49N.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-7917133093126829310</id><published>2011-11-09T13:30:00.001-08:00</published><updated>2011-11-09T13:30:27.218-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://www.edebiyathaber.net/" target="_blank"&gt;&lt;img src="http://i1133.photobucket.com/albums/m581/okyanus1/edebiyathaber_banner.gif" border="0" alt="Photobucket"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-7917133093126829310?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/7917133093126829310/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=7917133093126829310' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/7917133093126829310'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/7917133093126829310'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2011/11/photobucket.html' title=''/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-6736585641937905999</id><published>2011-10-19T10:56:00.000-07:00</published><updated>2011-10-19T10:56:04.400-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-8-shdVUmq0Q/Tp8PA9v5maI/AAAAAAAAAZ0/olsFy__6AtE/s1600/BAR_1_%257E1.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://1.bp.blogspot.com/-8-shdVUmq0Q/Tp8PA9v5maI/AAAAAAAAAZ0/olsFy__6AtE/s1600/BAR_1_%257E1.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;Aklıselim zamanları...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-6736585641937905999?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/6736585641937905999/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=6736585641937905999' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/6736585641937905999'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/6736585641937905999'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2011/10/zamanlar.html' title=''/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-8-shdVUmq0Q/Tp8PA9v5maI/AAAAAAAAAZ0/olsFy__6AtE/s72-c/BAR_1_%257E1.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-48777633822649126</id><published>2011-09-30T04:03:00.000-07:00</published><updated>2011-09-30T04:03:25.896-07:00</updated><title type='text'>YAZARIN GÖLGESİ</title><content type='html'>&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-9QPPMipB6bc/ToWhnp73zOI/AAAAAAAAAZw/3YFRTNJHo_Q/s1600/Yazar%25C4%25B1n+G%25C3%25B6lgesi+kapak.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-9QPPMipB6bc/ToWhnp73zOI/AAAAAAAAAZw/3YFRTNJHo_Q/s400/Yazar%25C4%25B1n+G%25C3%25B6lgesi+kapak.jpg" width="241" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: center;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; line-height: 115%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"&gt;Kör Baykuş'a yakından bakın&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; line-height: 115%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 115%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;(“Yazarın Gölgesi, Sadık Hidayet: Ölüm, Kadın ve Kör Baykuş’un Yeniden Yazılışı”, Rıza Beraheni- Haşim Hüsrevşahi- Saba Kırer, İnceleme, Kavis Kitap, Ağustos 2011, 174 s., 12.50 TL)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;  &lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; line-height: 115%; mso-bidi-font-size: 12.0pt;"&gt;20. yüzyıl modern İran edebiyatını kuran yaz&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;arlardan Sadık Hidayet’in &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kör Baykuş&lt;/i&gt; adlı romanı (1936) dünya edebiyatında bir başyapıt olarak değerlendirilir. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kör Baykuş&lt;/i&gt;, İran edebiyatında romana bağımsız bir tür olarak yeni bir estetik değer kazandırdığı için tarihsel bir öneme sahiptir.&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Sadık Hidayet, eserlerinin önemli bir kısmının odağında yer alan ölüm ve intihar düşünceleriyle,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;kâbuslarla dolu bunalımlı bir dünya içinde &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;yalnızlık, gerçeklerden kaçış, boşluk duygusu ve ölüm gibi temel izlekleri sürdürür. Kafka, Poe, Çehov, Rilke gibi yazarlara yakın olan Sadık Hidayet, yarattığı yazınsal evrende çoğu zaman düşlerle gerçekleri bir arada işler. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kör Baykuş&lt;/i&gt;, zaman kavramının sekteye uğradığı;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanın iç içe geçtiği; gerçeklerle düşlerin karışıp kahramanların birbirine dönüştüğü özgün bir masalsı anlatıdır. Bu masalsılık yer yer gerçeklere dokunarak yazarın yaşamına ve birtakım kültürel kodlamalara açılır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Sadık Hidayet’in başta &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kör Baykuş&lt;/i&gt; olmak üzere birçok eseri, yapısalcı, psikanalitik, sosyolojik, feminist… okumalara açık; yoğun, derinlikli ve zengin metinler olarak dikkat çeker. İçerdiği anlam yoğunluğu dolayısıyla Sadık Hidayet’in eserlerine dair birçok inceleme, araştırma yapıldı; kitaplar, makaleler yazıldı. Onun sıra dışı dünyasına yorumsal açılımlar kazandırıldı; Sadık Hidayet ile eserleri arasındaki bağıntılar, farklı perspektiflerden ele alınarak işlendi. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Geçtiğimiz ay yayımlanan &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yazarın Gölgesi&lt;/i&gt; adlı ortak çalışma, Sadık Hidayet’le ilgili uzun zamana yayılmış bir araştırma sürecini kapsayan ilginç ve özgün bir inceleme kitabı olarak dikkati çekiyor. Rıza Beraheni, Haşim Hüsrevşahi ve Saba Kırer’in ayrı ayrı kaleme aldıkları ve birbirini bütünleyen yazınsal eleştiri metinlerinin toplamından oluşan kitap,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;yazarları tarafından “bir atölye çalışması” olarak nitelendiriliyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Kitaptaki yazılarda &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kör Baykuş&lt;/i&gt; odağa alınıyor; roman metnindeki bazı bulgular yazarın öteki metinleriyle ve yazarın yaşamındaki olaylarla karşılaştırılarak önemli sentezlere ulaşılıyor. “Kör Baykuş’un yeniden yazılışı” alt başlığıyla sunulan kitapta, psikanalizin verilerinden olabildiğince yararlanılarak Sadık Hidayet’in &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Diri Gömülen, Perde Arkasındaki Bebek, Üç Damla Kan, Karanlık Oda&lt;/i&gt; gibi sürrealist öykülerinde ve &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kör Bayk&lt;/i&gt;uş romanında işlenen ölüm-aşk-korku-intihar-ölümseverlik-ölüsevicilik gibi birtakım kavramlar ayrıntılı olarak ele alınıyor. Karakterlerdeki çift eşeylilik olgusundan hareketle bazı sonuçlara ulaşılıyor. Ölüm ve korkunun bir duyumsama olmaktan çıkıp birer varlık haline dönüşmesinde bireyin ruhsal yapısının işlevselliği üzerinde durularak Sadık Hidayet anlatısının asli niteliklerinden birinin bu dönüşüm süreci olduğu ifade ediliyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Kitap, akademisyen psikiyatr Yıldırım B. Doğan’ın önsözüyle açılıyor ve Sadık Hidayet’in &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Perde Arkasındaki Bebek&lt;/i&gt; öyküsüyle sürüyor. Rıza Beraheni imzalı yazıda öyküdeki cansız, ruhsuz bir vitrin mankenine âşık olan ve onu yaşamının odağına alan takıntılı, yalnız ve bunalımlı öykü kişisinin iç dünyasının psikanalitik açıdan çözümlemesi gerçekleştiriliyor. Anlatıcı konumundaki öykü kişisinin bakış açısından aktarılan öykü kadınlarının durumuna da dikkat çekiliyor. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Perde Arkasındaki Bebek&lt;/i&gt;’te, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kör Baykuş&lt;/i&gt;’ta ve yazarın öteki birçok öyküsünde kadınların, suskun, konuşmayan, sormayan, boyun eğen, edilgin, ölü ya da cansız varlıklar olmalarına; anlatıcı tarafından put, biblo ya da heykel konumuna indirgenerek şey’leştirilmelerine işaret ediliyor kitabın yazarları tarafından. “Kör Baykuş’un yeniden yazılışı” şu anlama geliyor: Eleştiri metni bir bakıma yeniden yazma girişimidir; eleştiri yazarken asıl metne paralel olan yeni bir metin üretilir; bir paralel dünya yaratılır. Bu, aynı zamanda asıl metnin içine girmek, onun içindeki bir parçaya müdahale etmek anlamına gelir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Rıza Beraheni’nin yazısında kişi adlarının etimolojisinden mitolojiye açılıyor; Freud’cu simgelerle bazı ipuçlarına ulaşıyoruz. Derin bir çözümleme içinde buluyoruz kendimizi; doğaya ve kadına egemenlik ilişkisinin Descartes’çı mantık bağlamında ele alınışının ilginç yorumlarıyla karşılaşıyoruz. Burada Doğu erkeğinin kadına bakışının Batı’nın Descartes’çı mantığıyla buluşmasına tanık oluyoruz. Bir anlamda Sadık Hidayet’in bazı eserlerinin feminist açıdan eleştirisi gerçekleşiyor ya da &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kör Baykuş&lt;/i&gt;’un yeniden yazımının taşıdığı itirazı görmemiz sağlanıyor: “Çünkü &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kör Baykuş&lt;/i&gt;’ta kadınlar konuşmuyor.” &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kör Baykuş&lt;/i&gt;’un yeniden yazılması “bu kadınların &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kör Baykuş&lt;/i&gt;’un anlatıcısının zihninde dil açması” anlamına da geliyor böylece. Metnin ayrıntılarından toplumsal kültürel kodlamalara geçiş yapılıyor.  &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Saba Kırer yazısında, George Bataille’in &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Annem: Göğün Mavisi&lt;/i&gt; adlı romanıyla &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kör Baykuş&lt;/i&gt;’u ölü çekiciliği, nesne ilişkileri, imge, mekân gibi öğeler açısından karşılaştırarak ilginç benzerlikler ve buluşma noktalarına ulaşıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Haşim Husrevşahi, Sadık Hidayet metinlerinde kadının durumunu analiz ederek intihar, ölüm, çift cinsiyetlilik, nekrofili, kişilik parçalanması olgularına yeni yorumlar kazandırıyor. Sadık Hidayet’te varoluş sorunsalının anne rahmine geri dönme;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;zamansız- mekânsız bir evrene açılma gibi nihai boyutlarını gözler önüne seriyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Kitapta belirtildiği üzere, Sadık Hidayet öykülerinin tersine çevrilip yeniden yazılması; &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;metnin sorgulanmasıyla; anlatıcının bakış açısından anlatılan-gösterilen- öldürülen kadınların suskunluktan konuşmaya geçişleriyle, dolayısıyla okurun yeni yorumu ve görme biçimiyle gerçekleşecek. Bu durum, bir uyanmayı ve farkındalığı beraberinde getirecek böylece. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Sadık Hidayet metinlerinin derin analizini gerçekleştirerek okurun zihninde yaratıcı düşünce ufukları açan bu inceleme kitabının son cümlesiyle sonlandıralım satırlarımızı: “Kadınlar konuşmadığı sürece öykülerdeki cehennemin kapıları asla kapanmayacak.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;HÜLYA SOYŞEKERCİ&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:hsoysekerci@gmail.com"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;&lt;span style="color: blue;"&gt;hsoysekerci@gmail.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;(&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;Radikal Kitap 30.09.2011)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-48777633822649126?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/48777633822649126/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=48777633822649126' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/48777633822649126'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/48777633822649126'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2011/09/yazarin-golgesi.html' title='YAZARIN GÖLGESİ'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-9QPPMipB6bc/ToWhnp73zOI/AAAAAAAAAZw/3YFRTNJHo_Q/s72-c/Yazar%25C4%25B1n+G%25C3%25B6lgesi+kapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-5220648190523415900</id><published>2011-09-22T13:57:00.000-07:00</published><updated>2011-09-22T13:57:42.277-07:00</updated><title type='text'>SANCILI BİR COĞRAFYADAN İNSAN HİKÂYELERİ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-CulsyuIc4fs/TnuhFNMilgI/AAAAAAAAAZs/0Vuuomm-NY8/s1600/237390b.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-CulsyuIc4fs/TnuhFNMilgI/AAAAAAAAAZs/0Vuuomm-NY8/s320/237390b.jpg" width="220" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; (Bekir Yıldız, Kaçakçı Şahan, Everest Yayınları)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Toplumcu çizgideki edebiyatın 1970’li yıllara damgasını vuran temsilcilerinden Bekir Yıldız, güneydoğuyu; özellikle Urfa ve dolaylarını dile getirdiği çarpıcı öyküleriyle ilgi uyandırdı. Törelerin, yoksulluğun ve çaresizliğin baskısı altındaki insanların dramlarına odaklanan öykülerini şiirsel ve akıcı bir dille; yerel sözcükler ve canlı diyaloglarla; sinematografik unsurlarla zenginleştiren yazarın &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Bedrana&lt;/i&gt;, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kara Çarşaflı Gelin &lt;/i&gt;gibi öyküleri sinemaya uyarlandı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;1970’lerin toplumsal yapısıyla ilgili ipuçlarının yer aldığı bu öykülerde, sancılı bir coğrafyanın resimlerini görmek mümkün: Toprak damlı evler, tozlu yollar, at koşturulan düzlükler, yalçın kayalar, susuz topraklar, ağa-töre-yoksulluk kıskacında yaşamaya çalışan insanlar… Günümüzde çok tartışılan töre cinayetleri, namus kavramı, kadının ezilmişliği gibi sorunlara o yıllarda işaret eden Bekir Yıldız, öykü kurgularını toplumsal gerçekler üzerinde temellendirmeyi vicdani bir sorumluluk olarak algılayan yazarlardandı. 20 Nisan 1973 tarihli Milliyet Sanat’taki söyleşisinde “Önemli bir gerçek var günümüz sanatçısı için; yerleşmemiş umutların, yaşanmamış sevgilerin, verilmemiş hakların alacaklıları yanında olmak.” diyerek edebiyattaki tavrını belirlemişti. Sabahattin Ali ile başlayan toplumsal gerçekçi öyküyü ve edebiyatta eleştirel tavrı izleyen Bekir Yıldız, 1998’deki ölümüne kadar, Anadolu insanının yaşamını, ağa-köylü ilişkilerini, törelerin acımasızlığını, kadının durumunu, kan davalarını, kaçakçılığı, Almanya’ya işçi olarak giden insanlarımızı ve onların Batı toplumuna yabancılaşmasını, kırsal kesim insanının kentteki yalnızlığını, evlilik kurumunun çarpık yönlerini eserlerinde dile getirmeyi sürdürdü. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;1971 Sait Faik Hikâye Armağanı’nı alan &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kaçakçı Şahan&lt;/i&gt;’ın yeni basımını okurken, birey-toplum diyalektiğini çarpıcı insan hikâyeleri üzerinden işleyen yazarın anlattığı dünyaya yeniden odaklanıyoruz. Yer şekilleri, mimarisi, yaşam tarzı, etnografyası, sarma tütünü, boğma rakısı, at-avrat-silah anlayışındaki erkekleri, çoğunu kaçakçılığa mecbur bırakan yoksulluğu, törelerin yok saydığı suskun kadınları, avlulardaki yalınayak çocukları ile güneydoğuyu dolaşıyoruz adım adım. Her solukta ayrı bir insan hikâyesiyle doluyor yüreğimiz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Kitabın ilk&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; &lt;/i&gt;öyküsü &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Gaffar ile Zara&lt;/i&gt;’da yoksul Gaffar’ın, ağanın baskısından kurtulup birey olarak özgürlüğe açılma mücadelesi yer alıyor. Toprak köleliğinden bireyliğe geçiş süreci, Gaffar’ın askerlik dolayısıyla büyük kentlerdeki farklı yaşamlara tanık olmasıyla başlıyor ve köye dönüşünde aldığı kararla pekişiyor. Bu karara göre Almanya’ya işçi olarak gidecek, yeni bir yaşam kuracak ve döndüğünde ağanınki gibi bir traktör alacaktır Gaffar. Traktörle temsil edilen yeni yaşam hayalleri Gaffar’a güç ve cesaret verir. Ağanın ve babasının temsil ettiği feodal değerlere sırt çevirir Gaffar; yepyeni bir dünyada insanca yaşama düşleriyle yol alacaktır artık. Gaffar’ın ailesi ve çocuklarıyla vedalaşmasında dramatik boyutlar kazanan öykü metni, bazı diyaloglarda cahilliğin ironisini de içselleştir. Gaffar’ın karısıyla konuşmalarında töre baskısı ve kadının hor görülmesi kendini alabildiğine hissettirir. Sevginin asla söze dökülmediği insan ilişkileri, neredeyse tüm coğrafyaya özgü bir olgusal gerçekliktir. Gaffar, yüzyıllarca sürmüş düzene ve törelere başkaldırarak umudun ardına düşer. Kısırdöngüyü kıracak cesur bir adımdır bu. Dinin ve geleneklerin, feodal sömürünün devamı için araçsallaştırılması, başarısızlığa uğrayan toprak reformu çabaları da öykünün diğer toplumsal boyutlarını oluşturur. Bekir Yıldız’ın birçok öyküsü gibi yaşamdan beslenen &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Gaffar ile Zara&lt;/i&gt; süreç halinde bir olaya yaslanır. Öykü biter ama süreç bitmediği için okurun zihninde devam eder. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Kitaba adını veren &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kaçakçı Şahan&lt;/i&gt;, heyecan yüklü, çarpıcı bir öykü. O yılların yasadışı sınır kaçakçılığı olgusu,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Şahan’ın şahsında dile getiriliyor. Karanlık gecenin en kör noktasında mayın tarlasında ilerlemeye çalışan Şahan’ın trajedisi, kahreden yoksulluğun, çaresizliğin sessiz ağıtlara dönüşen hikâyesini çevreliyor. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Büyük Yas&lt;/i&gt;’ta yörenin bir köy düğününe gidiyor; havaya sıkılan kurşunların ve rakıyla bulanıklaşan zihinlerin yarattığı başka bir insanlık dramına tanık oluyoruz genç gelin Gülsün’ün yaşadıklarında. Töreler gereği büyük bir yas başlatıyor Gülsün; bu başlangıç yürek sızlatan boyutlara ulaşıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Güzel Parmaklar&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;, kadının uğradığı akıl almaz haksızlık ve aile içi şiddeti dile getiren bir öykü. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Zırhlı Şamı&lt;/i&gt; öyküsünde namus cinayeti sonrasında bile çevrenin dedikodu ve aşağılamayı sürdürmesi, törenin acımasızlığını kanıtlar. Yenik düşmüş ve tüyleri yolunmuş Zırhlı Şamı adlı kuş, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;öldürülen genç kızın simgesidir adeta.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Kaçakçı Şahan&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;’ın sayfalarında heyecanlı bir filmin sahnelerini soluk soluğa izliyormuş duygusuna kapılıyoruz çoğu zaman. Yazarın, görselliği ve diyalogları etkili biçimde kullanmadaki başarısı, her öyküyü zihnimizin sinemasına uyarlama olanağı sağlıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Edebiyatın vicdanına duyarlı okurlar, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kaçakçı Şahan&lt;/i&gt;’da yer alan&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; &lt;/i&gt;öykülerin günümüzdeki izdüşümlerini ayrıntılarıyla görüp bu öyküleri özellikle kadın ezilmişliği, töre baskısı ve kadına yönelik şiddet bağlamında yeniden yorumlama olanağı bulacaklar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;HÜLYA SOYŞEKERCİ&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;a href="mailto:hsoysekerci@gmail.com"&gt;hsoysekerci@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Taraf Kitap 18.09.2011&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-5220648190523415900?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/5220648190523415900/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=5220648190523415900' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/5220648190523415900'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/5220648190523415900'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2011/09/sancili-bir-cografyadan-insan_22.html' title='SANCILI BİR COĞRAFYADAN İNSAN HİKÂYELERİ'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-CulsyuIc4fs/TnuhFNMilgI/AAAAAAAAAZs/0Vuuomm-NY8/s72-c/237390b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-7479883761687143635</id><published>2011-09-05T07:44:00.000-07:00</published><updated>2011-09-05T07:52:11.285-07:00</updated><title type='text'>“YOLDAŞIM 40 YIL” İLE BİR OKUMA YOLDAŞLIĞI</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-sa7snA7zu20/TmTgHJDEdGI/AAAAAAAAAZk/khj7i6oh9DM/s1600/yoldasim-40-yil-edebiyatta-40-yilinda-hulki-aktunc20101211085627.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-sa7snA7zu20/TmTgHJDEdGI/AAAAAAAAAZk/khj7i6oh9DM/s1600/yoldasim-40-yil-edebiyatta-40-yilinda-hulki-aktunc20101211085627.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;strong&gt;30.06.2011'de yitirdiğimiz değerli yazar Hulki Aktunç'un anısına&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;( Hulki Aktunç, “Yoldaşım 40 Yıl”, Edebiyatta 40. Yılında Hulki Aktunç, söyleşi Rıza Kıraç, Say Yayınları, İstanbul, 2008)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Yazarların yaşamöykülerinin, yazma serüvenlerinin, kendi edebiyat çevresindeki yaşantılarının en iyi tanıkları günceler, anı defterleri ve söyleşiler gibi birinci elden kaynaklardır. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Gerçek yaşamın izlerini süren günce, anı ve söyleşiler; kurmaca ve imgelem yönleriyle tanıdığımız yazarların gizemli dünyasına ışıklı bir pencere açmamızı kolaylaştırırlar. Bu noktada kurmacayla değil, yaşantılarla yüz yüzeyizdir artık. Son zamanlarda “nehir söyleşi” tarzında kitap boyutundaki çalışmalarla bir yazarın pek çok yönüne tanık olabiliyor; o yazarın yaşamının farklı birçok cephesini tanıma ve anlama olanağı bulabiliyoruz. Nehir söyleşiler günlerce, aylarca sürüyor; yazarın sözlerinin yanı sıra elinde bulundurduğu belgeler ve mektuplarla; resim, fotoğraf gibi görsellerle, bu edebiyat tanıklığı muhteşem bir yazınsal/toplumsal/ tarihsel zenginliğe dönüşüyor. Nehir söyleşiler, yazarın zihinlerdeki imgesine çok boyutluluk da kazandırıyor. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Rıza Kıraç’ın, değerli yazar ve şair Hulki Aktunç’un edebiyat hayatının 40. yılı dolayısıyla 2008’de gerçekleştirdiği ve “Yoldaşım 40 Yıl” adıyla yayımladığı nehir söyleşi de böyle bir yoğun anlam dünyasını çoğaltıyor kendi içinde. Rıza Kıraç’ın içtenlikli sorularına Hulki Aktunç’un yanıtlarını okurken, bir yazarı oluşturan iç ve dış dinamikleri yakından görme, tanıma, yorumlama olanağı buluyor ve anılar yolculuğunda bir okur olarak yazarın yoldaşı olduğumuzu duyumsuyoruz. Yolumuz, yazar Hulki Aktunç’la beraber nice hayatlara, nice olaylara, edebi ve siyasi kişiliklere, nice tanıklıklara açılıyor; yazarın dünyasını anlama çabası, yazarı oluşturan ortamı da tanıma ve anlama çabasına dönüşüyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Arada yer alan anekdotlar, fıkralar ve gülümseyen/gülümseten anılar bu okuma serüvenine bambaşka renkler kazandırarak ilerliyor. “Yoldaşım 40 yıl” da keyifle okunan bir nehir söyleşi olarak edebiyat tarihi içinde hem Hulki Aktunç ustanın önemini ve değerini vurguluyor; hem de ülkenin son kırk- elli yılının başlı başına bir kültürel-siyasal panoramasını canlandırıyor gözümüzün önünde. Hulki Aktunç’un bir sanatçı ve edebiyatçı olarak çok yönlülüğünü ilgiyle okuyor; emek verdiği her alanda ustalıklı işler gerçekleştirdiğini görüyor ve onun edebiyat dünyasına katkıları üzerinde bir kez daha düşünüyoruz.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Yazarın öykü, roman, günce, anı, şiir, makale, deneme, eleştiri gibi pek çok yazınsal türün tam hakkını verdiğine tanık oluyor, bir yandan da resim sanatındaki yeteneğini geliştirerek, sergilere katılacak nitelikte çalışmalara imza attığını görüyoruz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Kitabı okurken en çok düşündüğüm konulardan biri şu oldu: Bir yazar yaşamı boyunca yazdıklarına ne kadar çok emek verirse; dili ne kadar başarılı kullanırsa, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;bilgi, kültür ve deneyimini ne kadar çok arttırır ve yazılarını bu sağlam temeller üzerinde yükseltirse, o kadar güzel ve nitelikli eserler yaratmayı başarıyor. Hulki Aktunç’un engin bir kültüre sahip olduğunu, küçük yaşlarından itibaren kitap okumayı bir tutkuya dönüştürdüğünü; gerçek bir kitapsever olarak yaşamını “okuma sevdası” üzerine kurduğunu gördüm satırların arasında. Bu sevda giderek yaratıcılığın coşkusuna bürünecek; &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;“okumadan” duramadığı gibi “yazmadan” da duramayacaktır Hulki Aktunç. Okumak ve yazmak, onun için yaşamsal önemde bir eyleme dönüşecektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Yoğun okumaların yanı sıra insanları ve toplumu da çok iyi gözlemliyor Hulki Aktunç. Erkenden başladığı okuma serüveninde yıllar içinde bilgiden bilince doğru açılıyor zihninin kapıları. Toplumdaki çelişkilere, insanların hatalarına gözlerini kapayamıyor; haksızlık ve adaletsizliklerden rahatsızlık duyuyor. Bu durum, onu yavaş yavaş özgürlük, demokrasi, toplumsal adalet, eşitlik, kardeşlik… gibi sosyal değerlerle buluşturacak ve siyasete; özellikle toplumcu siyasete ilgi duymasını sağlayacaktır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Okuduğu askeri liseden, yazdıklarına ve okuduklarına müdahale edilmesi; kısacası düşünce özgürlüğünün kısıtlanması nedeniyle ayrılıyor Hulki Aktunç; oradan, yaşamı için rehber olacak sıkı bir çalışma disiplini aldığını da inkâr etmeden. Askeri lisenin duvar gazetesinde başlayan yazma serüveni, Kadıköy’ün ilerici, aydın, sosyalist gençleriyle bir araya gelip yepyeni bir dergi çıkarma aşamasına ulaşıyor. Bu gençler arasında Selim İleri, Naci Çelik, Taylan Altuğ da vardır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Doğduğu evi, mahalle ve çevresini anlatırken, babasının dükkânının bulunduğu Kadıköy çarşısını dile getirirken, ardında kalan anılara Hulki Aktunç’un sevgiyle yaklaştığı dikkatimizi çekiyor. “Kadıköy çarşısı, bir diller yelpazesiyle, diller ormanıyla karşılaştığım bir yerdi ve benim için inanılmaz bir şanstı yani.” (s.19)&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;diyor. Çok kültürlülüğü, doğma büyüme pek çok İstanbullu gibi, içine doğmuş olduğu İstanbul kültürüne özgü bir yaşama tarzı olarak doğallıkla benimsiyor Hulki Aktunç. Ermeni, Rum, Musevi, Kürt… her kültürden arkadaşı vardır çocukluğunda. Pek çok dile, farklı kültürlere açmıştır gözlerini.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Yazarın deyişiyle, bu, “inanılmaz bir dil bereketidir.” “Bu durum insanı kendiliğinden kendi dilini diğer dillerle karşılaştırma durumunda bırakıyor ve bu yıllar sonra yazacağım Büyük Argo Sözlüğü’nün temelinde yatıyor.”(s. 18) diye belirtiyor Hulki Aktunç. Okuma tutkusunun çocukluk yıllarına uzanması gibi, dillere ilgi duymasının kökeni de çocukluğuna dayanıyor. Hulki Aktunç özellikle sözcüklerin kökenine inme, ilk anlamı keşfetme tutkusunu açıklarken önemli bir ipucu veriyor: “Sözcüğün kökenine indiğinizde sözcüğün tarihi ve sonra sosyolojisi ortaya çıkıyor.”(s.20) Olgusal bağlamda ele alındığında dilin tarihsel, toplumsal bağlantılarından koparılamadığı gerçeğini vurguluyor burada.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Hulki Aktunç, hayatla ilgili ilk dersini bir balıkçı ustadan alıyor öncelikle. Yazarın balıkçı ustaya dair çocukluk anısında bir Sait Faik öyküsü tadı var. Çocukluğunda belleğinde iz bırakan insan tiplerini, birer karakterler geçidi halinde dillendirip gözümüzün önünde canlandırıyor. Bu arada 6-7 Eylül olaylarının Kadıköy çarşısındaki görünümleri, çocuk Hulki Aktunç’un belleğinde darmadağınık ve çok derinlerde kalan izler bırakıyor: “Dehşet içinde yıkıntıların arasında yürüdük, bunu hatırlıyorum, bir yıkım nehrinin içinden yürüdük.” diyor. (s.29) Hulki Aktunç, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Göz Bağı&lt;/i&gt; adlı öyküsünü 6-7 Eylül’ün bir izleniminden yola çıkarak yazdığını belirtiyor. Yaşadıkları, gördükleri bire bir olarak “Hulki Aktunç edebiyatında” yer almıyor. O, yaşadıklarını “anlatan” bir yazar olmadığını, yaşadıklarını “yeniden yorumlayan”, imge ve izlenimlerini “dönüştüren” bir yazar olduğunu dile getiriyor söyleşi boyunca. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Hulki Aktunç,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;yaşadıklarından yakaladığı bir imge ya da izlenimin ardına düşer ve yaşananı dil estetiği içinde dönüştürerek, ona sanatsal anlamlar yükleyerek yazar. Büyüdüğü ev, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Bir Çağ Yangını&lt;/i&gt; romanının mekânını kurar ama yazar bu romanını kesinlikle otobiyografik bir roman olarak nitelendirmez:&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“Yaşadığım ev açısından yüzde yüz otobiyografik bir mekân ama benim yaşadıklarım açısından kesinlikle otobiyografik bir roman değildir. Mekân olarak o ev vardır sadece. Kişileştirilmiş ev. Belki de &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;ben&lt;/b&gt;, o…” der. (s.15) Bu evin cumbasıyla ilgili anlattıkları mutlaka okunmalıdır diye düşünüyorum. Ahşap evin cumbasının bir çocuk için ne anlamlara geldiğini, sokağa uzanan cumbanın hangi çocuksu düşlere pencereler açtığını,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;cumbanın farklı pencerelerinden bakan çocuğa görme biçimleri açısından ne gibi pratikler kazandırdığını görmek ve anlamak için… Çocukluğunu, Darıca’nın cumbalı ahşap bir evinde geçirmiş biri olarak, o an Hulki Aktunç’la bir ruh yakınlığı kurduğumu duyumsadım. Sanki aynı cumbadan bakmıştık evlerimizin bulunduğu sokağa…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Öğretmenleri de önemli bir yer tutar Hulki Aktunç’un çocukluk ve ilk gençlik dünyasında. İlkokul öğretmeninin Ahmet Rasim’in kızı olduğunu çok yıllar sonra, Ahmet Rasim’in bir anı kitabından tesadüfen öğrenecektir. Öğretmeni Rasime Hanım için şöyle söyler: “Beni çok iyi yetiştirmesinin yanı sıra bir de bu alçakgönüllülük dersini verdi.”(s.34)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Sonrası askeri okul... Babasının karşı çıkmasına rağmen ailesine yük olmadan okumanın tek yolu olarak görür askeri okulu.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Askeri ortaokul sonrasında askeri lise için Erzincan’a gitmek zorunda kalır ve müthiş bir kültür şoku yaşar Hulki Aktunç. Henüz 14 yaşındadır.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Erken yaşta yoksul Anadolu’yu ve Anadolu insanını yakından tanır. Bu döneminde sürekli günceler tutan ve kitap okuyan bir Hulki Aktunç vardır. Yaz tatillerine İstanbul’a geldiğinde yerli ve yabancı klasikleri bol bol okur; Çehov, Gogol, Dostoyevski, Sait Faik, Orhan Kemal… Sonrasında okuldaki duvar gazetesine yazdığı yazılar, okuduğu kitaplar gibi konularda karşılaştığı bazı sıkıntılar ve baskılar… Ve askeri okuldan kaçış gibi bir ayrılış…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Okuma tutkusu ona sağlam bir bilinç kazandırıyor; onda bireysel-toplumsal farkındalıklar yaratıyor. Hayatta gördüğü, tanık olduğu olumsuz ve dengesiz durumları, birtakım adaletsizlikleri sorgulamaya başlayan aydın bir genç oluyor Hulki Aktunç. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Okumaya, yazmaya devam ederken, bir yandan resim çalışmalarını sürdürüyor. İstanbul’da ufak bazı işlerde çalışarak harçlığını çıkarırken,&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;toplumsal bilincini bir parti (Türkiye İşçi Partisi) çatısında örgütlü mücadele içinde geliştirmeye devam ediyor. Sonrasında Kadıköy’deki kitapçıda tanışıp dost olduğu Vedat Günyol’un &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yeni Ufuklar&lt;/i&gt; dergisine yazdığı bir yazı dolayısıyla, yazarlıktaki ilk telifini alıyor. “O yıllarda en sıkı kankalarım olan Selim İleri, Taylan Altuğ ve Naci Çelik’e Cumhuriyet Meyhanesi’nde rakı ısmarladım ve cebimde de para kaldıydı üstelik.” (s.59) diye anlatıyor Hulki Aktunç. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;O zamanlar İstanbul Radyosu’nda Orhan Boran’ın sunduğu İpana Bilgi Yarışması’nı iki kez kazanarak “Şampiyonlar Şampiyonu” olduğunu ve inanılmaz paralar kazandığını da tatlı tatlı anlatıyor. Kazandıklarıyla devlete borcunu ödüyor, kalanıyla kendine kitaplar alıyor yazarımız… Yine kimseye yük olmadan…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Sayfalar ilerliyor ve Rıza Kıraç’ın sorularıyla devam ediyoruz Hulki Aktunç ustayı tanımaya. Edebiyat çevresi oluşturma ve Kemal Tahir’le tanışma dönemi geliyor sonra. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yeni Edebiyat &lt;/i&gt;dergisinde yayımlanmak üzere öyküler seçen Kemal Tahir, Hulki Aktunç’un gönderdiği bir öyküyü kırk öykü arasından seçerek dergiye alıyor ve sonrasında haber göndererek onunla tanışma isteğini belirtiyor. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Hulki Aktunç, Kemal Tahir’in evine çay içmeye gittiğinde Kemal Tahir, “Hulki Bey, merak ettim bu dili nereden getiriyorsunuz ve bu dille roman yazabilir misiniz?”diye soruyor. “Efendim, bu dilin iki kaynağı var, ben tarihsel metinlere, geleneğe tutku duyuyorum, seyahatnamelere, tarihlere, halk öykülerine büyük bir tutkuyla bağlıyım.”(s.75) diye anlatıyor Hulki Aktunç. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Kemal Tahir’le yazın dostu olmalarına rağmen hiçbir zaman Kemal Tahir’ci olmadığını vurgulayan yazar, Kemal Tahir’den kuşkuculuğu, sorgulamayı, eleştirel düşünmeyi öğrendiğini de önemle belirtiyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;İpana yarışmasından gelen parayla kendine bir de yeni daktilo alan Hulki Aktunç, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;edebiyat yolunda adım adım ilerlerken Kemal Tahir’in bu olumlu yaklaşımıyla biraz daha cesaret kazanıyor. İlk öyküsünü 1969’da &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Soyut &lt;/i&gt;dergisinde yayımlamış olduğunu söyleyen Hulki Aktunç, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Günler&lt;/i&gt; kitabında Cemal Süreya’nın kendisi için “Türkçenin seramik ustası” diye söz etmiş olmasından o denli onur duyuyor ki, bu nitelemeden sonra “hiç kimsenin söylediği umurumda değil.” diyor içtenlikle. Rıza Kıraç önemli bir soru soruyor yazarımıza: “Türk edebiyatında nasıl bir boşluk gördünüz ki, öykü, roman, şiir yazmaya başladınız?” Yanıtı Hulki Aktunç’un edebiyat-sanat anlayışını net olarak görmemize olanak veriyor: “Öyküde, şiirde, roman ve resimde de geleneksel değerlerden bugüne avangardize ederek, öncü uçlar kazandırarak birçok şey getirilebileceğini kanıtlamaya çalıştım. Bu yüzden varım. Gene bu dil yüzünden bazı yabancılar ‘sizin şu öykünüzü çevirmeye çalıştık çeviremedik,’ demişlerdir. Çeviremesinler, gurur duyarım. Ece Ayhan’ı çevirip de ne yapacaksın? Yabancı dile çevirebilir misin Ece Ayhan’ı? Mümkün değil.” (s.79) Bu bağlamda Hulki Aktunç edebiyatını “avangart edebiyat” içinde değerlendirmek mümkün görünüyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Nehir söyleşi içinde Hulki Aktunç’un hem TİP içindeki çalışmalarına hem de hayatını kazanmak ve kimselere yük olmamak yönündeki çabalarına tanık oluyoruz. Meydan Larousse Ansiklopedisi’nde önce düzeltmen sonra da redaktör olarak çalışmasını, burada Hakkı Devrim ve daha pek çok gazeteci- yazarla arkadaşlıklarını okuyoruz.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Oğuz Atay’ın, Ece Ayhan’ın, İsmet Zeki’nin, Oktay Akbal’ın, Vedat Günyol’un… pek çok edebiyatçı ve yazarın Meydan Larousse bünyesinde çalıştığını Hulki Aktunç’un tanıklığıyla öğrenmiş oluyoruz. Kültür tarihimizde önemli bir yeri olan bu ansiklopedi çalışmasına hepsi bir şekilde katkıda bulunmuşlar, sonucunu çıkarıyoruz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Hulki Aktunç daha sonra Manajans’ta reklam yazarlığına başladığını anlatıyor. Reklam yazarlığı Hulki Aktunç’a edebiyat açısından çok şey kazandıracaktır: “Reklam dili, reklam iletisi çoğu kez sözcük tasarrufuna dayalı bir ileti yoludur. Sözcük tasarrufu size çok şey öğretir.” (s.108) diyor. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Eksilterek, azaltarak yazmak, Hulki Aktunç’un hem romanlarına hem de öykülerine damgasını vuran bir olgudur gerçekten. Reklam yazarlığı konusundaki söyleşisinden çok ilginç şeyler öğrendim. Mesela Faulkner, Hemingway, S. Lewis, Huxley gibi yazarların da bir zamanlar reklamcılık yapmış olduğunu bilmiyordum doğrusu…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;“İçeriği kof olan yapıtlarda dilin de genellikle çürük olduğu” tespitini yapıyor Hulki Aktunç. İyi bir yazar olmak için iyi bir dili şart koşuyor. Yazınsal estetiğin temelini oluşturan dil olgusuna işaret ediyor; böylece bir yapıtın dil üzerinde yükseldiğini, dil içinde şekillendiğini yeniden düşündürüyor bizlere. “Romanlarımda, öykülerimde, şiirlerimde dil benim en önemli malzemem olduğu için, geçmişimizdeki dil hazinelerini çocukluğumdan beri yuttuğum, değerlendirmeye çalıştığım için, yazdıklarımı, öykülerimi bu çabaların belirlememesi imkânsız. Yazı dilimi de, biçemimi de elbet. İş ki, dil ve anlatım geleneklerini dingin ve edilgin bir biçimde değil devingen ve etkin yaklaşımlarla değerlendirelim. Onlara teslim olmayalım, onları geliştirmeye çabalayalım.”(s.153) sözleriyle dil ve yazın geleneğinden yararlanma biçiminin nasıl olacağını/olması gerektiğini gösteriyor. Öğeleri aynen almak, taklit etmek yani “dingin ve durağan” biçimde geleneği kullanmak değil; tam tersine “etkin ve devingen” bir yaklaşımla gelenekten yararlanmak;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;geleneğin öğelerinden, renklerinden, seslerinden… hareket ederek yepyeni bileşimlere, sanatsal bütünselliklere ulaşmak; geleneğe dinamizm ve yepyeni bir estetik kazandırmaktır yazarın amacı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Rıza Kıraç yazarın romanlarındaki kurgusal yapının üzerinde de durarak “Anlatılan olaylar, olgular öyle kopuk kopuk ve minimal ki, başka bir yazar sizin bir sayfanızdan, hatta bir paragrafınızdan yola çıkarak on sayfa yazabilir.”&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;yorumunu yapıyor. Hulki Aktunç usta, bunun bir mozaik tekniği olduğunu belirterek, “Mozaiğe ne kadar yakından bakarsan o kadar az şey görürsün, ne kadar genele çıkarsan o kadar geneli, bütünsel olanı görürsün.” diyor ve ekliyor:&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“Bu teknik iki romanımda da var, şu an yazmakta olduğum &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yedi Kırk Beş’&lt;/i&gt;te de aynı tekniği geliştirerek kullanıyorum. Belli parçalardan oluşan bir anlatı ama kimi parçalar eksiltilmiş. Özellikle yapılmış bir eksiltme o, ille okuyucuya, ‘gel seni burnundan tutayım da gezdireyim, sen ancak bundan anlarsın,’ mantığıyla giriş, gelişme, sonuç bölümleriyle yazan biri olmadım. Bu yüzden beni en çok etkileyen yabancı yazarlar da daha küçük yaşlarda okumaya başladığım Franz Kafka, Faulkner, Woolf, Joyce gibileri olmuştur. Giriş var mıdır, gelişme var mıdır, son mudur belli değildir onun romanında. Yani çağdaş romanı, modern romanı bulunduğum yerden yazmak istedim.”(s. 153-154)&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;Bu sözler, “Hulki Aktunç edebiyatının” biçim ve biçemde yenilik arayışları içinde olan modernist edebiyata eklemlendiğinin; &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;yeniliğin, çağdaşlığın ve modernizmin izlerini taşıdığının bir kanıtıdır. Aynı zamanda Hulki Aktunç’un romanda kurmacayı kronolojik zamana göre oluşturmadığının, bilinçaltının zaman ötesi /parçalanmış zaman algılamalarını esas alan ve bilinç akışı tekniğine yakın duran bir tarzı öncelediğinin de somut bir ifadesidir. Yukarıdaki sözlerinden başka bir yorum daha çıkarmak mümkündür bana kalırsa: &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Hulki Aktunç “etkin okur” kavramına önem veren, okuru da metin içi yolculuğa dâhil eden; metin içi anlamları, eksiltili yapıdan ve mekânsal/zamansal boşluklardan çıkarsayabilecek “yaratıcı okur”a seslenen bir yazardır. Kendi yaratıcı serüvenine okuru da çağıran ve böylece metnin içinde oluşan yoğun anlamlar senfonisini okurla birlikte oluşturup yaratan bir yazar… Bu bağlamda da modernist çizgide bir yazardır Hulki Aktunç… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Romanlarından &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Son İki Eylül&lt;/i&gt;’ü yapısal anlamda şizoid olarak nitelendiriyor ve yazarken psikolojiden de yararlandığını belirtiyor. Şizoid ve paranoid kavramlarına yeniden dikkatimizi çekerek, sanatçıların dünyasını şöyle anlatıyor: “Sanatçının bilinçli yaptığı iş, gerçekliğin bir kısmını alıp çıkartmak ve onu yansıtmak ve de mümkün olduğunca yorumlamak. Bu yolla görünen temel gerçekliğin hakikatini aramak…” (s.157) Romanında “Türkiye deliler hastanesini” bir alegori olarak kurgulayan yazar, 12 Eylül sonrasında bir akıl yarılması yaşadığımızı, birilerinin aklımızı yardığını ve bu yarılma sürecinin günümüzde de devam ettiğini dile getiriyor. (s. 159) Öykülerinden de söz eden Hulki Aktunç, sanatçının hazır söyleme yüz vermemesinin hatta onu yıkmaya çalışmasının önemini vurguluyor ve “öykülerimi özünün gerektirdiği yeni bir biçimde yazmaya çalıştım.” diyor. (s.163)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Toplumsal siyaset konusunda Hulki Aktunç’un &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;“dikey çelişkiler” ve “yatay çelişkiler” olarak adlandırdığı olgulara da dikkat çekmemiz gerekiyor bence. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Marksizm’in dikey çelişkilerin bilimi ve felsefesi olduğunu belirten yazar, dikey çelişkinin “emek-sermaye” çelişkisi olduğunu; toplumsal dinamikleri asıl olarak bu dikey çelişkinin belirlediğini vurguluyor ve dikey çelişkiyi, sömürüyü örtülemek ya da hedef saptırmak için egemen güçlerin yatay çelişkiler yaratarak gözlerimizi bağlamaya çalıştığını ifade ediyor. Hulki Aktunç, başörtüsü meselesini yatay çelişki olarak değerlendiriyor ki ben de kişisel olarak Hulki Aktunç’a hak verdiğimi belirtmek isterim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Hulki Aktunç’un söyleşi boyunca dilde gösterdiği titizliğe sık sık tanık oluyoruz. Bazen sorulan bir soru içindeki sözcüğü düzetiyor ya da açılımlıyor, bazen de dilde yanlış anlamalarla ilgili olarak oldukça komik birtakım örnekler veriyor. Ayrıca kavramlar konusunda bence çok önemli birkaç cümlesi var:&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“Kavramları sorumsuzca ileri sürmek, ben dedim oldu kardeşim demek, düşüncesizlik ve insanları yanlış yönlendirmek olur. Bunu ilk yaptığınızda ‘hata’ olur, bunu düzeltmezseniz artık, ‘tahrif’ olur. İster dinsel kitapta, isterse bilimsel kitapta, tahrif!” (s. 129) Geçmişte sosyalist eserlerin çevrilmesinde de bu tarz sorumsuzluklar ve tahrifatlar olduğunu da -örnekler vererek- ekliyor sözlerine. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Bir dil ustası olarak, 12 Eylül yönetiminin sözcükleri yasaklamasındaki ironiyi etkili biçimde sergiliyor Hulki Aktunç. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Yaklaşık yüz elli sözcükten oluşan yasaklı listede “devrim” sözcüğünün yanı sıra “evren” sözcüğünün de yer alması karşısında, “Ben de bir toplantıda Kenan Evren’e Kenan Kâinat mı diyeceğiz, diye sormuştum. Evren sözcüğünü yasaklıyorum, imza Kenan Evren! Allah Allah!!! Komiklik var burada. Adı, alaturka faşizm!..” (s. 143) Öztürkçecilik- Osmanlıcılık tartışmasını ve kamplaşmasını da yatay çelişkilerden biri olarak değerlendiren Hulki Aktunç, halka yukarıdan bakan sözde halkçı tutuma da eleştiri oklarını yöneltiyor: “ Aydınlarımızın, evlerine heybe, meybe, kilim asmaları vardı. Sevimsiz bir halk dalkavukluğuydu; kilimler, tahta kaşıklar, çatallar asılırdı duvarlara.” (s. 147) Bu tutumun resim sanatını da etkilediğini ama zamanla aşıldığını ifade ediyor. Hulki Aktunç her konuda olduğu gibi sanatta da içtenliği önemsiyor; eşitlikçiliğin, halkçılığın, toplumculuğun içselleşmiş, yaşantıya dönüşmüş birer olgu olması gerekliliğine dikkatimizi çekerek, sanatçının halk sanatı öğelerinden yararlanırken onları yeniden yorumlamasının ve yepyeni bir estetik dönüşüm gerçekleştirmesinin önemini vurguluyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Rıza Kıraç’ın “Dildeki yarılmalar edebiyatı nasıl etkiliyor?” sorusuna şu yanıtı veriyor Usta: “Dildeki yarılmalar, düşüncedeki yarılmalar; dövüşlere, öldürmelere kadar giden bir şey.” Babil Kulesi söylencesini anımsatıyor ve devam ediyor: “Diller yarıldığı zaman insanlar birbirlerini anlayamıyor, çeviri gerekiyor; çeviri işin içine girince, yanlış çeviri, tahrifat oluyor.”(s.164) Çevirmenin o büyük toplumsal-kültürel sorumluluğuna işaret ediyor burada. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Nehir söyleşi sinema sanatına doğru akıyor ve Hulki Aktunç’un &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Aşka Kimse Yok&lt;/i&gt; ile &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Bir Yer Göstericinin Hayatı &lt;/i&gt;öykülerinin sinemaya başarıyla uyarlandığını okuyoruz. Kendisini etkileyen öykücüler arasında Tomris Uyar’ı, Leylâ Erbil’i, Bilge Karasu’yu anıyor Hulki Aktunç; bir de Tarık Dursun K.’yı. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Eleştirmenlerle ilgili bir düşüncesini ise özlü bir cümle ile ifade ediyor: “Kötü eleştirmen demek belli bir kafesten bakıp onun dışına çıkamayan kişi demektir benim için.” (s.191) Gençlere el vermeyi de ihmal etmeyen Hulki Aktunç;&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;İhsan Oktay Anar, Cezmi Ersöz, Doğan Yarıcı, Seyit Göktepe, Seray Şahiner için yazılar yazdığını belirtiyor. Başarılı bulduğu yeni yazarlar arasında İbrahim Yıldırım, Hasan Ali Toptaş, Sema Kaygusuz, Müge İplikçi, Jale Sancak, Ece Temelkuran, Ayfer Tunç… gibi has edebiyatçıların adlarını anıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Son yıllarda sağlığıyla ilgili zor günler yaşadığını da anlatan Hulki Aktunç, iyileştikten sonra daha çok yazdığını belirterek, “Yazmak çizmek işini tek cümleyle tanımla derseniz &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;daima ölümden bir şeyler kopartmak&lt;/i&gt; diye tanımlamışımdır ben.” diyor. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;(s. 201) Böylece masasının üzerinde yazılmayı ya da tamamlanmayı bekleyen birçok öyküye, yazıya, roman taslaklarına dikkatimizi çekiyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Nehir akıyor; edebiyatın ölümsüz nehri gürül gürül akmayı sürdürüyor. Rıza Kıraç, kitabın son sayfalarına doğru şunları dile getiriyor:&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;“Bu çalışma, bir edebiyatçıyı anlayabilme çabası olduğu kadar, 68 kuşağının bir üyesi olan bir entelektüeli anlama çabasıydı.” (s. 206) Fotoğraflarla, görsellerle, belgelerle desteklenen bu nehir söyleşi edebiyatın ölümsüz zamanında kalıcı izler bırakacak nitelikte…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Hulki Aktunç ustanın uzun yıllar boyunca &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;ölümden bir şeyler kopartarak&lt;/i&gt; yepyeni öykü, roman ve şiirlerle; canlı resimlerle bizleri selamlaması dileğiyle…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;(Kurşun Kalem edebiyat dergisi Eylül-Ekim 2010)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;HÜLYA SOYŞEKERCİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&lt;a href="mailto:hsoysekerci@gmail.com"&gt;hsoysekerci@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18pt; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18pt; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18pt; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 18pt; margin: 0cm 0cm 0pt; mso-outline-level: 3; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-7479883761687143635?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/7479883761687143635/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=7479883761687143635' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/7479883761687143635'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/7479883761687143635'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2011/09/30.html' title='“YOLDAŞIM 40 YIL” İLE BİR OKUMA YOLDAŞLIĞI'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-sa7snA7zu20/TmTgHJDEdGI/AAAAAAAAAZk/khj7i6oh9DM/s72-c/yoldasim-40-yil-edebiyatta-40-yilinda-hulki-aktunc20101211085627.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-1771368195676025242</id><published>2011-09-01T10:20:00.000-07:00</published><updated>2011-09-01T10:20:15.235-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>  &lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-fg1MYtUH60Y/Tl--V9wpO4I/AAAAAAAAAZg/ID319fp2zsA/s1600/Do%25C4%259Fu%252C+Bat%25C4%25B1+kapak.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://2.bp.blogspot.com/-fg1MYtUH60Y/Tl--V9wpO4I/AAAAAAAAAZg/ID319fp2zsA/s320/Do%25C4%259Fu%252C+Bat%25C4%25B1+kapak.jpg" width="205" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;BİR VİRGÜLDE YAŞAMAK&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: center;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;Doğu, Batı&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 10pt; line-height: 115%;"&gt;, Salman Rushdie, Can Yayınları&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Hint kökenli İngiliz yazar Salman Rusdie, günümüzde postmodern ve sömürgecilik sonrası edebiyatın en önemli temsilcilerinden biri. Rushdie, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Geceyarısı Çocukları, Utanç, Soytarı Şalimar &lt;/i&gt;gibi romanlarındaki kültürel çeşitlilik, çok seslilik, çok katmanlılık ve metinlerarası ilişkilerin yanı sıra olağanüstü düşsellik boyutu ve destansılık gibi özelliklerle geniş bir inceleme alanına açık olan yaratıcı, şaşırtıcı ve çarpıcı bir yazar. Batı edebiyatının büyülü gerçekliği ile doğunun geleneksel masalsı anlatı tekniklerini kurmacalarında buluşturan Rushdie, bir yanıyla doğuya bir yanıyla batıya açılan, her iki kültürü yapıtlarının dokusuna sindiren bir yazar olarak günümüz edebiyatında etkinliğini sürdürüyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Rushdie’nin dokuz öyküsünün yer aldığı &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Doğu, Batı&lt;/i&gt; adlı kitap, içerik, tarz ve biçemiyle yazarın pek çok özelliğini yansıtan bir toplam. Rusdie bu kitabı hakkında “Bu hikâyeleri &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Doğu, Batı&lt;/i&gt; ismi altında yayımlamayı düşünürken en önemli konunun virgül olduğunu gördüm. Zira bana öyle geliyor ki, ben o virgülüm işte, ya da en azından o virgülde yaşıyorum.” diyor. Ara yerde yaşamak, ne doğuya ne de batıya ait olmak; iki sözcüğü, dolayısıyla iki kültürel coğrafyayı ayıran ve aynı zamanda onları yan yana getiren bir virgülde yaşamak… &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Rusdie’nin yaşamından gelen “ara yer” kavramı hem mekânı hem de mekânsızlığı simgeliyor. Öykülerinde bu tema, düşsel boyutlar ve metinler arası ilişkiler kazanarak, arada kalmış kişilerin yaşantılarıyla birlikte işleniyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Zengin ve şaşırtıcı bir dil&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Urduca, Hintçe kelimelerin yer aldığı zengin ve şaşırtıcı bir dille yazıyor Rusdie. Kelimelerle oynaması, onları eğip bükmesi, yazdıklarına yer yer gülünç ve ironik tatlar kazandırması ona özgünlük kazandırıyor. Bir büyücü gibi, kelimelere yeni renkler kazandıran, yoğun anlamlarla okurun çağrışım ve imge dünyasında dalgalanmalar yaratan Rusdie, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;dillerin ait olduğu kültürler arasındaki komik, sıradışı, düşündürücü farklılık ya da benzerlikleri vurgulayarak adeta bir kültür şoku yaratıyor; düşünce, dil ve kültür ilişkilerine yoğunlaştırıyor okuyanı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Kitaptaki öykülerde edebiyat tarihinden gelen şahsiyetlerle popüler kültürün, masallarla tarihin, fantastikle gerçekliğin kesişimlerini görüyor, doğu batı kültürel coğrafyaları arasında kalan, bir o yana bir bu yana giden karakterlerin yaşantılarına tanık oluyoruz. Doğu; Batı ve Doğu, Batı adını taşıyan 3 bölümden oluşan kitabın her bölümünde üç öykü var. İlk öyküde, yaşlı bir adamın genç bir kıza hayranlık yaşantısı dillendiriliyor. Sonrasındaki &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Bedava Radyo&lt;/i&gt; adlı öyküde neşeli bir üslubun içinde Hindistan’a özgü toplumsal renklere tanık oluyor; anlatıcının penceresinden öyküye açılıyoruz. Anlatıcı, doğunun mistik hikâye anlatıcısı gibi düşlerini, nargile dumanlarını ve kendi dünyasını öyküye dâhil ediyor. Bir ağacın altında oturup olanı biteni gözlemleyen ihtiyar anlatıcı, çekçekle yaşamın tüm yükünü çeken, büyük hayallerle yaşayan yoksul Ramani’nin gün gelip Bombay’da bir film yıldızı olma düşünü gerçeğe dönüştürmesini hikâye ediyor. Mucizelerle, akıl almaz gizemli olaylarla dolu, mizahi, ironik ve yer yer trajik bir öykü olan &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Sakal-ı Şerif&lt;/i&gt;, &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;grotesk unsurlarıyla ilgi uyandırıyor. Doğuya özgü bir masal tadı alınıyor bu fantastik öyküden. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Batı’dan gelen edebi ve tarihi figürler&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Batı bölümündeki &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yorick &lt;/i&gt;öyküsünde Shakespeare’in Hamlet’inin renkli bir parodisini okuyoruz. İronik ve eleştirel bir dille örülen öykü metninin birdenbire bir tiyatro metnine dönüşmesi, Hamlet’teki olayların değiştirilip farklı bir üst kurmacayla sunulması, Soytarı Yorick karakterinin öne çıkarılarak yer yer Tristram Shandy’e atıflarda bulunulmasıyla karma, melez ve sürprizlerle dolu bir metin oluşturuluyor. Ara sıra kendisine seslenen anlatıcıyla uyarılan okur, finalde anlatıcının yazara dönüşmesiyle ayrı bir şaşırtmaca içinde buluyor kendini. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Yakut Pabuçların Müzayedesinde&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt; öyküsünde insanlığın mucizeler bekleme zaafı üzerinde duruluyor; burada ironinin, abartılı ve absürt nitelikler alarak Kafkaesk boyutlarla buluşması etkileyici. Soyluluğun, kendilerine yeni bir geçmiş yaratan insanların alaysanması öykünün başka bir yönü. Sonrasındaki öykünün kahramanı Kristof Kolomb oluyor. Hindistan’a yolculuğa çıkan Kolomb, en batıya ulaşan bir kâşif olarak elbette Rushdie’nin ilgi alanına girecekti. Bir rüyanın rüyası gibi derin ve mistik bir kavram da var bu öyküde. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;İkili ötekilik ve çifte aidiyetsizlik&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Gökkürelerin Armonisi&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;’nde iki ruhlu şizofren Eliot’la simgelenen ikilem ve karmaşa, aynı zamanda anlatıcının içsel ve kültürel karmaşasıyla buluşur. Eliot’ın dünyasında uyumu yakalayacağının yanılsaması içindeki anlatıcı; burası ile orası arasında, ikili ötekiliği ve çifte aidiyetsizliği arasında bir köprü kurmanın başka türlü bir yolunu bulduğuna inanır. Sürpriz ve sarsıcı bir sonla biter öykü. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Çehov ile Zulu&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;’da Rushdie’de sıkça gördüğümüz melez karakterlerle karşılaşıyoruz. Hint ve İngiliz kültürleri arasında kalan ve Londra’da yaşayan iki eski okul arkadaşının Uzay Yolu dizisine özgü çocuksu düşlerini yeniden yaşamaları ve diplomat olarak Hindistan’ın yakın tarihine yolculuk yapmalarıyla, acılarla dolu bir tarihe tanıklık ediyoruz. Bu öyküde film kurgusu tekniklerinden yararlanan Rushdie’nin yazı dünyasında sinemanın büyük önemi olduğunu da belirtmek gerek. Hindistan’da asıl trajedinin insanın ölümü değil, nasıl yaşadığı oluşunun vurgulandığı bu öykünün sonlara doğru mitsel boyuta açılması ilginç.&lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Tapıcı &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;öyküsünde de doğu batı arasında kalmış, melez kişilikler yer alıyor. Eski Demirperde ülkelerinden birinde satranç şampiyonuyken şimdi Londra’da kapıcılık yapan Karmaşık’la dadı Mary arasındaki sevgi ve yakınlığın anlatıldığı öyküde dil ve kültür karmaşası, insanların kültürel yalnızlıkları; ötekileşenlerin birbirlerinin yalnızlığına sığınmaları dile getiriliyor. Yabancı kimliklerin ırkçı çevrelerce küçümsenmesi, tehdit ve şiddete maruz bırakılmaları olgusu tüm gerçekliği ile ifade ediliyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Anlatıcı, öykülerdeki ana temayı şöyle dile getiriyor: “Benim de boynuma geçirilmiş ipler vardı ve bugün hâlâ duran o ipler beni bir o yana bir bu yana, bir Doğu’ya bir Batı’ya çekiştiriyor, ilmekler daralıyor, ‘seç, seçimini yap’ diye emrediyor.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Kültürel zenginlik ve karmaşanın; insani, tarihi, psikolojik, sosyolojik ve fantastik boyutlarla işlendiği bu kitap, Salman Rushdie’nin öykücü kimliğinin sağlamlığını da kanıtlıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Hülya Soyşekerci&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;a href="mailto:hsoysekerci@gmail.com"&gt;hsoysekerci@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Arial&amp;quot;,&amp;quot;sans-serif&amp;quot;; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Taraf Kitap 13.08.2011&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-1771368195676025242?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/1771368195676025242/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=1771368195676025242' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/1771368195676025242'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/1771368195676025242'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2011/09/bir-virgulde-yasamak-dogu-bat-salman.html' title=''/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-fg1MYtUH60Y/Tl--V9wpO4I/AAAAAAAAAZg/ID319fp2zsA/s72-c/Do%25C4%259Fu%252C+Bat%25C4%25B1+kapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-8593399532428880850</id><published>2011-07-08T23:31:00.000-07:00</published><updated>2011-07-08T23:31:47.863-07:00</updated><title type='text'>ANILARDAN ÖYKÜLERE “O YAZ”</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-cU6tRJIVz9A/Thf1MRnx3VI/AAAAAAAAAZc/umHyR9NvRZI/s1600/1062011104041_b.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-cU6tRJIVz9A/Thf1MRnx3VI/AAAAAAAAAZc/umHyR9NvRZI/s1600/1062011104041_b.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öykü sanatının beslendiği, can bulduğu pek çok kaynak vardır. Kimi öyküler yaşamdan beslenir, kimileri ise kitaplardan, edebiyatın başyapıtlarından… Yaşamdan beslenen öykülerin odağında zamanın akışı içinde var olan insanı görürüz her zaman. Sisyphos gibi, taşımakta olduğu yazgısını değiştirmek için zorlu ve onurlu bir çaba içindeki insanı… Gerçekliğin yazar imgeleminde yepyeni dönüşümlere uğraması ve dilin farklı doku ve tatlarından geçerek bambaşka bir karakter kazanmasıyla şekillenir öyküler. Yaşantılar ve anılardan yola çıkıyor olsalar da; anlattıkları, dile getirdikleri ya da gösterdikleri artık yazınsal alana özgüdür. Metnin kendi gerçeğidir öykü cümlelerinin içinde dolaşan o sonsuz güç. &lt;br /&gt;Birsen Ferahlı’nın ilk öykü kitabı O Yaz’ı okurken, yaşantılar ve öyküler arasındaki o canlı ve dinamik ilişkinin diyalektik sarmalını düşündüm sürekli. Öykü kişilerini geçmiş zamanda; özellikle 60’lı ve 70’li yıllarda dolaştıran Birsen Ferahlı, insan yaşantılarını öyle incelikli bir tarzda kurguluyor ki, artık o yaşantıların dönüşmüş, farklılaşmış, süzülüp öyküleşmiş biçimlerini okuduğumuzu hissediyoruz. Bu noktada Feridun Andaç’ın sözlerini bir kez daha okumakta yarar var: “Öykü hatırlamadır. Belleğin o sırlı yanına dönerek yazıyoruz. Bir ses, bir söz, bir imge, bir anın görüntüsü bizi oraya götürüyor; sözcüklerin aynalı dünyasına. O aynaya bakarak yazıyoruz.” Hatırlama ile öykü arasındaki estetik, dramatik ve diyalektik süreçler ve ilişkilendirmeler, yazarın yaşantıları kurgulama ve dil içinde yeni bir imge dünyası yaratmadaki başarısıyla paralel doğrultuda ilerler. &lt;br /&gt;Birsen Ferahlı, yaşantılardan gelen ayrıntı zenginliği ve çeşitliliği ile yazıyor. Kitabı okurken Füruzan’ın öykülerinde var olan o gözlem ve ayrıntı zenginliğini de anımsadım. Öykü, ayrıntılarda gizli olan bir dünya kurar çünkü; insan her ayrıntıda yaşamın içerdiği bir gizemi duyumsar kendi içinde. Özellikle geçmişteki yaşantılar söz konusuysa; öyküde yer alan bir mekân, bir eşya, bir söz, bir davranış okurla yazarı aynı döneme özgü bazı yaşantılarda, birtakım ortak noktalarda buluşturur. Böylelikle öyküler başka zihinlerden geçerek, dönüşüp anlam katmanlarından süzülerek yaşamla yeniden buluşmuş olur. Yazarın yaratıcı zihni ile okurun yaratıcı zihni birlikte var olurlar o noktada. &lt;br /&gt;O Yaz, 9 öyküden oluşuyor. Yazarın her öykü üzerinde uzun süreli ve yoğun bir emek verdiği fark ediliyor. Her öykü, dilin içinde kurup gösterdiği yeni ve farklı bir dünya ile yüreğimize ulaşıyor. Öykülerin çoğunun kadın odaklı oluşu dikkati çekiyor. Kitaptaki öykülerin bir kısmı 1960 sonrasının yaşamından, anılarından izler taşıyor. Ege’nin sahil kasabalarından, küçük kentlerinden, İzmir’den ve İstanbul’dan sesler, izler, yankılar, imgeler getiren öyküler hepsi de. &lt;br /&gt;Kitabın adının O Yaz oluşu, bende yazarın Füruzan’ın en son eseri olan Sevda Dolu Bir Yaz’a bilinçli ve güçlü bir selam gönderdiği izlenimi uyandırdı. İlk öykü olan Bir Deli Heves’i Birsen Ferahlı, geriye dönüşlerle, bilinç akışıyla örgülenen ve yaşlı kadın karakterinin bakış açısından anlatılan bir metin olarak kurguluyor. Bir Deli Heves’te arada bir bakış açısı değişiyor ve yazarın ya da öykünün 3. tekil kişi anlatıcısının da devreye girdiği görülüyor. İzmir’in çok kültürlü toplum yapısının kadınları, eski yılların İzmir’inden panoramik görünümler ve semt manzaraları, İzmir’in güzelliklerinin betimlemelerindeki canlılık Bir Deli Heves’e farklı boyutlar kazandırıyor. Öyküde anlatım, yazardan /3. tekil anlatıcıdan sonra tekrardan Fehime karakterinin eline geçiyor. Efsanelerin İzmir’ine yolculuklar ve kadının özgürlük arayışı bu öyküye damgasını vuruyor. Öykü kişilerinin ve özellikle Fehime’nin ruhsal derinliği dikkatimizi çekerken, zamanın içinden tarihin ve insan yaşantılarının akıp geçişini yüreğimizin içinde duyumsuyoruz. Bu öykü, Füruzan’ın Gül Mevsimidir’inin tadında. Öykü kahramanının anlatımı ve bakış açısı, öykü atmosferinin tarihselliği bakımlarından Gül Mevsimidir’ine nazire olarak yazılmış sanki. Ancak bu öykünün Birsen Ferahlı’nın kendi yaratım sürecinde şekillenerek, tamamen yazarına özgü bir biçim ve biçem kazanmış durumda olduğunu da belirtmek gerek.&lt;br /&gt;Kabul Günü öyküsü, 1970’li yıllarda Ege kasabalarındaki memur kesimi hanımlarının daralan yaşamlarına ayna tutuyor. Görev nedeniyle zorunlu olarak yaşamak durumunda oldukları kasaba çevresinde bir memur elit tabakası yaratan bu kadınlar, ne yazık ki kendileriyle değil, kocalarının mevkileri ile var olabiliyorlar; Savcı’nın Rabia,&amp;nbsp; Doktor’un Münevver, Kaymakam’ın Nesrin diye anılıyorlar. Bu kadınların sık sık yaptıkları kabul günleri dışında hiçbir sosyal yaşamları yoktur; hayatlarında en ufak bir renk bulunmaz. Zorunluluklar onları kuşatmış; taşra sıkıntısı tüm yaşamlarına çöreklenmiştir. İstanbul’un yoksul bir kenar mahallesinden çıkıp birtakım tesadüfler sonucu Savcı ile evlenmiş olan kadının orada çevirdiği birtakım entrikalar ve kıskançlık nöbetleri ilgiyle okunuyor. Ait olmadıkları bu yerdeki sıkıntı ve daralma, başta Savcı’nın Rabia olmak üzere bu kadınları, dedikodu ve kıskançlıkların entrikalı tuzağına düşürüyor. Karılarının geçimsizliği nedeniyle kendi aralarındaki ilişkilerlere mesafe koyan kocaların, şehir kulübünde birbirlerine soğuk bakmaları gibi birtakım sahneler yazarın gözlem gücünü yansıttığı kadar, insanların davranışlarına ironik/eleştirel göndermelerde bulunuyor. Öyküde, yaşam yolu İstanbul’un kenar mahallesinden Anadolu kasabasına düşen mutsuz ve öfkeli Rabia’ya yazar tarafından ruhsal bir derinlik ve inandırıcılık kazandırılmış durumda. Genç bir kızken tiyatro oyuncusu olmak isteyen Rabia’dan şöyle söz ediliyor: “…her biri ötekinin aynısı olan bu Anadolu kasabalarında yalnızca ‘savcının karısı’ rolü vardı onun için.”(s. 37) Rabia, kasabadaki öteki memur hanımlarıyla sürekli alay eder o acımasız tarzıyla. Böylece bu ıssız ve ruhsuz kasabada kendine bir eğlence bulmuştur. Tiyatroyu düşlerinde oynar Rabia. İç konuşmalarından birinde öfkeyle şöyle söyler: “Kimsiniz siz ha? Ne Çalıkuşu, ne tarlakuşu… Serçe bile değilsiniz! Bilmem kimin karısı, çocukların anasısınız yalnızca! Hepsi bu! Hepsi bu kadar işte! Böreklerinizden, keklerinizden, kurabiyelerinizden nefret ediyorum! Nefret! Hepiniz birer zavallısınız!”(s.41) Rabia ruhen Madame Bovary’e benzer biraz da; ama kendine değil de çevresine zarar veren bir Madam Bovary. Aynı kısırdöngü, aynı sıkışmış yaşam her gün tekrarlanır kabul günlerinde. Tam anlamıyla bir taşra atmosferinde soluk alırız. Yazarın, insanları kuşatan eşyaların, nesnelerin anlatımındaki ve öykü atmosferi kurmadaki titiz yaklaşımı dikkate değer ayrıca.&lt;br /&gt;Kitapta en ilgi çeken öykülerden biri Karakaya. Kumsalın ortasında yükselen kapkara, sivri bir tepedir; dipsiz uçurumlu, ışıksız, karanlık bir kayalıktır Karakaya. İntiharın anlamlarını çoğaltıp gölgelere ve derin karanlıklara çeken bir ölüm imgesidir o. Kara bir söylenceye dönüşmüştür Karakaya: “… üstünde gri bir bulut dolaştığını, taşına ayak basanın iliğinin kemiğinin titrediğini, yediden yetmişe bu yörede yaşayan herkes bilir. Öyleyken sesi kim duymuş, bulutu kaç kişi görmüş, kimlerin iliği kemiği titremiş sorulmaz hiç.”(s.46) Karakaya’dan, uzun yıllar boyunca onurları için ölüme atlamıştır insanlar… Kadın kahramanının iç konuşmalarıyla ruhsal uçurumların derinliklerine inen öyküde, onun Karakaya’ya tırmanması, kafasındaki intihar fikrini Karakaya ile mücadele ederek yenmesi dile getiriliyor. Bir dağcının tırmandığı dağla mücadelesi gibi, Karakaya’nın zirvesine çıkarak ölüm fikrini yener anlatıcı. Umutla, dirençle sürer öykü ve yaşam: “Ölümsüz bir tanrıça heykeli gibi dimdik durabilirim” diyen anlatıcı, uçuruma, gri buluta, denizin dalgalarına meydan okur; bir de kendini kirli ve onursuz hissetmesine neden olan o kaya gibi sert toplumsal önyargıya.&lt;br /&gt;Kitaba adını veren O Yaz’da 1970’lerin ilk yıllarında sık sık karşılaştığımız, sahillerdeki çadır(kamp) yaşamı anlatılıyor. Bir kız çocuğunun penceresinden bakıyoruz o yıllara, kıyılardaki yaşama. Hayranlık duyduğu ve çok sevdiği ablasına yakıştırdığı Ali Abi’si… Radyodan duyulan haberler… Büyüklerin konuşma ve yorumları… Denizin sularına kurulan rakı sofraları… Kızlı erkekli turistlerin gelişi ve komşu çadıra yerleşmesi… O yıllarda henüz bırakmamış olduğumuz o geleneksel konukseverliğimiz… Sonrasında, küçük kızın tanık olduğu ve yaşamında bir kırılma noktası oluşturan tuhaf bir olay… Artık, hep o sırla yaşayacaktır küçük kız; bir de içinde nereden kaynaklandığını tam olarak anlayamadığı garip bir öfkeyle…&lt;br /&gt;Kimya Dersi’nde, yatılı kız okulunun kimya öğretmeninin sınıftaki öğrencilere hitaben “sunduğu” vaazı okuyoruz. Kadın öğretmenin dilinden, o yılların acımasız ve katı eğitim anlayışına tanık olurken, bir yandan da öğrencilere verdiği öğütlerin anlamsızlığı karşısında hayretler içinde kalıyoruz. Kadın üzerindeki toplumsal baskının, yine “görevli” bir kadın aracılığıyla gerçekleştirilmesi ve çoğaltılması ironik bir durum oluşturuyor; namus kavramından erkek düşmanlığına kadar uzanıyor bu sınıf içi konuşma. Bir noktadan sonra hem acıklı hem de gülünç bir hal alıyor… Öykünün “anlatan” değil, “gösteren” bir edebi tür olduğunu bir kez daha anımsıyoruz Kimya Dersi’nde. &lt;br /&gt;Ahsen Abla’da aynı adlı öykü kişisi, kasabanın dar yaşamına meydan okuyan yüreğinin sesini dinleyen ve yaşamındaki tutsaklık zincirlerini kıran bir kadın olarak, öykü anlatıcısının daha ilk gençlik çağındayken zihninde derin bir iz bırakmıştır; Ahsen Abla’sı, kadının özgürlük arayışının ve bireyleşme çabasının timsali gibidir onun gözünde. Aradan yıllar geçmiş ve bir rastlantı sonucu karşılaştığında ona olan saygı ve hayranlığı biraz daha pekişmiştir. İçinde yoğun bir yaşam enerjisi, gizli bir hayat taşıyan Ahsen Abla, sonunda o gizli hayatın ve düşlerinin ardından gider. Kasabayı çevreleyen dağlara evinin penceresinden bakarken, uçan halının üzerinde uzaklara, başka yaşamlara süzülen biridir o. Bir gün, içinde bir yerde bir taşı oynatır Ahsen Abla ve tutkuyu gerçeğe dönüştürür. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kuşağın kendini bulduğu ve kendi yaşamından renkler, anılar taşıyan öykülerle karşılaştığı bir kitap O Yaz.&amp;nbsp; Ahsen Abla’da 1970’lerin modası olan konken partilerine, oyun masalarının çevresinde toplanan insanların trajikomik dünyasına da yakından tanık oluruz. &lt;br /&gt;Yazar, çocukluk ve ilk gençliğindeki imgelerin derin kuyusuna girmiş, diptekileri su yüzüne çıkarmış özenli kalemiyle. Çilingir öyküsünde, dile getirilen ve gösterilen insani durumların yavaş yavaş aydınlatılarak verilmesi, ilgilerin adım adım kurulması, ilk paragraftan başlayan bir anlam yoğunluğu yaratıyor. Adım adım geriye doğru gidiyoruz; çalışan bir anne olan anlatıcıyla birlikte.&amp;nbsp; Evin kapısının dışında, anahtarsız, yorgun bir şekilde, karnı aç çocuğuyla kalan çalışan annenin çilingir çağırması… Sorumluluk, zamanla yarış… “…Yüksek notlar alarak geçtim o derslerin sınavlarından. Üstün başarılarla. Ama çantada anahtar yoktu.”(s.83) İnsana dokunup hafiften acıtan bu öykünün ironik dokusu etkileyici. Çilingir’de sosyal sorunlara birey odağından bir yaklaşım söz konusu. &lt;br /&gt;Kayıt Dışı, öykü kişisine hitaben yazılmış; Esra’ya.&amp;nbsp; Yaşamında büyük sorunlar ve ekonomik sıkıntılar olmadığı halde “çok çok sıkılan” ve kendi hayatlarını daraltan insanlar, (özellikle kadınlar) var burada… Esra ile anlatıcının birbirine dönüşmesi, öykünün dramatik zenginliğini artırıyor.&lt;br /&gt;Koza, bedeni terk eden küçük bir bilinç parçasının gözünden “yoğun on iki” adlı ağır hastanın dünyasını ve yaşamını aydınlatıyor. “Yoğun on iki”, ölümle yaşam arasındaki ara mekânda kalmıştır; hastanenin yoğun bakım odasında çevredeki sesleri duyar, tepki vermeye çalışır. Bedenin dışındaki bilinç parçası yeniden bedenin içine girer. Okurken anlarız ki “Yoğun on iki” bir yazar kadındır. Geriye dönüşlerle çocukluğa kadar gider; aile içi şiddete tanık olur. Yazdıkları ve yazacaklarıyla hesaplaşır; düşünür, hayaller kurar ve kurgular yaratmaya çalışır. “Bedenimi palto çıkarır gibi yatakta bırakıp dilediğimce davranmak, kelebeğin kozasını yırtıp kanatlanması kadar şaşırtıcı bir şey.” der. (s. 95) “Koza” yaşamdır; yazarın günlüklerinin adıdır. Öykünün son iki sayfasında bilincin ölüme doğru kayması; sözlerinde günlerin, mevsimlerin ve yılların yer aldığı; yani zamanın aktığı bir eski şarkının araya girmesi, öyküyü daha etkileyici kılıyor. Ölüme doğru giden kadın yazar, ölmeden çemberi tamamlamak azmindedir sürekli. Eser ve yaşam bir bütünlüğe ulaşmalı; başı sona kavuşmalıdır mutlaka. Çok hızlı yazmalıdır; anlatacak o kadar çok şey vardır ki… Bazı şeyler eksik kalacaktır, tamamlanamayacaktır belki de. “Döngü duruyor. Kargaşanın ortasında düğüm ağır ağır çözülüyor. Tan yeri kesintisiz bir tek çizgiye dönüşüyor. Çizgi çölde nazlı bir elif gibi doğrulup yavaşça öne eğiliyor. Bukleli saçların çevrelediği gülümseyen çocuk yüzleri, kızarmış ekmek kokusu, gözyaşı, kahkaha, gelenler, gidenler, sabahlar, akşamlar, deniz, yer ve gök sarmalanarak çember tamamlanıyor.”(s. 104) Yaşamın ufuk çizgisinin çölde nazlı bir elif gibi doğrulup yavaşça öne eğiliyor olması; elif’in tek başına taşıdığı o evrensel sonsuzluğa işaret ediyor sanki. Yaşam parçacıkları, yaşantı anları ve insanın izleri savruluyor zaman rüzgârında. Deniz, yer ve gök sarmallanarak çember tamamlanıyor; eser ile yaşam bütünleşip birbirine dönüşüyor. Anlık aydınlanmanın içinde tüm evren açılıp birdenbire kendini gösteriyor. Çemberin tamamlanması, Borges’in Alef’indeki gibidir; insan tam o noktada aynı anda tüm zamanlarda ve tüm mekânlarda birden var olur; o anda tüm zaman/mekân süreçlerine dokunur. O mutlak bütünlüğün anlamı, yoklukta sonsuz varlığa kavuşmak; evrensel gerçekliğe katılmaktır. Ölümden geçerek başka bir zaman boyutunda var olabilmenin sonsuz gizemidir bu.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;O Yaz’ın öykülerindeki dantelsi incelik, duruluk, yoğunluk ve derinliğin yanı sıra gözlem, ayrıntı ve yaşantı zenginliği, Birsen Ferahlı’nın öykücü kimliğinin altını çiziyor. Bundan sonra yeni öykü kitaplarını merakla beklediğim yazarlar arasında Birsen Ferahlı da olacak. &lt;br /&gt;HÜLYA SOYŞEKERCİ&lt;br /&gt;&amp;nbsp; &lt;a href="mailto:hulyasoysekerci@yahoo.com"&gt;hulyasoysekerci@yahoo.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(VARLIK dergisi, Haziran 2011)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-8593399532428880850?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/8593399532428880850/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=8593399532428880850' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/8593399532428880850'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/8593399532428880850'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2011/07/anilardan-oykulere-o-yaz.html' title='ANILARDAN ÖYKÜLERE “O YAZ”'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-cU6tRJIVz9A/Thf1MRnx3VI/AAAAAAAAAZc/umHyR9NvRZI/s72-c/1062011104041_b.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-4481871711769484206</id><published>2011-06-12T15:00:00.000-07:00</published><updated>2011-06-12T15:00:57.528-07:00</updated><title type='text'>KIZLAR VE BABALARI- inceliklerle dolu bir anı kitabı-</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-shmRLtdA2YE/TfU2RTP2QxI/AAAAAAAAAZY/2NC2BCHUSis/s1600/kitap-genis-500x333.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://2.bp.blogspot.com/-shmRLtdA2YE/TfU2RTP2QxI/AAAAAAAAAZY/2NC2BCHUSis/s320/kitap-genis-500x333.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Bu güzel kitapta benim de yıllar önce yitirdiğim babamla ilgili bir anı yazım yer alıyor. "İyi ki babamın kızı olmuşum. Hayat, sana teşekkür ediyorum!.." &amp;nbsp;Hülya Soyşekerci)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabın tanıtım bülteninden:&lt;br /&gt;Babamız kimdir? Biz ne kadar babamız ne kadar kendimiziz? Babamızı hayatımızın merkezi kılan ne? Herkes babasını sever; kaçımız babasını anlar? Herkes babasını bilir, kaçımız babasını tanır? Kimdir babamız?&lt;br /&gt;Paradigma Yayıncılık Oğullar ve Babaları’ndan sonra şimdi de Kızlar ve Babaları’nı okurlarla buluşturuyor. İlk kitabımızda oğullar babalarını anlatmıştı, sıra şimdi kızlarda.&lt;br /&gt;Paradigma Yayıncılığın yeni kitabı Kızlar ve Babaları’nda 56 yazar bu soruların peşinde koşuyor ve kah özlemle kah kırgınlıkla, kah tebessümle kah öfkeyle ama hep sevgiyle babalarını arıyorlar. Her biri babasının elinden tutan o küçük kız çocuğunun gözünden yeniden hayatı, babalarını ve kendilerini keşfediyorlar.&lt;br /&gt;Her biri kendi mesleğinde seçkin 56 kadın yazar babalarını anlatmak için kendi çocukluklarına dönüyor ve oradan taşıdıkları hatıralarla bir insan olarak babalarını kaleme alıyorlar: Babamızla ilgili anılarımız, babamızın kim olduğundan daha önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color: #1c1c1c;"&gt;56 kız. 56 baba. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Avukat, akademisyen, emekli, romancı, hikayeci, müzisyen, politikacı, sanayici, şair, çevirmen, gazeteci, televizyoncu, sinemacı, yayıncı vb. farklı meslekten, farklı ideolojik görüşten, farklı kuşaktan, farklı şehirlerden ve ülkelerden 56 kadın. Ve onlar kadar farklı renklerde 56 baba portresi: Her düşüncem babamı söyler, her biri değişik ötekinden.&lt;br /&gt;“Baba olmak nedir,” “kız-baba ilişkisi nasıl bir ilişkidir” gibi sorularla beraber iç acıtan, tebessüm ettiren, hüzünlendiren “baba-kız” hatıraları ve gözyaşı kadar sıcak, samimi, gerçek baba-kız hikayeleri. Fonda ise daima değişim sancılarıyla kıvranan Türkiye’nin sosyal tarihi: cumhuriyetin ilk yılları, tek-parti dönemi, savaş yıllarının sefalet içindeki Anadolusu, darbeler, gençlik hareketleri, kahır dolu seksen öncesi, kahrolası 12 Eylül, kentleşme, Kürtler, türban vb. İzmir’den, Mardin’den, Diyarbakır’dan, Eskişehir’den, Bursa’dan, İstanbul’dan, Erzincan’dan, Çanakkale’den, Ankara’dan, Kırşehir’den… Yurdun dörtbir köşesinden; hatta Ürdün’den, Kazakistan’dan, Gümilcene’den küçük kız çocukları ve onların sevecen, kahraman, ceberrut, uzaktaki, sıkılgan, mahcup, komik, çeşit çeşit babaları.&lt;br /&gt;Gökhan Yavuz Demir ve Alper Kanca’nın editörlüğünü üstlendiği kitapta Anjelika Akbar’dan Nazlı Eray’a; Feyza Hepçilingirler’den Cihan Aktaş’a; Nazan Bekiroğlu’ndan Işıl Özgentürk’e; Meral Akşener’den Nilgün Türkler Soydan’a; Bilge Egemen’den Mehveş Evin’e kendi kulvarlarında isim sahibi birçok kız yer alıyor. Fakat ünlü kızlar ve ünlü babaların dışında birçok tanınmadık kız ve baba da kitabın sayfaları arasında kendilerine yer buldular. Çünkü hangi meslekten olurlarsa olsunlar kızlar, babalarını yazmaya çok daha hevesliler ve babalarına gösterdikleri özeni babaları hakkındaki yazılarında da gösteriyorlar.&lt;br /&gt;Babanızla veya kızınızla ilişkinizde neyin yolunda gittiğini veya neyin eksik olduğunu gerçek baba hikayeleri üzerinden kavrayacak ve belki de bundan sonra babanızı, kızınızı, kendinizi daha iyi anlayacaksınız.&lt;br /&gt;İdeolojilerin, kentlerin, imkanların, hayatın ritminin değiştiği Türkiye’de “kız-baba” ilişkilerinin ne kadar değiştiğini görürken, “kız-baba” ilişkilerinin değişimi üzerinden de Türkiye’nin ne denli değiştiğini fark edeceksiniz.&lt;br /&gt;Kitabın sayfalarında gezinirken bazan o küçük kız çocuğu siz olacaksınız; bazansa okuduğunuz babada kendi babanız vücut bulacak ve unuttuğunuzu sandığınız güzelliklerin hiçbirinin içinizde ölmediğini keşfedeceksiniz.&lt;br /&gt;Kızlarından babalarına en güzel ve en anlamlı babalar günü hediyesi. Bütün babalarımızın babalar günü kutlu olsun.&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;“Benim babam bir tanedir” diyenler için…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-4481871711769484206?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/4481871711769484206/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=4481871711769484206' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/4481871711769484206'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/4481871711769484206'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2011/06/kizlar-ve-babalari-inceliklerle-dolu.html' title='KIZLAR VE BABALARI- inceliklerle dolu bir anı kitabı-'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-shmRLtdA2YE/TfU2RTP2QxI/AAAAAAAAAZY/2NC2BCHUSis/s72-c/kitap-genis-500x333.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-1954114685531079662</id><published>2011-06-11T16:25:00.000-07:00</published><updated>2011-06-11T16:25:58.386-07:00</updated><title type='text'>KEDERİN AĞLARINDAN ÖYKÜLER</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-ma9R1eMGL34/TfP5Z-SFvDI/AAAAAAAAAZU/jkjU5plB5Vs/s1600/Kad%25C4%25B1n+%25C3%2596yk%25C3%25BClerinde+Do%25C4%259Fu%2528kapak%2529.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/-ma9R1eMGL34/TfP5Z-SFvDI/AAAAAAAAAZU/jkjU5plB5Vs/s400/Kad%25C4%25B1n+%25C3%2596yk%25C3%25BClerinde+Do%25C4%259Fu%2528kapak%2529.jpg" width="273" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;( Kadın Öykülerinde Doğu, Hazırlayan: Hande Öğüt, Sel Yayıncılık, 276 s.)&lt;br /&gt;Sel Yayıncılık’ın birkaç yıldan beri sürdürdüğü “Kadın Öykülerinde…” dizisinin yeni kitabı Kadın Öykülerinde Doğu, yakın zaman önce okurla buluştu. Hande Öğüt’ün hazırladığı kitapta kadın yazarlarımızdan bir bölümünün ‘kadın’ ve ‘Doğu’ odaklı öyküleri titizlikle bir araya getirilmiş. Hande Öğüt, sunuş yazısında Doğu’nun bir yanıyla mistik, masalsı, egzotik ve gizemli; bir yanıyla ürkütücü, ilkel, gerikalmış, tehlikeli… vb. algılar üzerinden tanımlandığına dikkat çekerek, Doğu’nun öteki’nin en derin ve en ısrarlı simgesi olduğunu vurguluyor. “Hikâyelerin tümü, oryantalist retorikten kaçınarak, öteki içinden kendimize bakmanın ve ben’in tekil dünyasını kıracak olan öteki’nin aynı tuzağın içinde yaşamaya çalışan diğer kadın olduğunu göstermenin imkânlarını yaratması açısından benim için çok değerli.” diyen Hande Öğüt, ortak ezilmişlikler etrafında bir araya gelmenin, dişil bir bağ ve yeni bir dil kurmanın öncelikle kadınlar arasındaki egemenlik ilişkileriyle yüzleşmekten başladığının altını çiziyor.&lt;br /&gt;Kadın kahramanları aracılığıyla ‘kadın’ sorunsalına Doğu üzerinden bakan bu öyküleri, usta ve genç yazarlar incelikli, esrarlı bir kumaşı dokur gibi yazmışlar. Her öykü, insanı düşsel yolculuğa çıkaran uçan halı misali öykü sanatının gizemli evrenine açılıyor ve kadınların büyülü parmaklarında yaratıcı kurgusal motiflerle derinleşiyor. Kadın yazarların kaleminde yazınsal dilin ses, anlam, duygu, melodi, ritim ve sanat unsurlarıyla incelikle örüldüğü ve metinlerin asıl dokusunu bu yazınsal dilin oluşturduğu görülüyor. Bazen gizli ve sessiz bir kadın çığlığına dönüşüyor öyküler; bazen kadim zamanların ağır ve hüzünlü ezgilerini taşıyorlar. Öyküler yalınkatlığın, kolaycılığın tuzağına düşülmeden, yazınsal dil ve söylemin geniş olanaklarıyla, estetik yaratım gücüyle şekillendirilmiş. Her birinde ayrı bir edebiyat tadı, yeni bir renk ve farklı bir bakış açısı bulmak mümkün.&amp;nbsp; Bu öyküler akla ve yüreğe seslenerek insanın düş ve düşünce ufuklarını genişletiyorlar. Doğu’ya açılımlanan ufukların, yüreğimizin içinden geçtiğini duyumsuyoruz adeta. Işığın hep Doğu’dan gelmesinin dünyanın en eski yaşanmış bilgilerinden; en kadim hakikatlerinden oluşuna yeniden odaklanıyor; yönümüzü hayat veren ışığa çeviriyoruz. &lt;br /&gt;Doğu’dan insan manzaralarının işlendiği; feodal tutsaklık bağlarının olay ve durumlar içinde gösterildiği öykülerde, coğrafyanın acımasız yalnızlığını, ıssızlığını ve sertliğini kayaların, yanık taşların dilinden okuyoruz. Mimarisi, doğası, dili, insan ilişkileri, töresi, halk kültürü, etnografyası ile Doğu’yu ve Güneydoğu’yu bazen renkli manzaralarla bazen de yürek sızısı gibi derinden hissedilen duygularla tanıyoruz. Çoğu öykünün sayfalarına kar yağıyor. Kerpiç&amp;nbsp; evlerde gürül gürül yanan sobalar, çatılardan sarkan buzlar, dondurucu soğuk ve tipi, sert rüzgârın sesi ve savrulan kar taneleri… Kapanan yollar, buzlu yamaçlar, karda rahat yürümek için lekenler. Hastalanan bebeler, doğum sancılarıyla kıvranan kadınlar. Ayışığında göller. İncecik uzanan tozlu yollar ve demiryolları. Issız istasyonlar ve trenlerin çığlık çığlığa gecelere akışı. Kimine gurbet, kimine memleket olan Doğu’dan; memuru, köylüsü ve kentlisiyle insan öyküleri. Bir sosyal olgu olarak terör ve sonuçlarının bireyler üzerindeki tahribatı; faili meçhullerin derin yarası. Kentlere göçün ve yalnızlığın ikilemi. Mezralarda ata toprağında ölümü bekleyen ve dağlarda zamanın uğultusunu dinleyen yapayalnız yaşlılar. Varlığın, nesnenin, zamanın, doğanın ve insanın, binlerce ışık, ses, renk, hareket ve görüntüsüyle parlayıp sönen, azalıp çoğalan; dillerin mırıltısından, dağların uğultusundan beslenen öyküler…&lt;br /&gt;Yazarlar kitaptaki sıraya göre; Cihan Aktaş, Berat Alanyalı, İnci Aral, Erendiz Atasü, Zeynep Avcı, Sezer Ateş Ayvaz, Nâlân Barbarosoğlu, Oya Baydar, Gaye Boralıoğlu, Ayşegül Çelik, Ayşegül Devecioğlu, Nursel Duruel, Ayşe Düzkan, Deniz Gezgin, Müge İplikçi, Karin Karakaşlı, Sema Kaygusuz, Zerrin Koç, Nezihe Meriç, Hatice Meryem, Leylâ Ruhan Okyay, Kevser Ruhi, Suzan Samancı, Jale Sancak, Selma Sancı, Mine Söğüt, Yıldız Ramazanoğlu, Feryal Tilmaç, Menekşe Toprak, Ayfer Tunç, Sibel K. Türker, Yasemin Yazıcı, Reyhan Yıldırım, Özlem N. Yılmaz. Her yazar kendi penceresindeki kadın ve Doğu imgesini içtenlikle, titizlikle işlemiş. Nursel Duruel, Nezihe Meriç, Erendiz Atasü gibi ustalar zamana yazdıkları öyküleriyle öne çıkarken; kitaptaki diğer öykülerin de nitelikli yazarlar elinde şekillenen sağlam, güzel, sıkı dokulu metinler oluşu dikkatlerden kaçmıyor. &lt;br /&gt;Kederin ve kaderin ağlarında; unutulmaya ve ıssızlığa terk edilmiş bir coğrafyada; taş evlerin, kerpiç yapıların duvarlarındaki suskun Şahmeranlar gibi kadınlar, kendi iç seslerine tutunarak, leyla saçlarını ıssız gecelere örüyorlar; sessiz ama direngen bir çığlık düşüyor avlulara o ıstıraplı ruhlarından. Kadın yazarlar o çığlıkları sese, metne dönüştürüyor; kadınların eski ve ortak acılarına öykünün boy aynasından bakmamızı; böylece kendi gerçeklerimizle yazınsal bir kanaldan geçerek yüzleşmemizi sağlıyorlar.&amp;nbsp; &lt;br /&gt;HÜLYA SOYŞEKERCİ&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:hsoysekerci@gmail.com"&gt;hsoysekerci@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;(Taraf Kitap 10.06.2011)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-1954114685531079662?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/1954114685531079662/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=1954114685531079662' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/1954114685531079662'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/1954114685531079662'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2011/06/kederin-aglarindan-oykuler.html' title='KEDERİN AĞLARINDAN ÖYKÜLER'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-ma9R1eMGL34/TfP5Z-SFvDI/AAAAAAAAAZU/jkjU5plB5Vs/s72-c/Kad%25C4%25B1n+%25C3%2596yk%25C3%25BClerinde+Do%25C4%259Fu%2528kapak%2529.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-7383179824845083151</id><published>2011-05-29T15:16:00.000-07:00</published><updated>2011-05-29T15:16:10.832-07:00</updated><title type='text'>SİBEL UNUR ÖZDEMİR’İN İLK ÖYKÜ KİTABI “BELKİ İSTANBUL’DAYIM”</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-mRovGqprXcU/TeLFdg-w3bI/AAAAAAAAAZI/NFU5l7vrXnE/s1600/kapak.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/-mRovGqprXcU/TeLFdg-w3bI/AAAAAAAAAZI/NFU5l7vrXnE/s1600/kapak.jpg" t8="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-nRdo6-ICfk8/TeLFiW1nRcI/AAAAAAAAAZM/4H-kQebIHcY/s1600/Sibel+Unur+%25C3%25B6zdemir+kitab%25C4%25B1n%25C4%25B1+imzalarken.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/-nRdo6-ICfk8/TeLFiW1nRcI/AAAAAAAAAZM/4H-kQebIHcY/s1600/Sibel+Unur+%25C3%25B6zdemir+kitab%25C4%25B1n%25C4%25B1+imzalarken.jpg" t8="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-Lxv4zAiCNpg/TeLFlafg8SI/AAAAAAAAAZQ/GlsdRaQ2BCw/s1600/Sibel+Unur+%25C3%2596zdemir.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://4.bp.blogspot.com/-Lxv4zAiCNpg/TeLFlafg8SI/AAAAAAAAAZQ/GlsdRaQ2BCw/s1600/Sibel+Unur+%25C3%2596zdemir.jpg" t8="true" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;İçinde yaşadığımız teknolojik zamanlarda, baş döndüren hızın içinde savrulan, yüzeyselleşen ve aşınan insan ilişkilerinde ilk yara alan kavramlardan biri de “vefa duygusu” oldu. Yardımlaşmanın, paylaşımın güzelliği; anımsamanın ve değerbilirliğin derin duygulanımları terk edilmeye başlandı. İnsan yaşamında var olan her şey, hızın içinde kısa zaman içinde tüketilen, birden parlayıp hemen gündemden düşen kavramlara, olaylara ve duygulara indirgendi. Dostluk, aşk, insan sevgisi gibi asıl değerler, yavaş yavaş gölge değerlere dönüşerek “out” oldu… Böyle bir vefasız ortamda iyiliğin, yardımlaşma ve paylaşımın kadrini bilen; “hakikatli” insanların sayısı giderek azalmaya başladı. Kısa sürede tüketilen ve maddesel çıkar ilişkilerine uymayınca hızla bitirilen ya da aşındırılan sözde dostlar ve dostluklar her yerde, her an karşımıza çıkmaya başladı. Bu insanların gerekçeleri çok açık; “vaktim yok; işim çok, uğraşamam; işimi görenlere, beni bir noktaya taşıyanlara hayatımda öncelik vereceğim...” tarzında çok sık duyduğumuz söylemler… Yüreğime incecik bir sızı veriyor bu acı gerçekler. İnsanların, dostlukların “amaç” olduğu; “araç” olmadığı insan ilişkilerini; eski güzel günleri, güzel insanları daha sık anımsar ve arar oldum son zamanlarda. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;İşte özlediğim günlerin güzel insanlarından biri de “Papatya Sibel” olarak da tanımladığım; Sibel Unur Özdemir… Yazıları ile kişiliği uyum içinde olan ender arkadaşlarımdan biri o. İlk öykü kitabını imzalı olarak göndermiş. Kitabın hemen girişindeki teşekkür yazısında; “Güzel yürekli iyilik meleğim Hülya Soyşekerci’ye” diye yazmış Sibel Unur Özdemir; içtenlikle kayıt altına alarak ölümsüz kılmış bu yazın dostluğunu. Tanık olduğum bu vefa duygusu ve değerbilirlik karşısında gözlerim doldu, içten içe duygulandım gerçekten. Dostluğun, karşılıksız iyiliğin bitmediği o güzel zamanlara yeniden döndüm. Küçücük birkaç kelime yetiyor insana; belki beklediğimiz sadece bu birkaç güzel sözcüğün bir araya gelip bize ulaşması; bir ruh inceliği… Bir anımsama… Bir yüce gönüllülük… İçtenlik… Ne çok ihtiyacımız var içtenliğe; maskesiz yüzlere, yalansız dillere… Ama görülen o ki, Gülten Akın’in söylediği gibi, “ah, kimsenin vakti yok durup ince şeyleri görmeye”…&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Sibel Unur Özdemir’in ilk öykü kitabının adı Belki İstanbulda’yım; bana çok etkileyici geldi ve birçok düşler ve imgesel çağrışımlarla yüklü bir ad olarak yansıdı belleğime. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kitapta yer alan öykülerin tümünün yaşamdan, yaşanmışlıklardan ve gerçeklikten beslenen ve bir anlatı çatısı içinde oluşturulan olay öyküleri olduğu görülüyor. İçten içe “bir olayın hikâyesi” olan, insan sıcaklığı taşıyan öyküler yazıyor Sibel Unur Özdemir. Serim-düğüm-çözüm bölümlerine dikkat edilen; merak unsurunun öne çıkarıldığı, ilgiyle okunan öyküler yer alıyor bu kitapta. Öykü karakterleri öyle canlı ki; sanki yaşadığımız sokakta, mahallede, kentin ya da Anadolu’nun bir yerinde her an onlarla karşılaşacakmışız duygusunu yaşıyoruz. Yoksul, dürüst ve onurlu insanlar, yaşamın her anında sevgi ve dostluğu önceleyen, vicdanını her şeyin üstünde tutan güzel insanlar… Yaşlı, yorgun, umarsız emekliler; sevgisiz ortamlarda itilip kakılan yaşlılar; her şeyin paraya endekslendiği bir dünyada işe yaramaz görülüp pabucu dama atılan birçok değerli insan… Ölümün eşiğine gelmiş yaşlıların, her gün bir arkadaşı eksilip ölüme yol alsa da yaşamı her şeye rağmen idame ettirme çabaları, menekşelerine su vermelerindeki telaşın içinde doruğa ulaşıyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Yoksul evlerin içinde nice dramlara tanık oluyoruz bu öykülerde; okumak, yükseköğrenim görmek isteyen ama olanaksızlıklar yüzünden bu düşlerini gerçekleştiremeyen genç insanlar… Anadolu’dan insan manzaralarının yanı sıra tüm canlılığı ile Ankara ve İstanbul… Yazar, doğup büyüdüğü Ankara’yı daha içeriden; daha doğrudan anlatıyor; İstanbul’a sanki bir gezginin penceresinden bakar gibi… Aşkları, yalnızlıkları ve terkedilişleri de yazıyor Sibel Unur Özdemir; insan ilişkilerindeki kırılma noktalarından öykü satırlarına düşen dramlara odaklanmamızı sağlıyor. Kıyıya vuran balıklar misali perişandır terk edilen insanlar. Kitabın ilk öyküsü Tükendi mi Kelimelerim? içinde bulunduğumuz yayın ortamlarının parodisini yapıyor. Bu yayın ortamlarında var olmaya çalışan yazarın dramını, çaresizliğini, kendi sesini duyurma çabalarını hüzünle karışık bir merak duygusuyla okuyoruz. Yalnız bir kadının penceresinden İstanbul’a baktığımız Belki İstanbul’dayım öyküsünde adım adımeski günlerin izlerini arayan, geçmiş zamanın ardına düşen öykü kişisiyle birlikte dolaşıyoruz İstanbul’u. Yer yer masalsı kurgulara da yer vermiş Sibel Unur Özdemir. Mesela, içindeki sesle arkadaş olan Ebru’nun dünyasında düşler gerçeklerle bir arada yer alıyor. Kara Lastik adlı öyküden de masalsı tatlar alınıyor. Kara Lastik’te, dile gelen nesnenin metafor anlamları üzerinden sıkı bir insan hikâyesi kuruluyor. Soldan Sağa Onbir Harf adlı öyküde ise yazar, Ankara Yenimahalle’nin 1970’li ve 1980’li yıllardaki resmini çiziyor, insan manzaraları üzerinden bir semti belgeliyor; onunla birlikte sokak aralarına giriyor, ev içlerine konuk oluyoruz; komşuluk ilişkilerindeki yakınlık ve içtenliğe odaklanıyoruz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kitaptaki bütün öykülerin yazarın rahat, akıcı ve duru bir anlatımıyla keyifle okunduğunu ve her birinden ayrı bir öykü tadı alındığını söyleyebilirim. Öykü kişileri arasındaki diyaloglar da konuşma dilinin doğallığını taşıyor. Yazar, ayrıntılardaki inceliklerle etkili bir öykü atmosferi yaratmaya özen göstermiş; özellikle iç ve dış mekânların betimlemelerinde ayrıntılar üzerinden okuru etkilemeyi başarıyor. Mesela, Arasta’da geçen Dede Yadigârı adlı öyküde, bu eski çarşıyla ilgili pek çok ayrıntının dikkatli ve titiz anlatımıyla okurun gerçeklik algısı genişletiliyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Sibel Unur Özdemir’e öykünün güzel yolunda nice kitaplar diliyorum. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;(“Belki İstanbulda’yım”, Sibel Unur Özdemir, öykü, Kanguru Yayınları, Ankara, Mart 2011, 128 sayfa)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;HÜLYA SOYŞEKERCİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-7383179824845083151?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/7383179824845083151/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=7383179824845083151' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/7383179824845083151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/7383179824845083151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2011/05/sibel-unur-ozdemirin-ilk-oyku-kitabi_29.html' title='SİBEL UNUR ÖZDEMİR’İN İLK ÖYKÜ KİTABI “BELKİ İSTANBUL’DAYIM”'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-mRovGqprXcU/TeLFdg-w3bI/AAAAAAAAAZI/NFU5l7vrXnE/s72-c/kapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-1624796965725434218</id><published>2011-05-15T02:24:00.000-07:00</published><updated>2011-05-15T02:24:52.452-07:00</updated><title type='text'>FACEBOOK'TAN  MASALLAR</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-Datxi4iTmOs/Tc-bkegJ3kI/AAAAAAAAAY4/sD3l1gOSTwk/s1600/Facebook+Masallar%25C4%25B1.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" j8="true" src="http://2.bp.blogspot.com/-Datxi4iTmOs/Tc-bkegJ3kI/AAAAAAAAAY4/sD3l1gOSTwk/s1600/Facebook+Masallar%25C4%25B1.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;(Facebook Masalları, Emily Liebert, Çev: Nehir Güler, Derin Kitap, Mart 2011, 264 sayfa)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Gerçekliğin ne olduğuna; sanal ve reel dünyada var olan gerçeklerin buluşma, algılanma ve farklılık süreçlerine dair sayısız düşünce, kuram ve hipotezin üretildiği yaşadığımız dünyaya Facebook adında sihirli bir değnek düştü bir gün. Işık gibi hızla yayıldı ve birkaç yıl içinde dünya çapında 350 milyon kullanıcı sayısına ulaştı. Çağımızda teknolojik gelişmeler, insan yaşamını ve zihinsel süreçleri derinden etkilerken, toplumsal yapılanmaları da süratle değiştirip dönüşüme uğratmaya başladı. Toplumu ve insan ilişkilerini etkileyenler arasında sosyal bir paylaşım ağı olan Facebook başta geliyor. Facebook’ta gruplar kurulabiliyor; böylece dünyanın her yerinden insanlara ulaşmak, onlarla kaynaşmak; bir ideal, fikir, hobi, yardımlaşma ya da etkinlik çevresinde bir güç odağı oluşturmak mümkün olabiliyor. Bu harika sosyal ağ sayesinde bir araya gelen insanların oluşturduğu güç birliğiyle sorunların hızla paylaşılıp çözüme ulaştırılabildiğine tanık oluyor; Facebook’ta örgütlenen kitlelerin seçim ya da benzeri politik eylemlerde önemli başarılar elde ettiklerini görebiliyoruz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kısa süre önce ABD’de Emily Liebert tarafından, Facebook’un pratik yararlarını; birey ve toplum sorunlarını çözüme ulaştırmadaki başarısını, yaşanmış öykülerle dillendiren Facebook Masalları adlı bir kitap yazıldı. Dilimizde geçen ay yayımlanan bu kitaptaki öyküler, sanal ortamda kurulan sosyal bağlantıların önemini vurgulayarak bu bağların insanların içindeki paylaşım ve yardımlaşma duygusunu nasıl harekete geçirdiğini sergiliyor. Teknoloji perisinin yarattığı bu mucizevi masalların yaşanmışlıktan gelmesi, Facebook’un bireysel ve toplumsal etkisini bütüncül bir bakış açısıyla sunuyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Facebook’un, sınır tanımayan bir iletişim ağı olan internet üzerinde temellenmesi, paylaşımların ve mesajların aynı anda dünyanın her yerindeki milyonlarca kullanıcıya ulaşmasını mümkün kılıyor. Aynı anda birçok yerde olma, yerel zaman ve mekân boyutunu aşarak aynı anda farklı mekânlarda var olma duygusu, peri masallarındaki kadar mucizevi bir gerçek değil mi? Bir Facebook sayfanız varsa, internetin sağladığı bu inanılmaz yaşantı üzerinden başka insanlara ve gruplara açılma; izini kaybettiğiniz arkadaşlara ulaşma olanağı buluyorsunuz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Facebook Masalları sayfalarında, sanal ortamın insanları eşit konuma getirdiğine tanık oluyor; ulaşmanın hayli zor olduğu üst düzey kişilerle kolaylıkla bağlantı kurulabilmesinin gerçek öykülerini okuyoruz. Bir anlamda, sanal ortam kendi içinde özgür ve eşit bir alan oluşturuyor; burada statü ve kariyer farklılıklarını azaltıyor, görünmez kılıyor. Facebook demokratik bir örgütlenme biçimi olarak yatay eksenli yapılara yakın duruyor. Kitapta, Danimarka başbakanını Facebook üzerinden “arkadaş” olarak ekleyen köydeki bir ilkokul öğretmeninin, birkaç Facebook mesajı sonunda Başbakan’ı okulunda konuk edişini ilgiyle okuyoruz. Sade vatandaşın sanal ortamda bu denli güç kazanması adeta masal mucizesi gibi. Benzer durumun Obama’nın seçim kampanyasında büyük önem taşıdığı biliniyor. Facebook yöneticiliğinden Obama’nın seçim kampanyasının internetteki yöneticiliğine geçen Chris Hughes’in çalışmalarıyla Obama yalnızca Facebook’ta yaklaşık 5 milyon destekçi kazanmıştı. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Daha neler yok ki Facebook Masalları’nda. Organ bağışı için donör bulmak, evlatlık edinmek, biyolojik babasını bulmak, yirmi yıl önceki unutamadığı aşkına yeniden kavuşmak, eski arkadaşlarına ulaşıp yeni bir dünya kurmak gibi olay ve durumları Facebook üzerinden gerçekleştiren kişilerin inanılmaz öykülerini bazen hüzün bazen neşeyle; ama her an canlı bir ilgiyle okuyoruz. Yıllar önce ailelerinin parçalanması nedeniyle birbirlerinden ayrı düşen kardeşlerin yeniden buluşma öyküleri içimizi ısıtıyor. Kayıp kişiler, Facebook üzerinden izlenebiliyor; başlarına kötü bir olay gelip gelmediği detektif titizliği ile öğrenilebiliyor. Zorda kalanlar, kurdukları ya da üyesi oldukları Facebook grubu ile diğer insanlardan inanılmaz yardım ve destek görebiliyorlar… &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Akıcı, genç bir dille kaleme alınan ve aynı tarzda dilimize aktarılan Facebook Masalları’nda gerçek kişi ve olayların çevresinde örgülenen yaşanmış öyküler, ilgi çekici ve merak uyandıran bir tempoda anlatılıyor. Bu içten ve renkli öykülerin, evrensel bir sosyal olgu olarak Facebook’a dair yeni düşünce ve yorumların üretilmesine zemin hazırlaması mümkün. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Peri masalları vardı bir zamanlar. Şimdi Facebook masallarıyla anlamlı kılıyoruz yaşamı ve dünyayı. İnsan ruhunun zorlukların üstesinden gelme gücünü, Facebook üzerinden kendi hayatlarımıza eklediğimiz arkadaşlarla bir kat daha artırıyor, hep birlikte çoğalıyor, dayanışma içine giriyor ve bunu reel dünyaya aktarma mucizesini gerçekleştirebiliyoruz. Çoğumuz, hayatımızda her gün biraz daha genişleyen bir mekân- zaman içinde akan Facebook dostluğuna dâhil olmaktayız. Bu olguya asıl damgasını vuranın, insanın kendi bireysel yalnızlık kabuğunu kırıp başka yaşamlara ve dünyalara açılması; böylelikle varoluşunu gerçekleştirme sancısı ve çabası olduğu kanısındayım. İnsanın ‘yalnızlık dolambacı’nı aşmasını kolaylaştıran mucizevi bir mekân olan Facebook’un, günümüz insanının kendi ruhsal bütünlüğüne kavuşma mücadelesinde şu an itibariyle önemli ve etkin bir rolü olduğu görülüyor… &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;HÜLYA SOYŞEKERCİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;hsoysekerci@gmail.com&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;TARAF Kitap, 14.05.2011&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-1624796965725434218?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/1624796965725434218/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=1624796965725434218' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/1624796965725434218'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/1624796965725434218'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2011/05/facebooktan-masallar.html' title='FACEBOOK&apos;TAN  MASALLAR'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-Datxi4iTmOs/Tc-bkegJ3kI/AAAAAAAAAY4/sD3l1gOSTwk/s72-c/Facebook+Masallar%25C4%25B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-4792005285645020322</id><published>2011-03-29T04:02:00.000-07:00</published><updated>2011-03-29T04:02:49.219-07:00</updated><title type='text'>BİRBİRİMİZİN DUVARLARINDAN HİKÂYELERLE GEÇELİM</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-OxfQ9oUjTjI/TZG8CGYvd2I/AAAAAAAAAYw/IrFkdINzrYk/s1600/Murathan+Mungan+Kibrit+%25C3%2587%25C3%25B6pleri.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; cssfloat: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" r6="true" src="http://3.bp.blogspot.com/-OxfQ9oUjTjI/TZG8CGYvd2I/AAAAAAAAAYw/IrFkdINzrYk/s400/Murathan+Mungan+Kibrit+%25C3%2587%25C3%25B6pleri.jpg" width="276" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;(Murathan Mungan, öyküler, Metis Yayınları, Şubat 2011, 108 s.)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;“Hayat iki dipsiz karanlık ortasında bir kibrit alevidir.” cümlesi çok sık anımsadığım özlü sözler arasındadır. İsmail Habib Sevük’ün bu sözü, nice derin anlamlar taşır içinde. Yaşamın, iki sonsuz bilinmezin ortasında bir çakımlık bir gerçek olduğunu düşünürken, ömrün kısacık anlardan oluşan bir toplam olduğu sezgisi kaplar içimizi. O sonsuzluklara çok önemli iki ânın kapısından geçerek ulaşırız; doğum öncesi ve ölüm sonrasının ilk ânıdır onlar. İnsanın hikâyesi, bu iki an arasında uzanan kesitte var olur. Kısa öyküler de kibrit alevi gibidirler; bir anda parıldayıp yaşamdan bir kesiti aydınlatırlar. Bıraktıkları etki yaşama ve zamana değer, ruhlara dokunur; anlar sonsuza akar öykü sanatının ölümsüzlüğünde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kısa öykü; yaşamın akışında bir zaman parçasındaki insani durumlara odaklanan, yoğun, çokanlamlı, boşluk ve geçişleri olan, yaratıcı okurlar isteyen bir türdür. Tomris Uyar'ın sözüyle “yaşama tutulan spot ışığı içinde gördüklerimizdir.” İnsan ruhunun derinliğine ulaşan az sayıdaki sözcükle, birkaç fırça darbesi kullanarak tümel hakikati görmemizi sağlayan Zen ressamları tarzına benzer bir çalışma ister öykü.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Murathan Mungan’ın yeni öykü kitabı Kibrit Çöpleri, Takribi ve vasati kıpkısa öyküler nitelemesiyle sunuluyor. Bu kitabında Murathan Mungan yepyeni deneyselliklere açıyor öykü sanatını ve kendi öykücülük serüvenini. Kibrit Çöpleri’nde kısa öykünün yoğunluk ve derinliğiyle bir kez daha karşılaşıyoruz. Kibrit çöpleri misali kısacık öyküler var kitapta. Her öykü çoğalan anlamlarıyla yaşama dokunarak içinde gizlediği ateşle başka yaşamları, yürekleri ve bilinçleri tutuşturuyor. Duman İşaretleri öyküsüyle başlıyor sayfalar. Burada yazar okurdan tek isteğini belirtiyor: “Hız yapmayın okurken. Göze az görünenler, hızda çabuk kaybedilirler.” İçinde yaşadığımız hız çağına karşı, metnin içinde karşıt hız geliştirerek, metni yavaşlatarak okumamızı istiyor. Hızla akan görüntü, ses ve imgeler çağında her şeyin kısa sürede yitip gittiğini vurguluyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kibrit Çöpleri’nde insanı düşündüren, düşlere açan anların öykülerini dillendiriyor Murathan Mungan. Bilinçli olarak bıraktığı metin içi boşlukları okurun yaratıcı sezgi, düş ve düşünce gücüyle tamamlamasını bekliyor asıl olarak. Okuru, yazdığı öykünün içinde yol arkadaşlığına çağırıyor; yol çok kısa görünse de zihinlerde ve imgelemde çoğalan ve genişleyen anlamlarla uzun bir yolculuğa dönüşüyor. Öykülerin anlam yoğunluğu dile, imgelere ve boşluklara yüklenmiş durumda. Çoğu öykünün etkileyici bir girişle başladığı, çarpıcı bir sonla bittiği görülüyor; metnin başlama ve bitiş noktaları da göreceli gerçeklere açılıyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;İnce ayrıntılardan derin insani durumları sezme gücümüzü artırıyor Murathan Mungan’ın öyküleri. Tomris Uyar’ın “aydınlanma anı” dediği anlar da başka boyutta bir anlar dizgesini oluşturuyor öykü katmanları arasında. Kibrit Çöpleri’nde öyküler hayatla buluşuyor: Hayatın dramatik anları, incecik yaşam kesitinde parıldayan, titreşen, yanıp sönen yaşamlar, insan hallerinin çelişkili gerçekleri… Biten ilişkilerdeki incecik duygusal kırılma noktaları, yalnızlık ürperişleri… Yer yer “anlatının kendini fark ettiğine” tanık oluyor; yazarın öykü üzerinde düşünen öyküleriyle karşılaşmanın heyecanını yaşıyoruz. An’dan ileri geri zamansal sıçramalarla örülmüş öykülerin yanı sıra fantastik öğelerle düşsel boyutları genişlemiş öyküler var. Yaşam anlarının derin kuyusundan çıkarılmış suskun ama dopdolu öyküler yer alıyor Kibrit Çöpleri’nde. Psikolojik derinliğin yanı sıra felsefi derinlikte cümleler ve anlatımlar öyküleri zenginleştiriyor. Birçok öyküde başlık, öyküyü çözüp anlamlandırmayı kolaylaştırıyor; modernist sanat akımlarına özgü resimlerdeki gibi. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Ardıç öyküsünde çocuk düşlerine dalan yazarın, Ardıç’ın yanı sıra pek çok öyküsünde mimari yapıya dikkat ettiğine; metnin yapı sağlamlığına, öğelerin yerleşimi, uyumu ve tekrar düzenine önem verdiğine tanık oluyoruz. Bu tanıklık, yazarın öykü sanatına verdiği estetik değerin kanıtı durumunda. Kitaptaki en ilginç öyküler arasında Buluş ve Rüya Ayna başta geliyor. Her iki öykü arasında ince, göze görünmez bir bağ olduğunu düşünüyorum. İnsanın kendi kendisinden kopuşu, yabancılaşması, geçmişini, varoluşunu terk etmesi… Sonra hikâyenin aslının kaybolup, üzerinin düş, söylence ve kurmacayla örtülmesi zaman içinde… Bu iki öykü, yazarın buluşları ve yaratıcılığıyla ilgi uyandırdığı gibi, dillendirdiği insan gerçekliği ve varoluş sorunsalıyla; düş ve gerçeğin buluşma, kırılma noktaları ve birbiri içinde sürmesiyle, kitaptaki en derinlikli öyküler arasında yer alıyor. Katlanmak öyküsünde Hiçlik’in hikâyesizlik demek olduğunu, hikâyenin olmadığı noktada Varlık’ın Hiçlik’e dönüştüğünü anlıyoruz. Hikâyenin varoluşun içinde çoğalan bir gerçeklik olduğunu seziyoruz aynı zamanda. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kibrit Çöpleri içindeki öykülere şiirsel, imgeli bir dil egemen. Murathan Mungan’ın aynı zamanda şair oluşu; öykü metinlerine şiir sanatından esintiler getiriyor. Öykülerdeki yaşlı adamlar, yaşlı kadınlar tüm ömrünü uzun bir hikâyenin satırlarını okur gibi yaşamış insanlar… Masa’da ünlü, “Masa da masaymış ha” dizesinden öyküye geçiş yapmış bir masanın ilginç bir öykü kişisine dönüştüğünü görüyor; özneleşen nesnenin halleri üzerinden gerçekleşen okumada masalsı bir sonla karşılaşıyoruz. Çay Bahçesi Şarkıları öykü kişisi olarak yazarın yazma anındaki sıkıntı ve sancılarını dillendiren bir öykü. Murathan Mungan’ın metni ile öykü metni içindeki kurmaca yazarın metni, öykünün başlığında buluşuyor; gerçek ile kurmacanın buluşturulmasıyla ilginç bir deneysel çalışmaya imza atılmış oluyor. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Aşk ile sinemanın aldanış üzerine kurulmaları nedeniyle bir ortaklık taşıdıklarını okuyoruz Sinema ve aşk öyküsünde. “İnsan öncelikle bir aldanışa âşık olur, sonra o aldanıştan bir hakikat yapmaya çalışır hayatına… Bazı filmler çabuk biter.” cümleleri etkileyici. Eskilerden Konuşmak’ta yaşayan eski zaman parçaları “yağmur incesi İstanbul hüznü” halinde dolaşıyor sayfalarda. Yaşar Yenge’de insan ilişkilerinde iyice azalan içtenlik, sevgi ve dürüstlüğe açılıyoruz. İnsanı insanlar arasında var eden değerin kendi hikâyesi olduğunu, her hikâyenin yaşama anlam kattığını, hayatla hikâyenin sık sık buluştuğunu düşünüyoruz yeniden. An öyküsü ise tüm kitabı kendi içinde toplayıp yoğunlaştırıyor. Sır Kâtibi, tasavvuf derinliğine uzanıyor ve öykü sanatına mistik renkler kazandırıyor: “Birilerinin içeri sızması için aralık bırakılmış kapılar değil midir öyküler? İçine ses olarak üflenen, sayfana harf olarak düşen sır’dan bir parçayım belki de… Al beni bir başkasına ver. Unutma, sır başkalarına vermek içindir.” Hayatın ayrıntılarıyla öykülerde karşılaşmanın heyecanını duyumsatıyor bazı öyküler. “Öykü kişileri yaşadıkları suların sayfalarından çıkarıldıklarında ölürler, bizi onlardan sayfalar ayırır” diyen yazar, şöyle devam ediyor: “Birbirimizin duvarlarından hikâyelerle geçeriz.”&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Kibrit Çöpleri’nin tümünü “yakıp” bitirdiğinizde mutlak bir karanlık çevrelemiyor sizi; tam tersine, önceki yaktıklarınızın tutuşturduğu yaşam anlarında yepyeni öykülerin yanıp söndüğünü görüyor; kibritlerin alevinden deniz fenerlerine açılıyor; öykü ışığının rehberliğinde yol alıyorsunuz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Hülya SOYŞEKERCİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;Taraf Kitap&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;11.03. 2011&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;hsoysekerci@gmail.com&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-4792005285645020322?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/4792005285645020322/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=4792005285645020322' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/4792005285645020322'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/4792005285645020322'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2011/03/birbirimizin-duvarlarindan-hikayelerle.html' title='BİRBİRİMİZİN DUVARLARINDAN HİKÂYELERLE GEÇELİM'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-OxfQ9oUjTjI/TZG8CGYvd2I/AAAAAAAAAYw/IrFkdINzrYk/s72-c/Murathan+Mungan+Kibrit+%25C3%2587%25C3%25B6pleri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-5092143975809066339</id><published>2011-02-26T16:08:00.000-08:00</published><updated>2011-02-26T16:08:01.633-08:00</updated><title type='text'>SIRA DIŞI EDEBİYAT TARİHİ "Oscar Nasıl Wilde Oldu?"</title><content type='html'>&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 9.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="https://lh6.googleusercontent.com/-vO_CX9HvG18/TWmVsCx8vCI/AAAAAAAAAYk/fNYKwo1vbeE/s1600/347404_2.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="https://lh6.googleusercontent.com/-vO_CX9HvG18/TWmVsCx8vCI/AAAAAAAAAYk/fNYKwo1vbeE/s1600/347404_2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 9.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 9.0pt; line-height: 115%;"&gt;(Elliot Engel, Çev: Zeynep Avcı, Sel Yayıncılık, İnceleme, 2011, 290 s.)&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Edebiyat tarihi dersleri, kitapların içeriği ve yenilenmeyen yöntemleri nedeniyle çoğu kez sıkıcı, ciddi ve renksiz dersler arasında gösterilir. Kültür tarihinin yaratıcıları olan yazarların yaşamı ve yapıtlarının kronolojik düzenle işlendiği edebiyat tarihi kitapları, farklı bakış açısıyla hazırlanmaları durumunda ilgiyle okunan, yazarlar ve yapıtlarına yönelik merak ve heyecan uyandıran kitaplara dönüşürler. Bu dönüşüm, yaratıcılık ve dinamizm gerektiren bir süreç içinde şekillenerek gerçekleşir. Edebiyat tarihi yazarının farklı bakış açısı ve yaratıcı tarzının yanı sıra keyifli üslubu yapıta bambaşka renkler kazandırır, okuyanın zihninde yepyeni düş ve düşünce pencereleri açarak edebiyat sanatına ilgiyi artırır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;ABD’de otuz yıldan beri üniversitelerde verdiği derslerle tanınan Elliot Engel, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Oscar Nasıl Wilde Oldu?&lt;/i&gt; adıyla çevrilen kitabında edebiyat tarihine farklı cephelerden bakmamızı sağlıyor; bizi yazarların yaşamının ilginç, sıra dışı yönlerine ve yapıtların derinlikli dünyasına davet ediyor. Kitabın alt başlığının &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“…ve diğer Edebiyatçıların Okulda Öğrenemediğiniz Yaşamları”&lt;/i&gt; oluşu, okullardaki kitaplardan daha farklı bir edebiyat tarihi kitabını işaret ediyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Elliot Engel’in yazarların yaşam öyküsüne dayalı edebi eleştiriden yana olduğunu okuyoruz ilk sayfalarda. “…yaşam öykülerine dayalı edebi eleştirmenlik akımının bir üyesi olmaktan gurur duyuyorum ve Freud’cu, Marx’çı, postyapısalcı, dekonstrüktivist ya da benzeri edebi akımlardan hep uzak durdum.” sözleriyle kendini ifade ediyor Elliot Engel. &lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black;"&gt;Yazarın yaşamından yola çıkarak yapıtlarına açılmayı, daha canlı ve dinamik bir yazınsal ilişki olarak görmek, yazarla yapıt arasında diyalektik bir bağın varlığını belirtmek mümkün. Elliot Engel kitabında bu bağdan hareket ederek önemli yazınsal sonuçlara ulaşıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Edebiyat eserlerini yaratan yazarların yaşamı, farklı ve sıra dışı yönleri daima merak uyandırmış; ilginç anekdotlara konu olmuştur. Yazar, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Oscar Nasıl Wilde Oldu?’&lt;/i&gt;da Anglo-Amerikan edebiyatına yön veren ve İngiliz dilinde önemli yapıtlara imza atan 19 yazarın yaşamı ve yazı dünyasına eğiliyor. 14. yüzyıldan Geoffrey Chaucer’la başlıyor, 16. yy. dehası William Shakespeare’den sonra sırayı 18. yüzyıl yazarı Jane Austen’e veriyor. Kitabın ağırlık merkezini 19. yüzyıl edebiyatçıları oluşturuyor: Edgar Allen Poe, Charlotte ve Emily Bronte, Elizabeth Barret Browning/Robert Browning, Charles Dickens, George Eliot, Emily Dickinson, Oscar Wilde, Mark Twain... 20. yüzyıla damgasını vuran Thomas Hardy, Sir Arthur Conan Doyle, D.H. Lawrence, F. Scott Fitzgerald, Ernest Hemingway ve Robert Frost’un yaşam öyküleri ve yapıtları ilginç ayrıntılarla anlatılıyor. Yazarların az bilinen yönlerinin renkli anekdotlarla anlatıldığı bu edebiyat incelemesinde sürükleyici bir romanı okur gibi dikkat ve ilgimizi anlatılanlara yoğunlaştırıyoruz. Metinlerin derinliğine inerken insanlık tarihinin ve evrensel insan gerçeğinin gizemlerine ulaşıyoruz. Bu yazıları, öğrencileri eğitmek, eğlendirmek ve onlara esin kaynağı olmak üzere hazırladığını belirtiyor yazar. Bölümlerin keyifli ve nitelikli bir deneme üslubuyla yazılmış olması; bu üslubun çeviriye yansıması, kitabın değerini artıran etmenler arasında.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Yazarların yaşamı ve yaşadıkları dönemle ilgili öyle ilginç durumlar anlatılmış ki bunların çoğuyla ilk kez karşılaşıyor olabilirsiniz. Matbaa öncesinde yazılan &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Canterbury Hikâyeleri&lt;/i&gt;’nin Chaucer tarafından yüksek sesle okunmak üzere kaleme alındığını; hikâyelerin hac yolculuğunda geçtiğini öğrenirken, İngiliz dilinden bazı sözcüklerin etimolojik kökenlerine de iniyorsunuz: O yıllarda Hıristiyan hacıları kapüşonlu bol pelerin giyerlerdi; yolda haydudun biri hacıyı yakalamaya çalıştığında pelerini son derece bol olduğu için hacı haydudun elinden kolayca kurtulup kaçabilirdi. “Chaucer’in hacılarından günümüze ulaşan bir İngilizce sözcük vardır: Escape(kaçmak) Escape ex(dışına) capus(pelerin) sözcüklerinin oluşturduğu bir sözcüktür yani pelerinin dışına çıkmak anlamına gelir.” diye sürüyor satırlar. &lt;span style="mso-spacerun: yes;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Kitabın en ilginç anekdotlarını, yaşamı efsaneleşen Shakespeare ile ilgili olanlar oluşturuyor. Shakespeare’in yapıtlarının ona ait olmadığını iddia edenlere karşı, Elliot Engel, Shakespeare’in yaşadığı dönem (16. yüzyıl) İngiliz eğitim sistemi üstüne ciddi araştırmalar sonucunda ulaşılan bilgilerin önemine dikkatleri çekiyor. Bu dönemde bir taşra kasabasında bile parlak bir öğrencinin on beş yaşına geldiğinde mükemmel bir klasik eğitim almış olduğunu; günümüzdeki İngiliz tarihi doktorası adaylarının bilgisine ek olarak Yunan ve Roma mitolojileri lisansüstü adaylarının bilgisini edinebildiğini vurgulayarak Shakespeare’in muhteşem yapıtlarını sağlam kültürel altyapı üzerine kurmuş olduğunu belirtiyor. O dönemde bütün tiyatroların içinde sahneye atılmak üzere domates satılırdı; Shakespeare’in hiçbir oyununda domates atılmamıştı; çünkü “Shakespeare, izleyenleri oyunun başından sonuna kadar büyüleyip sahneye bağlayabilme yeteneğine sahipti.” Shakespeare’in, İngilizceye yaklaşık üç bin yeni sözcük armağan ettiğini öğrenmek heyecan veriyor insana; bu sayıyı on bine çıkaran eleştirmenler var. Yazarın, yapıtlarını oluşturduğu dile yaratıcı katkılar sağladığını görüyor, dil-edebiyat ilişkisindeki dinamikleri keşfediyoruz böylelikle. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Sonra, Jane Austen’ın yazar olarak mücadelesine tanık oluyoruz. O dönemde erkekler yaşamın her alanına, edebiyata ve dile egemendi; kadınların bu alanda uğraşmaları hoş karşılanmıyordu. Jane Austen romanlarını adsız olarak yayımlayabildi. İngilizcede kadınlara uzun süre, yazan(writer) dendiğini; yazar(author) olarak adlandırılmadıklarını öğreniyoruz; çünkü otorite(authority) sadece erkeklere aitti ve yazmak tamamen eril bir iş olarak görülüyordu. Austen, her şeyden önce eril dille baş etmek durumundaydı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Kitaptaki yazar yaşamlarından en dramatik olanı Edgar Allen Poe’ya ait. Çevresinde soluk alan ölüm ve mezarlık mekânları Poe’nun yazgısını şekillendiriyordu, yazdıklarını da. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Charlotte ve Emily Bronte kardeşlerin çocukken oyunlarında harika bir düşsel dünya kurmalarını, oyundan öykü yaratmaya geçmelerini ilgiyle okuyor; düş gücünün çok erken yaşlarda oluştuğuna tanık oluyoruz. Kısacık yaşamlarında &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Jane Eyre, Uğultulu Tepeler&lt;/i&gt; gibi romanlarını erkek adıyla yayımlayabildiklerini öğreniyoruz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Charles Dickens’ın yaşarken ünü ABD’ye kadar yayılan ve çok satan bir yazar olduğunu okumak ilginç geliyor insana. Sayfalar arasında Dickens’in romanlarının hayli kalın oluşunun gizemine ulaşıyor; Dickens’ın kâğıt sırtlı kitabın mucidi olduğunu, fasiküller halindeki romanları dolayısıyla günümüzdeki TV dizilerinin temel formatını icat ettiğini; inanılmaz ticari zekâsı sayesinde ‘aynı kitabı aynı okurlara üç kez satabilen tek yazar’ olduğunu hayretle okuyoruz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Kitapta Oscar Wilde’ın sıra dışı yaşamının ayrıntılarına ulaşılıyor ve yaşamı boyunca ikiyüzlü bulduğu Victoria ahlakını alt üst etmeye yönelik bir çaba içinde olduğu görülüyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Mark Twain’in takma ad olduğunu çok kişi bilmez. Gençlik yaşamının her anında Mississippi nehri akan genç adamın Mark Twain adını almasının gerçek hikâyesi kitabın içinde okurunu bekliyor. Güneyli bir beyaz olan Mark Twain’in, kahramanlarından birinin siyahî olduğu &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Huckleberry Finn&lt;/i&gt;’i yazarak toplumsal önyargıları aşması da takdirle okunuyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Yapıtlarının sinemaya uyarlanması sayesinde epeyce para kazanan ilk yazarın Thomas Hardy olduğunu öğreniyoruz sayfalardaki okuma yolculuğumuzda. Sherlock Holmes ve Watson’un iki kişiliğe bölünmüş yazar Arthur Conan Doyle olması nedeniyle birbirlerinden ayrılmadıkları yorumu üzerinde düşünüyoruz ayrıca. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;D.H. Lawrence’ın Freud kuramından yararlanan ilk romanı (&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Oğullar ve Sevgililer&lt;/i&gt;)yazdığı; F.Scott Fitzgerald’ın romanlarında o güne dek benimsenen tipik Amerikalı kız imgesini değiştirdiği; onları karısı Zelda’dan esinlenerek yarattığı anlatılıyor. Hemingway’in fiziksel güce dayalı erkeksi bir dünyası olduğu; metne sadelik, kısalık ve yoğunluk kazandırdığı, böylelikle farklı bir biçemin yolunu açtığı da dile getiriliyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="apple-style-span"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;Eğlenceli, renkli olduğu kadar bilgilendirici ve ufuk açıcı &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Oscar Nasıl Wilde Oldu&lt;/i&gt;?, uzmanların yanı sıra öğrencilere hitap eden, edebiyat meraklılarının ilgisini çekebilecek nitelikte bir kitap. Bu sıra dışı edebiyat tarihine her şeyden önce yazarının olağanüstü içtenliğinin damgasını vurduğunu da belirtmeliyim. Edebiyat eğitiminde içtenlik yaratıcılık kadar önemlidir bence.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;(Taraf Kitap Eki 11.02.2011)&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;HÜLYA SOYŞEKERCİ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; line-height: 115%;"&gt;hsoysekerci@gmail.com&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-5092143975809066339?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/5092143975809066339/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=5092143975809066339' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/5092143975809066339'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/5092143975809066339'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2011/02/sira-disi-edebiyat-tarihi-oscar-nasl.html' title='SIRA DIŞI EDEBİYAT TARİHİ &quot;Oscar Nasıl Wilde Oldu?&quot;'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='https://lh6.googleusercontent.com/-vO_CX9HvG18/TWmVsCx8vCI/AAAAAAAAAYk/fNYKwo1vbeE/s72-c/347404_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-9081467851717676455</id><published>2010-11-24T12:31:00.000-08:00</published><updated>2010-11-24T14:30:50.060-08:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;h4 style="font: normal normal bolder 130%/normal Arial, Helvetica, sans-serif; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 5px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 3px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #000066;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; line-height: 19px;"&gt;"İç Denizlerden Başka Kıyılara Bir Okuma Yolculuğu"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h4&gt;&lt;h4 style="font: normal normal bolder 130%/normal Arial, Helvetica, sans-serif; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 5px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 3px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #000066;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; line-height: 19px;"&gt;| Yusuf Turhallı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;/h4&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #000066;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; line-height: 19px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="-webkit-border-horizontal-spacing: 0px; -webkit-border-vertical-spacing: 0px; color: black; line-height: normal; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #000066;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; line-height: 19px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 26px; font-weight: bold; line-height: 19px;"&gt;"YAŞAMI KURGULAMAKLA&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 26px; font-weight: bold; line-height: 19px;"&gt;YAPITI KURGULAMAK"&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #000066;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; line-height: 19px;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #000066;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; line-height: 19px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;img alt="Okuma Yolculukları | Hülya Soyşekerci" height="444" src="http://mavimelek.com/gundem/okuma_yolculuklari.jpg" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; border-bottom-color: rgb(0, 0, 102); border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(0, 0, 102); border-left-style: none; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(0, 0, 102); border-right-style: none; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(0, 0, 102); border-top-style: none; border-top-width: 1px; color: #000066; float: left; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 10px; padding-top: 4px;" width="290" /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; font-size: 26px; line-height: 19px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="right" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&lt;em&gt;"Zamana karşı koyamayız asla; her şeyin bir bitişi vardır. Yaşam bir anda, bir noktada tükenir zaman yolculuğunda."&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;&lt;em&gt;Okuma Yolculukları&lt;/em&gt;&amp;nbsp;/ Hülya Soyşekerci&lt;/div&gt;&lt;div style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&lt;span style="color: #4671c3; float: left; font: normal normal normal 37pt/0.8em 'Trebuchet MS'; margin-right: 3px;"&gt;K&lt;/span&gt;işinin yaşam serüveni doğumundan ölümüne acıları, çelişkileri, mutlulukları ve hayata dâhil her şeyiyle uzun bir yolculuktur. Bu uzun yolculuğunda kadim dostu ve düşmanı yalnızlığı atlamamak gerekir. Sudan karaya ilk adımını atışıyla birlikte başlayan bu yalnızlık korkusu, kişiyi sürekli arayışa iter. Ve bu arayışın içinde binlerce yıldır bulabildiği en sağlam tutamak belki de yazıdır. Bulunuşundan beridir ab-ı hayat gibi, kişi tarafından büyük bir mucize olarak algılanagelmiştir. Mucizedir, çünkü söz uçar yazı kalır.&lt;/div&gt;&lt;div style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;En basit anlamıyla bir yerden bir yere varmak diye nitelendirilebilecek yolculuk, gösterdikleriyle de kişiyi zihinsel olarak bir yerden bir yere getirir. Okumak da, istediği hazırlıkla ve kişiye yeni istasyonlar yeni yollar belki de patikalar göstermesi açısından en büyük katkıyı yapabilecek olgudur. Hülya Soyşekerci'nin Pupa Yayınları'ndan çıkan son kitabı&amp;nbsp;&lt;em&gt;Okuma Yolculukları&lt;/em&gt;, ismi itibariyle yaşama yaptığı bu göndermeyle kitabı eline alan kişide merak uyandırıyor. Ağırlıklı olarak dergilerde yayınlanan eleştirel inceleme metinlerinden oluşan kitap yazarın kendi okuma yolculuğunu, bu yola gönül vermiş başka insanlara da aktarma isteği.&lt;/div&gt;&lt;h4 style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font: normal normal bolder 130%/normal Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 19px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 5px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 3px;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;Varoluşunun dayanılmaz ağırlığı&lt;/h4&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;Yolculuğuna “İç Denizler”den başlayan Soyşekerci, yolcusunu denizlerin farklı adlandırıldığı dünyalarla buluşturarak okyanusa nazır “Başka Kıyılar”da bırakıyor. Yazar, kitabın ilk bölümü “İç Denizler”de yolunu ilkin Sait Faik'in semaverinin sıcaklığından geçirerek bir bakıma Türkçe edebiyatın modern anlamdaki ilk öykücüsüne selam veriyor. Metne Sait Faik'in öykülerindeki genel motiflerle giren Soyşekerci,&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&lt;em&gt;Semaver&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;'i&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&lt;em&gt;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;adeta atomlarına ayırarak gösteriyor. Analizini yaparken öykünün yazıldığı dönemdeki toplumsal şartlara da bir bakış atmayı unutmuyor.&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&lt;em&gt;Semaver&amp;nbsp;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;ne kadar Sait Faik'in Fransa'da yaşadığı dönemde yazılmış olsa da her topluma özgü bir işçi sınıfı motifi taşıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;İkinci durağında "Sinağrit Baba" üzerine konuşmalar yapan yazar, günümüz toplumunda eski canlılığını kaybetmiş ramazanların eski edebiyata yansımalarını da üçüncü durakta ele alıyor. Bir sonraki durağında ise, Halide Edib'in&amp;nbsp;&lt;em&gt;Sinekli Bakkalı&amp;nbsp;&lt;/em&gt;'nın bulunduğu mahalleyi dünyaya açtıktan sonra Yusuf Atılgan'ın&amp;nbsp;&lt;em&gt;Aylak Adam&lt;/em&gt;'ı C.'nin varoluşunun dayanılmaz ağırlığını irdeliyor. Ve bunu,&amp;nbsp;&lt;em&gt;“'Aylak Adam C.' tam anlamıyla bir bireydir, sürüye katılmamanın bedelini yalnız kalarak, acı çekerek öder. O, öteki insanlar gibi 'eli paketli adam' olarak eve dönmek istememektedir; toplumdaki evlilikleri tüketen ilişkiler olarak görmektedir… İnsanlar ezberlenmiş hareketlere ya da davranış biçimlerine tutsak olmuşlardır. Üstelik çoğu bu ezberlerin farkında bile değildir.”&amp;nbsp;&lt;/em&gt;(s. 54-55) gibi cümlelerle Yusuf Atılgan'ın 'flaneur'üne sosyolojik ve psikolojik bakış açılarıyla yaklaşarak yapıyor.&lt;/div&gt;&lt;h4 style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font: normal normal bolder 130%/normal Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 19px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 5px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 3px;"&gt;Günümüzden geçmişe bir yolculuk&lt;/h4&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;Soyşekerci, devam eden metinlerinde Füruzan'ın&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&lt;em&gt;Parasız Yatılısı&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;'nın sayfalarından&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&lt;em&gt;Sevda Dolu Bir Yaz&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;'ının sayfalarına geçerek Hasan Ali Toptaş'ın postmodern romanı&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&lt;em&gt;Uykuların Doğusu&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;'nda doğunun yattığı uykuya kurgusal, metinlerarasılık ve dil açısından bakıyor. Kitapta, Türkçe edebiyatın mihenk taşı sayılabilecek yazarlarını çok geniş bir yelpazeden inceleyen Hülya Soyşekerci yukarıda da belirtildiği gibi metinlere hem sosyolojik, psikolojik hem de teknik açıdan yaklaşıyor. Ayrıca bu geniş yelpazesinde İnci Aral, Ayfer Tunç, Leylâ Erbil, Adnan Binyazar, Yaşar Kemal, Mehmet Mümtaz Tuzcu, Hasan Özkılıç, Sezer Ateş Ayvaz, Yekta Kopan, İsmail Mert Başat, Latife Tekin, Ayşe Sarısayın eserleri incelenen diğer yazarlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;&lt;img alt="Hülya Soyşekerci" border="0" height="394" hspace="2" src="http://mavimelek.com/gundem/hulya-soysekerci.jpg" style="border-bottom-color: rgb(0, 0, 102); border-bottom-style: none; border-bottom-width: 1px; border-left-color: rgb(0, 0, 102); border-left-style: none; border-left-width: 1px; border-right-color: rgb(0, 0, 102); border-right-style: none; border-right-width: 1px; border-top-color: rgb(0, 0, 102); border-top-style: none; border-top-width: 1px; float: right; padding-bottom: 0px; padding-left: 0px; padding-right: 10px; padding-top: 4px;" width="334" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt;Hülya Soyşekerci kitabın ikinci bölümü “Buluşmalar”da edebiyatın yaşamdaki diğer olgularla dirsek temasına değiniyor. Soyşekerci, bölümün ilk metninde geçtiğimiz yıllarda başlayıp bütün dünya ekonomisini derinden sarsan ve hâlâ etkisini sürdürmekte olan ekonomik krizde tekrardan okuduğu Steinbeck'in ölümsüz eseri&amp;nbsp;&lt;em&gt;Gazap Üzümleri&lt;/em&gt;'ni inceliyor. 29 Buhranı'ndan daha kötü bir yerde miyiz ya da değil miyiz tartışmalarının yapıldığı günümüzden geçmişe bir yolculuğa çıkarak romanın bulunduğu tarihsel düzlemden nasıl etkilendiğiyle ilgili tespitler yapıyor:&amp;nbsp;&lt;em&gt;“Yazınsal yapıtlar; özellikle romanlar, toplumsal dinamiklerin içinde var olan, gelişen, düşünen, çelişen, çatışan, yaşama mücadelesi veren insanı ete kemiğe bürüyerek ve ona unutulmaz bir karakter özelliği vererek anlatırlarken, yine toplumsal bir olgu olan dilin bütün estetik olanaklarını kullanır ve onu geliştirirler.”&amp;nbsp;&lt;/em&gt;Devamında ise, çok güzel bir noktaya parmak basan Soyşekerci metni, yazarların sosyo-ekonomik krizlerin yaşandığı dünyaları değil de insani değerlerin, demokrasinin, barışın ve refahın olduğu dünyaları yazmaları dileğiyle bitiriyor.&lt;/div&gt;&lt;h4 style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; font: normal normal bolder 130%/normal Arial, Helvetica, sans-serif; line-height: 19px; margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px; padding-bottom: 5px; padding-left: 0px; padding-right: 0px; padding-top: 3px;"&gt;Özgür kadının simgesi Lilith&lt;/h4&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;Soyşekerci, bölümün ikinci durağında kurmaca dünyaların okullarını, okul, öğrenci ve öğretmen ilişkilerini değerlendirirken bir sonraki durakta yaşamı kurgulamakla yapıtı kurgulamak üzerine düşüncelerini aktarıyor. Şüphesiz bölümün (ve belki de kitabın) en etkileyici metni Âdem'in ilk eşi Lilith üzerine yazdığı “Karanlıktaki Özgür Kadın 'Lilith'” başlıklı denemesi. İnsanların bilinçaltında binlerce yıldır var olan karanlığı ele alarak başlayan Soyşekerci, bu karanlığın din mitolojisinde Âdem'le aynı topraktan yaratıldığı için onun emirlerine uymak zorunda olmadığını düşünüp Âdem'i terk eden kadınla özdeşleştirilmesini sorguluyor. Bu kötü, asi kadın erkeğine karşı çıktığı yetmezmiş gibi tanrısına da karşı çıkarak şeytanla işbirliği yapıyor. Tanrı tarafından her gün yüz çocuğunun öldürülmesi cezasına mahkûm edilen Lilith, bundan sonra hamile kadınların ve yeni doğmuş bebeklerin düşmanı olacağına ant içiyor. Anlaşılacağı gibi bunun üzerine nefret edilmesi gereken bir kimliğe sahip oluyor. Ve insanlığın bilinçaltına Karanlığın Kraliçesi olarak kazınıyor. Kişilik olarak, Âdem'in kaburga kemiğinden yaratılan Havva'nın tam zıttı olan Lilith tarih boyunca yeni anlamlarla halkın karşısına çıkıyor. Tabii her tezin kendi antitezini içinde getirdiği gerçeğiyle Lilith'in, kendisine erkek tarafından gösterilen yeri reddettiği fark edilerek Aydınlanma Çağı ile kendisine atfedilen yeni anlamlarla günümüzde özgür kadının simgesi haline geliyor. Ve satırlardan Hülya Soyşekerci'nin “&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;&lt;em&gt;Yaşamı sorgulayan kadın için, kendisine binlerce yıldan beri dayatılan Havva rolünün geçerliliği kalmamıştır. O, artık, her zorluğu, haksız suçlama ve yorumları göğüsleme pahasına Lilith gibi olacak ve bir gün mutlaka 'şeytanın zincirlerini' de kıracaktır.”&amp;nbsp;&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;diye konuştuğunu duyuyorsunuz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;Kitabın son bölümünde Soyşekerci, bizi iç denizlerimizden alarak “Başka Kıyılar”a küçük bir gezintiye çıkarıyor. E.T.A. Hoffmann'ın dilimizde&amp;nbsp;&lt;em&gt;Seçme Masallar&amp;nbsp;&lt;/em&gt;adıyla yayınlanan kitabını inceleyen Soyşekerci, oradan Lawrence Durrel'in&lt;em&gt;Karanlık Labirent'&lt;/em&gt;inde ufak bir gezinti yaptıktan sonra çocukluğumuzun ünlü&amp;nbsp;&lt;em&gt;Define Adası&lt;/em&gt;'nın yazarı Stevenson'ın&amp;nbsp;&lt;em&gt;Dr. Jekyll ve Bay Hyde&amp;nbsp;&lt;/em&gt;adlı yapıtını inceliyor. Ve Anna Kavan'ın Kafkaesk romanı&amp;nbsp;&lt;em&gt;Kartal Yuvası&amp;nbsp;&lt;/em&gt;üzerine incelemesinin ardından kitabını okura Calvino'nun&amp;nbsp;&lt;em&gt;Bir Kış Gecesi Eğer&lt;/em&gt;'iyle bir okuma yolculuğu yaptırarak tamamlıyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;Hayatını edebiyata adamış bir eleştirmen Hülya Soyşekerci. Özellikle yenilikçi ve öncü nitelikteki yazarları inceleyen Soyşekerci, bu kitabıyla da bizlere okuma yolculuklarımızda bir fener olma görevini üstleniyor. Ki bunu çok başarılı bir şekilde yapıyor. Bu noktada&amp;nbsp;&lt;em&gt;Okuma Yolculukları&lt;/em&gt;, edebiyata gönül vermiş, okuduğuyla yetinmeyen ya da inceleme yapan okurlar için nitelikli bir kaynak haline geliyor. Okuma yolculuklarımızın daim olması dileğiyle…&lt;br /&gt;~~~&lt;/div&gt;&lt;table border="0" style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px; width: 700px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td&gt;&lt;em&gt;Okuma Yolculukları&lt;/em&gt;&lt;br /&gt;Hülya Soyşekerci&lt;br /&gt;Pupa Yayınları, Nisan 2010; 253 s.&lt;/td&gt;&lt;td&gt;&lt;div align="right"&gt;&lt;a class="capsule" href="mailto:yusuf@mavimelek.com" style="color: #4671c3; font-family: 'Trebuchet MS'; font-size: 12px; font: normal normal normal 1em/normal 'Trebuchet MS'; text-decoration: none;" target="_blank"&gt;yusuf@mavimelek.com&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div style="-webkit-border-horizontal-spacing: 3px; -webkit-border-vertical-spacing: 3px; color: #000066; font-family: Arial, Helvetica, sans-serif; font-size: 13px; line-height: 19px;"&gt;~~~&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Mavimelek, Sayı: 49, Yayın tarihi: 21/11/2010&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;a href="http://www.mavimelek.com/okuma_yolculuklari.htm"&gt;http://www.mavimelek.com/okuma_yolculuklari.htm&lt;/a&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-9081467851717676455?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/9081467851717676455/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=9081467851717676455' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/9081467851717676455'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/9081467851717676455'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/11/ic-denizlerden-baska-kylara-bir-okuma.html' title=''/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-8646365511796784340</id><published>2010-11-21T13:09:00.000-08:00</published><updated>2010-11-21T13:10:25.775-08:00</updated><title type='text'>ÇOCUK DÜNYASININ ŞİİRİ</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmKUomlnCI/AAAAAAAAAXo/0J0m7rVfZpA/s1600/80186-20.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="340" src="http://4.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmKUomlnCI/AAAAAAAAAXo/0J0m7rVfZpA/s400/80186-20.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Her şey çocuklar için… Onlar umudumuz, geleceğimiz, yarınlarımız… Daha güzel bir dünya, daha güzel bir yaşam için önce çocuklardan başlamak gerekiyor. Çocukların düşlerle dolu evrenlerine yepyeni düşler katarak onları yaşam, sanat ve insan sevgisi gibi değerlerlerle donatmak; yepyeni bir dünyanın temellerini atmak anlamına da geliyor. Çocuklardan başlamak gerek yarınları kurmaya; çocuklarla el ele yürümek gerek en yüce değerlere… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bu çabayı somutlaştırmanın en güzel yolu,&amp;nbsp; nitelikli kitaplar sunarak çocuklarda okuma sevgisini geliştirmek ve dolayısıyla yaşamı yüceltmek, yaşama yepyeni anlamlar katmaktır bence. &lt;i&gt;“Çocuk okuru olmayan bir ülkenin yetişkin okuru da olamaz”&lt;/i&gt; sözü bilinen bir gerçeğin en somut ifadesidir. Çocuklarda okuma sevgisini kazandırmak ve geliştirmek ancak nitelikli çocuk kitaplarıyla mümkündür.&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Bir doktorun ‘Affedersiniz, hastanıza yanlış tanı koymuşum’&amp;nbsp; ya da bir eczacının ‘Affedersiniz hastanıza yanlış ilâç vermişim’ deme lüksü yoktur. Çocuk yazarının da hiçbir zaman ‘Affedersiniz’ deme hakkı yoktur.”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt; &lt;i&gt;&amp;nbsp;&lt;/i&gt;Bu sözler, usta yazar Muzaffer İzgü’ye ait. Çocuklar için öyküler, masallar, romanlar, şiirler; kısacası yazınsal metinler üreten yazarların çok dikkatli ve sorumlu biçimde hareket etmesi gerekir. Çünkü geriye dönüp &lt;i&gt;“affedersiniz”&lt;/i&gt; diyemez çocuk yazarı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bu yazıda, çocuklar için oluşturulan yazınsal yapıtlar arasında en önemli türlerden biri olan“çocuk şiiri” üzerinde durmak istiyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;İnsanlığın en eski sanatlarından şiir; var olmanın anlamını duyumsatan, derin sezgilerden süzülüp gelen, insanın duygu evreninin yansımalarını taşıyan, sonsuz bir yaratım sürecidir. Şiir aynı zamanda, imgeleri var eden bir üst dille kurulan ve bu dille farklı mekân-zaman ve düş dünyalarına açılmamızı gerçekleştiren olağanüstü bir anlam senfonisidir. Çocuk şiirleri de bu bağlamda, çocuğun duygusal-estetik gelişimini sağlayan, iç yaşantılarının zenginliğini oluşturan temel unsurlardan biri olarak düşünülebilir. Çocuğun incecik bir duyarlılıkla dünyayı anlamlandırmasını sağlayan şiirler, yazınsal dilde yansıtılan yaşam öğelerini içinde taşır. Nitelikli şiirler, çocuğun duygu, düşünce ve güzellik evrenini sürekli genişletir ve beğenilerini yükseltir. Dolayısıyla; şiir sanatı,&amp;nbsp; duygu ve estetik eğitiminin vazgeçilmez araçlarından biridir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Çocuk şiirinin ne olduğu ve nasıl olması gerektiği son zamanlarda sık sık gündeme gelen bir konudur. Kuru, didaktik bir söylemle, yalnızca ölçülü ve uyaklı dizelerle, tekerleme tadında oluşturulan metinlerin ‘manzume’ düzeyinde kaldığı; ‘şiir’ olamadığı da bir gerçektir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Birçok eleştirmen ve yazar tarafından benimsenen, “&lt;i&gt;çocuk şiiri, çocuğun dünyasından gelen duygularla, o dünyadan beslenen anlayış ve kavrayış gücüyle oluşturulmalıdır.”&lt;/i&gt; şeklindeki görüşe katılmamak olanaksız. Bu bakış açısıyla yazılan şiir, okuma ve dinleme yoluyla çocuğa geri döndüğünde onun dünyasını zenginleştirir ve yaşamındaki anlamları çoğaltır. Tam bu noktada o çocuk şiirinin yazınsal bir değer taşıdığından söz etmek mümkün olabilir. Çocuğa “içeriden” bakabilmek, bir çocuğunki gibi incecik bir sesle, onun dünyasına seslenebilmek büyük önem taşımaktadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Şairlerin çoğunun buluştukları birçok ortak imge de yer alır çocuk şiirlerinde: Rüzgârda özgürce uçan bir uçurtma, denizin dalgaları, sesi, tuzu; suda yüzen kâğıttan gemiler;&amp;nbsp; her an şekil değiştiren bulutlar, sapanın vurduğu bir kuşun ardında kalan tüy, horoz ya da elma şekerinin tükenmeyen tadı… Çiçeklerin kokusu, rengi; karın, sisin büyüsü; kayalar, kuşlar, balık pulları; ay dedenin ışıltıları, yıldızlardan dökülen gizem; ağacın yeşili, gülün dikeni, güneşin sarı saçları; yedi renge ayrılan yaramaz ışığın oyunları, salıncakla gökyüzüne dokunmanın ürpertisi… Masallardan şiire düşen imgeler;&amp;nbsp; doğayı, yaşamı çocuk bakışıyla yorumlama ve sorgulama; toplumsal duyarlıklı şairlerin dizelerinde yoksul çocuklar ve annelerinin gözyaşları… &amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Kısacası,&amp;nbsp; yaşamın bütün renkleri, tatları, gizemi ve hüznü bir araya gelir çocuk şiirlerinde. Gerçekler ve düşler bir arada yürür bu çocuksu şiir yolculuğunda. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bu yolculuk açık uçlu, bitmeyen bir serüvendir…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Çocuklar var oldukça sürecek bir şiir yolculuğu… &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Birkaç çocuk şiiri dizesiyle şimdilik hoşça kalın diyorum:&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;“Başı ağrıyınca gökdelenlerin / eğilip alamazlar / eczaneden bir kutu aspirin /&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;işte sis o zaman iner kente&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;” &lt;b&gt;&lt;i&gt;(Akgün Ako&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;va)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Deniz çocuk olur/ küçülür/ kıyısında akşamın./ İçinde/ çocuk balıklar uyur./ Deniz/ mavi saçlı ablası/ bütün çocukların” &lt;b&gt;(Süreyya Berfe)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Bir bilseniz ne yaptım, /Yıldızlarla tanıştım./Birkaçını toplayıp / Saçlarıma taç yaptım. / Gökkuşağından ipim, / Hoplar zıplar dururum. / Nasıl olur demeyin, / Çünkü ben bir çocuğum.”&lt;b&gt; (Tezcan Özbey)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Çocuk düşlerimiz hiç tükenmesin. Sevgiyle kalın…&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Hülya Soyşekerci&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;hulyasoysekerci@yahoo.com&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-8646365511796784340?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/8646365511796784340/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=8646365511796784340' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/8646365511796784340'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/8646365511796784340'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/11/cocuk-dunyasinin-siiri.html' title='ÇOCUK DÜNYASININ ŞİİRİ'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmKUomlnCI/AAAAAAAAAXo/0J0m7rVfZpA/s72-c/80186-20.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-8794207592380645355</id><published>2010-11-21T12:41:00.000-08:00</published><updated>2010-11-21T12:41:08.643-08:00</updated><title type='text'>OKUMA YOLCULUKLARI (Radikal Kitap Eki, Yeni Çıkanlar'da)</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;11/06/2010&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;OKUMA YOLCULUKLARI&lt;br /&gt;Hülya Soyşekerci, &lt;br /&gt;Pupa Yayınları, &lt;br /&gt;eleştiri, &lt;br /&gt;253 sayfa&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;&lt;br /&gt;Deneme, kitap tanıtımı, inceleme ve eleştiri çalışmalarıyla bildiğimiz Hülya Soyşekerci ‘Okuma Yolculukları’nda, geçmişten günümüze pek çok yazarın eserine yönelik çözümleyici eleştiriler geliştirmeye çalışıyor. Üç bölümden oluşan kitabın İçdeniz bölümünde, Türkiye edebiyatıyla yolculuğuna başlayan Soyşekerci, Sait Faik’ten Yusuf Atılgan’a, Füruzan’dan Ayfer Tunç’a farklı kalemlerin eserlerini inceliyor. Metinlerini eleştirel deneme olarak tanımlayan yazar, kitabın ikinci bölümü Buluşmalar’da, yerli ve yabancı yazarların temas ettikleri noktaları irdeliyor. Yazar, kitabının son bölümü Başka Kıyılar’da ise, dünya yazınının önemli eserlerine doğru bir yolculuğa çıkıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kaynak:&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetay&amp;amp;ArticleID=1002198&amp;amp;Date=13.06.2010&amp;amp;CategoryID=40&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-8794207592380645355?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/8794207592380645355/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=8794207592380645355' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/8794207592380645355'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/8794207592380645355'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/11/okuma-yolculuklari-radikal-kitap-eki.html' title='OKUMA YOLCULUKLARI (Radikal Kitap Eki, Yeni Çıkanlar&apos;da)'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-5175595831610795524</id><published>2010-11-21T12:38:00.001-08:00</published><updated>2010-11-21T12:38:37.957-08:00</updated><title type='text'>İç Denizler'de buluşmalar</title><content type='html'>&lt;table border="0" cellpadding="0" cellspacing="0" class="MsoNormalTable" style="mso-cellspacing: 0cm; mso-padding-alt: 0cm 0cm 0cm 0cm; mso-yfti-tbllook: 1184; width: 100.0%;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr style="mso-yfti-irow: 1; mso-yfti-lastrow: yes;"&gt;&lt;td style="padding: 0cm 0cm 0cm 0cm;" valign="top"&gt;&lt;table border="0" cellpadding="0" class="MsoNormalTable" style="width: 200px;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr style="mso-yfti-irow: 1; mso-yfti-lastrow: yes;"&gt;     &lt;td style="padding: .75pt .75pt .75pt .75pt;"&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Hiçbir   kitap değerlendirmesi asıl eserin yerini tutamaz, ancak bazıları vardır ki   aslını tekrar okutturacak kadar güzeldir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; mso-margin-bottom-alt: auto; mso-margin-top-alt: auto;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;Hülya   Soyşekerci'nin Okuma Yolculukları'nı bu sınıftakilere yaklaştıran özellik,   kalıpların dışına taşan içtenliği. "İçdenizler" bölümüyle   edebiyatımızın kıyılarından başlayan bu yolculuk, Buluşmalar'ını tamamlayıp   Başka Kıyılar'da son buluyor. Okur da Sait Faik'ten Calvino'ya uzanan geniş   bir coğrafyada yolculuk yapmış oluyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; text-align: center;"&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;   &lt;hr align="center" size="2" width="100%" /&gt;   &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;HÜLYA   SOYŞEKERCİ, &lt;b&gt;OKUMA YOLCULUKLARI,&lt;/b&gt; PUPA YAYINLARI, 253 SAYFA, 14 TL &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;,&amp;quot;serif&amp;quot;; font-size: 12.0pt; mso-fareast-font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; mso-fareast-language: TR;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/td&gt;  &lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;Kaynak: http://kitapzamani.zaman.com.tr/kitapzamani/newsDetail_getNewsById.action?newsId=6375&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-5175595831610795524?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/5175595831610795524/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=5175595831610795524' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/5175595831610795524'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/5175595831610795524'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/11/ic-denizlerde-bulusmalar.html' title='İç Denizler&apos;de buluşmalar'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-6173404414437657060</id><published>2010-11-21T12:34:00.000-08:00</published><updated>2010-11-25T16:05:41.651-08:00</updated><title type='text'>Sibel Unur Özdemir'in Yazısı: "OKUMA YOLCULUKLARI"</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmB6pz_T9I/AAAAAAAAAXk/E6tSB4cb9c8/s1600/imza+g%25C3%25BCn%25C3%25BC+%25C3%25B6zlem+ve+dilekle.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmB6pz_T9I/AAAAAAAAAXk/E6tSB4cb9c8/s320/imza+g%25C3%25BCn%25C3%25BC+%25C3%25B6zlem+ve+dilekle.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif;"&gt;&amp;nbsp;(İmza gününden bir kare. Yakın Kitabevi Alsancak İzmir, 05.06.2010-&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Times, 'Times New Roman', serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Dilek Yazar, Hülya Soyşekerci, Özlem Sözbilir)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Pupa Yayınları’ndan çıkan &lt;b&gt;Okuma Yolculukları&lt;/b&gt; isimli kitapla tanıştınız mı? Tanışanlar bilir elbet ama ben henüz tanışmayanlar için birkaç söz söylemek istiyorum, çıktığım okuma yolculuğuna dair.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;Kitabı elime aldığımda ilk dikkatimi çeken, ön kapağın üzerindeki balık figürleriydi. “Bu balıklar mı eşlik edecek bana okuma yolculuğum boyunca edebiyatın derinliklerinde kulaç atarken, ne güzel.” diye geçirdim içimden. Arka kapağı çevirince öğrendim ki bu şirin mi şirin balık figürleri Asuman Portakal’ın tuvalinden yüzmüş gelmiş buraya. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Balıklar peşim sıra gelirken pupa yelken kucak açmaz mıyım ben bu yolculuğa, hem de keyifle. Hazırım doyurucu edebiyat duraklarıyla, her istasyonda soluklanmaya farklı bilgiler almaya ve o bilgilerin ışığında yoğrulmaya. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Önce “İç Denizler”,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Sonra “Buluşmalar”,&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ve “Başka Kıyılar”a varış…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Hülya Soyşekerci’nin duru ve yalın anlatımıyla bir zaman tünelinde seyrediyorsunuz adeta. Sayfalar bir vagon edasıyla ekleniyor lokomotifin peşine. Size ise sadece yolculuğun tadını çıkarmak kalıyor&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Kimler kimler yok ki durakladığınız istasyonlarda. Sürpriz olsun karşılaşacağınız duayenler. Ben söylemeyeyim şimdi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;Edebiyata gönül vermiş her kişi bu yolculuktan payına düşeni alacaktır mutlaka. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Hülya Soyşekerci eleştirel deneme olarak nitelendiriyor &lt;b&gt;Okuma Yolculukları’&lt;/b&gt;nı. Yazarın penceresinden bakarken anlatılanlara aynı zamanda kendi düşüncelerinizi de yokluyorsunuz satırlarda. Belki benim gibi kitap da bahsedilen pek çok yazarı yakından tanıyor, öykülerini biliyorsunuz. Belki de daha önce okumadığınız bir öykü ya da roman merakınızı uyandırıyor ve hemen alıp okumak için yanıp tutuşuyorsunuz. Hiç şüphem yok ki okuduktan sonra yeniden &lt;b&gt;Okuma Yolculukları&lt;/b&gt;’nın sayfalarına döneceksiniz ve yeni baştan yola çıkacaksınız yazarın aydınlattığı yollar arasında.&amp;nbsp; Yorumlayacak, düşüneceksiniz sil baştan. Elinizden düşüremeyecek, başucunuzdan ayıramayacaksınız.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bize bu edebiyat şölenini sunan Hülya Soyşekerci deneme, kitap tanıtımı, inceleme, eleştiri, günce ve öykü türündeki çalışmalarını çeşitli gazete ve dergilerde sürdürüyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yazarın ilk kitabı &lt;b&gt;Yazarlara ve Yapıtlara Yönelik Okumalar&lt;/b&gt; Kanguru Yayınları’ndan çıkmış 2008 yılında.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Egeli Kadın Yazarlar Platformu’nun çıkardığı &lt;b&gt;Savur Saçlarını Ege&lt;/b&gt; adlı ortak kitapta bir öyküsü var. Bunun yanı sıra &lt;b&gt;İzmirli Öyküler&lt;/b&gt; adlı kitabı da Ferda İzbudak ile birlikte hazırlamışlar. Hülya Soyşekerci ayrıca Sel Yayıncılık’tan çıkan &lt;b&gt;Kadın Öykülerinde İZMİR&lt;/b&gt; ve Şenocak Yayınları tarafından yayımlanan &lt;b&gt;Kadından Sakıncalı&lt;/b&gt; adlı seçkilere de birer öyküsüyle katılmış. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ve &lt;b&gt;Okuma Yolculukları&lt;/b&gt;…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Okuyanı büyüleyen, dimağını geliştiren, bilgilerle donatan, yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz,&amp;nbsp; belki bilindik belki de yeni tanışılan metinlerle kucaklaşmak istiyorsanız ne duruyorsunuz hadi bir bilet de siz alın bu yolculuğa çıkmak için.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 9pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;E&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;debiyat dünyasının çok önemli yapıtlarını &lt;b&gt;Okuma Yolculukları&lt;/b&gt; ile tanıştırdığı için sevgili Hülya Soyşekerci’ye binlerce teşekkür.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;SİBEL UNUR ÖZDEMİR&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;KARŞIN &amp;nbsp; Edebiyat Dergisi,&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Eylül Ekim 2010&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-6173404414437657060?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/6173404414437657060/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=6173404414437657060' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/6173404414437657060'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/6173404414437657060'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/11/okuma-yolculuklari.html' title='Sibel Unur Özdemir&apos;in Yazısı: &quot;OKUMA YOLCULUKLARI&quot;'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmB6pz_T9I/AAAAAAAAAXk/E6tSB4cb9c8/s72-c/imza+g%25C3%25BCn%25C3%25BC+%25C3%25B6zlem+ve+dilekle.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-749542507372754750</id><published>2010-11-21T12:27:00.000-08:00</published><updated>2010-11-25T16:10:31.143-08:00</updated><title type='text'>HÜLYA SOYŞEKERCİ İLE “OKUMA YOLCULUKLARI”   (Çiğdem Ülker)</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmAhVZuXwI/AAAAAAAAAXg/BQkqsZ3-6o8/s1600/H%25C3%25BClya+Soy%25C5%259Fekerci.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmAhVZuXwI/AAAAAAAAAXg/BQkqsZ3-6o8/s400/H%25C3%25BClya+Soy%25C5%259Fekerci.jpg" width="300" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Hülya Soyşekerci, “&lt;i&gt;Yazarlara ve Yapıtlara Yönelik Okumalar&lt;/i&gt;” (1) adlı çalışmasından iki yıl sonra bugünlerde yayımladığı “&lt;i&gt;Okuma Yolculukları”(&lt;/i&gt;2)&amp;nbsp; adlı eleştiri kitabı ile okuruna yine derin alt yapılar sunuyor ve yazınsal metinlerdeki katmanları aralamaya yönelik okuma yöntemleri öneriyor.&amp;nbsp; Soyşekerci, yol ve yolculuk kavramlarını edebiyatın içinde anlamlandırırken okurunu metinler arasında öyle bir yolculuğa çıkarıyor ki okuma eylemi, onun rehberliğinde bilgi ve yorum dolu bir sürece dönüşüyor.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Kitabın ilk sayfasına koyduğu epigraftaki cümle şöyle:&amp;nbsp; “&lt;i&gt;Yaşam ve yaşamla gelen her şey kişisel bir yolculuktur. &amp;nbsp;Buna okumak da dahildir. Okur, kitabı bitirdiğinde ve yeni bir kitaba başlamaya hazır olduğunda değişmiş sayılır. Okumak artık bir katekizm değil, her türlü yeni değerlendirmeyi, hatta hesaplaşmayı içeren bir değişim süreci, bir&lt;/i&gt; &lt;i&gt;yolculuktur.” &lt;/i&gt;&amp;nbsp;J. Parla’nın bu saptaması, elimdeki kitapta adeta kendi örneğini bulmakta. “&lt;i&gt;Okuma Yolculukları&lt;/i&gt;”nın son sayfasını kapattıktan sonra Hülya Soyşekerci’nin adım adım nasıl çalıştığını ve ışığını yönelttiği yapıtları nasıl aydınlattığını, dalları ve kökleri birbirine karışmış bu “anlatı ormanı”nda okura nasıl açık bir yol gösterdiğini düşünüyorum.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Hülya Soyşekerci,&amp;nbsp; &amp;nbsp;zorlu yolculuğuna ilkin Sait Faik’in &lt;i&gt;Semaver&lt;/i&gt;’inin içine bakarak başlıyor ve metnin dramatik yapısını çözümlerken ölüm’ü; ve yine Sait Faik’in müthiş öyküsü “&lt;i&gt;Sinagrit Baba&lt;/i&gt;”yı yorumlarken ise,&amp;nbsp; seçim yapmanın, seçimlerimizin ivmesini okuyor. &amp;nbsp;Soyşekerci, kısa öykü incelemelerinin temeline koyduğu kabulü şu sözlerle genellemektedir ki onun bu tespitine katılmamak elbette olası değil: “&lt;i&gt;Modern kısa öyküde metnin dramatik yapısı, bir insanlık durumu üzerine inşa edilir. Yazar tarafından yansıtılmak istenen, insanın yaşamın akışı içinde yer alan ani bir olay sonucunda alt üst olan, değişen, günlük yaşamından alınan bir kesittir. Bu kesitte yar alan kırılma noktasında, kişinin tüm yaşamı aniden değişebilir; o noktada yaşamındaki tüm gizler açığa çıkabilir. Metnin odağındaki insanın çaresizliği, kırılmaları yalnızlığı tüm çelişkileri ile aktarılmaya çalışılır. Kendi yazgısı içinde insan. Modern öykünün anlattığı budur. İnsanın bu yazgıya karşı koyması ve akışa kendini bırakmamasıdır anlatılan.(sayfa 19)&lt;/i&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;b&gt;Eleştirinin İç Denizlerinde&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp; Soyşekerci,&amp;nbsp; kitabının “&lt;i&gt;İç Denizler”&lt;/i&gt;&amp;nbsp; başlığı altındaki ikinci bölümünde, Türkçenin on dört yazarının yapıtlarını bu dikkatle okuyor. &amp;nbsp;Peki; bu nasıl bir okumadır ve eleştirmen, &amp;nbsp;hangi mercekle bakmaktadır iç denizlerimizdeki bu eserlere… Kurtuluş Kayalı’nın&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;“Romanlarını o&lt;i&gt;kumadan&lt;/i&gt; &lt;i&gt;Türkiye’yi anlayamazsınız&lt;/i&gt; ”&amp;nbsp;&amp;nbsp; dediği Halide Edip, onun için de&amp;nbsp; “&lt;i&gt;dünyaya açılan penceredir”&lt;/i&gt; ve zaten 2010 yılında İngilizce, İspanyolca ve İtalyancaya çevrileceğini özellikle not düşerek &lt;i&gt;Sinekli Bakkal &amp;nbsp;&lt;/i&gt;ve &lt;i&gt;Tatarcık &lt;/i&gt;üzerinde durmaktadır. Başarılı gözlemlerine ve alegorik anlatısının zenginliğine işaret ettiği Halide Edip’in “&lt;i&gt;roman kurgusunda sürekli yer alan karşıtlıklardan diyalektik sıçramayla üst noktada bir düşünsel senteze ulaşamadığını&lt;/i&gt;” belirtmekten de kaçınmaz. (sayfa&amp;nbsp; 50) Soyşekerci, Sinekli Bakkal’da Adıvar’ın bakış açısıyla &amp;nbsp;resimleşen Eski İstanbul&amp;nbsp; hayatının izlerini, bu geçmiş zaman rüyasını, Ahmet Rasim’in, Refik Halit’in Halit Fahri Ozansoy’un, Samiha Ayverdi’nin&amp;nbsp; eserlerinde de takip eder ve geçmiş zamanın izindeki bu yolculuğunda&amp;nbsp; andığı bu eski yazarların birer kent izlenimcisi olduğunu temele koyarak mekânın romancı üzerindeki etkisini daha derinden işleyeceği &amp;nbsp;güncel yapıtlara doğru rotasını kırar. Eleştirisinin odağına koyduğu Yusuf Atılgan’nın “&lt;i&gt;Aylak Adam&lt;/i&gt;”ının da bir İstanbul Romanı olduğuna işaret eder ve Aylak Adam’ı, Bertrand Russel’ın “&lt;i&gt;Aylaklığa Övgü”&lt;/i&gt;sü ile karşılaştırarak okur. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Hülya Soyşekerci, kendi iç denizindeki/denizimizdeki yazarları okurken ve onları değerlendirirken bu yapıtlardaki hayat ve edebiyat ilişkisini aramaktan hiç vazgeçmez, kendi deyişiyle söylersek edebiyatın&lt;i&gt; hayatı ne kadar kucakladığı, hayatın kurmaca yapıta nasıl, ne şekilde, ne kadar yansıdığını araştırmak&lt;/i&gt; onun metin eleştirisindeki temel değer ölçütlerinden biridir. Yusuf Atılgan’ı, Füruzan’ı, Hasan Ali Toptaş’ı, İnci Aral’ı, Hasan Ali Toptaş’ı, Ayfer Tunç’u, Ayşe Sarısayın’ı okurken de aynı merceği takar gözlüğüne.&amp;nbsp; İncelediği yazarlar, ister eski İstanbul’u anlatsınlar ister &lt;i&gt;Uykuların Doğusu&lt;/i&gt;’nu; ister postmodern bir anlatının düşlerinde gezinsinler ister geleneksel bir kronolojik tahkiyeyi yeğlesinler, Soyşekerci, onların hayat ve edebiyat ilişkisini nasıl kurduklarını ve nasıl kurguladıklarını görmekte ve göstermektedir. Ferit Edgü’den yaptığı alıntıya dayanarak söylersek, Soyşekerci de kendi yazarlarında şu olgunun olmazsa olmazlığını arar: “&lt;i&gt;Benim yazarlarım, kendilerine baktıklarında başkalarını gören, başkalarına baktıklarında kendilerini kucaklayan ve düşlerinde yaşama, yaşamlarında düşlere yer verenlerdir. Düş yoksa yazınsal yaratıcılık da yoktur.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Hasan Ali Toptaş’ın&amp;nbsp; “&lt;i&gt;Uykuların&lt;/i&gt; Doğusu” adlı romanı üzerine yaptığı 2006 tarihli çalışma (sayfa 71), son sayfalardaki İtalo Calvino’nun “&lt;i&gt;Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu”&lt;/i&gt; kitabı hakkındaki değerlendirmesinin&amp;nbsp; (sayfa 91) önsözü niteliğindedir dersem hiç de yanlış olmayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Uykuların Doğusu ya da Doğunun Derin Uykusu”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt; başlıklı değerlendirme, adı geçen romanı kurgu, metinlerarasılık ve dil açısından tarayan ve yorumlayan bir incelemedir. &amp;nbsp;Soyşekerci bu çok katmanlı anlatının gizemini çözmeye çalışırken;&amp;nbsp; eserin Doğu’nun Binbir&lt;i&gt; Gece Masallarıyla&lt;/i&gt; ve Bilge Karasu’nun &lt;i&gt;Göçmüş Kediler Bahçesi’yle&lt;/i&gt; ilgisini düşünür, düşündürür. &amp;nbsp;&amp;nbsp;H.A. Toptaş’ın bilinçakışının derinliklerine bakar ve onun dairesel döngülü ve &amp;nbsp;iç içe geçmiş anlatısının&amp;nbsp; günümüzle ilgisini arar. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;12 Eylül sürecinin kayıplarını hatırlatan “ışık adamlar” metaforuna işaret ederek birbirinin içinde devam eden&amp;nbsp; metinlerden&amp;nbsp; oluşan&amp;nbsp; “Uykuların Doğusu”nun okuru olmanın zorluğuna dikkat çeker. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Hülya Soyşekerci’nin&amp;nbsp; “&lt;i&gt;okur olmanın, yazmak kadar zorlu bir serüveni gerektirdiği; okur olmanın bir adabı ve yoğun çabası olması gerektiği”(sayfa 224)&lt;/i&gt;yargısı&lt;i&gt; &lt;/i&gt;ise kitap boyunca seçtiği ve değerlendirdiği diğer yapıtlar için de&amp;nbsp; geçerli görünmektedir.&amp;nbsp; Nitekim zorlu okumalar gerektiren metinler olan Ayfer Tunç imzalı&amp;nbsp; “&lt;i&gt;Suzan Defter&lt;/i&gt;”,&amp;nbsp; Leyla Erbil’den&amp;nbsp; “&lt;i&gt;Cüce&lt;/i&gt;” bir yalnızlık romanı olarak tanımladığı “&lt;i&gt;Muinar&lt;/i&gt;” &amp;nbsp;ve Ayşe Sarısayın’ın&amp;nbsp; “&lt;i&gt;Karakalem&lt;/i&gt; &lt;i&gt;Resimler”&lt;/i&gt;ini çözümlediği eleştirilerindeki felsefi çözümlemeleriyle deneme tadında eleştiri metinleri üretir.&amp;nbsp; Bu eleştirel denemelerinde Soyşekerci’nin günümüzün edebiyatına bütünüyle aşina olduğu ve bu metinlerin ruhuna tamamiyle nüfuz edebildiği açıktır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Soyşekercinin eleştirel değerlendirmelerinde özellikle dikkati çeken ise,&amp;nbsp; metin çözümlemelerinde ele aldığı yapıtın günümüzün dünyasıyla ve sosyo-ekonomik tabloyla ilgisini kurmaya çalışmasıdır. Soyşekerci, geleneksel edebiyatın edebiyat içinde doğduğu toplumun yansımasıdır yargısının ötesine geçen ve çağımızın çok parçalı gerçekliğini çok düzlemli bir anlatıyla aktaran metinleri değerlendirirken de toplumsal arka planı görmeye, hayat edebiyat ilişkisini gözden yitirmemeye dikkat eder, incelediği bazı güncel yapıtlarda da belirginleşen, ortak paradigmaları ise şöyle sıralar:&amp;nbsp; “G&lt;i&gt;ünümüz yazın anlayışının başlıca özelliklerini olan üst kurmaca, öykülerin yazılma serüveni, anlatı içinde başka bir anlatının izinin sürülmesi, iç içe geçen anlatılar, metin adacıkları, açık uçlu sonlar, parçalılık, tamamlanmamışlık, anlatıcının/ yazarın sürekli olarak anlatı içinde kendini belli etmesi, kurguda deneysellik ve kronolojik zamanın parçalanası yaygın biçimde yer alıyor. Bu öykülerin çoğunda “yazar”, yazma serüvenini öyküleştiriyor, öykünün “anlatılan” bir şey değil, “yazılan” bir şey olduğunu vurguluyor ”&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; (sayfa 157)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu”&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt; ile Okuma Yolculuğu&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Soyşekerci’nin kitabının sonuna koyduğu ve daha önce hiçbir yerde yayımlamadığı denemesi, &amp;nbsp;İtalo Calvino’nun üzerine yaptığı kapsamlı bir çalışmadır. “&lt;i&gt;Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu”&lt;/i&gt; yu,&amp;nbsp; “Amerika Dersleri Penceresi”nden&lt;i&gt;, “Roman&lt;/i&gt; Estetiği Penceresi”nden ve “&lt;i&gt;Alımlama Estetiği Penceresi”&lt;/i&gt;nden değerlendirerek inceler; Calvino’da oyun ve görselliğin köklerine ve imgenin ne denli önemli olduğuna değinir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Edebiyat yapıtlarını “okurun yaratıcı eylemini” hiç gözden yitirmeden değerlendiren Hülya Soyşekerci için,&amp;nbsp; günümüz edebiyatının roman estetiğini temellendiren ve her yapıtında okuru ayrı ayrı oyunlara davet eden İtalo Calvino’nun çağrısı elbette kulak arkası edilemeyecek kadar önemlidir. Calvino’nun postmodern edebiyat içinde değerlendirilen &lt;i&gt;Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’&lt;/i&gt;sunun bu tarz edebiyat hakkındaki olumsuz önyargıların aşılması için işlevler yüklendiğini söyleyerek başlar sözlerine.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yazdığı romanları kendine ait bir yazım kuralına yaslayabilen ve edebiyatın kuramsal yönüne katkıda bulunan Calvino’nun geleceğin edebiyatına ilişkin altı önerisini ayrıntılandırır ve onun &lt;i&gt;hafiflik, hızlılık, görünürlük, kesinlik, çoğulluk ve süreklilik &lt;/i&gt;ilkelerinden söz ederek Calvino’nun romanını anlama çabamıza ışık tutar.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Einstein’ın görecelilik kuramının her şeye damgasını vurduğu modern çağlarda edebiyatın da etkilendiğine ve edebiyatın yeni ve farklı bir estetik anlayışına evrildiğine dikkat çeken Italo Calvino’nun betimlediği bu yenidünyanın yeni okurunu Hülya Soyşekerci de destekler. &amp;nbsp;Onun için de “&lt;i&gt;Okur, yazarla birlikte çıktığı yolculukta kendi öneminin ve değerinin bilincindedir artık. Çünkü o, yansıtma estetiğine dayalı romanları okuyan edilgen okur değil, tam tersine, metne dahil olan, yaratıcı okurdur… Yazar da değişmiştir artık; o tanrısal biri değildir, görebildiklerini anlatır, sık sık konum değiştirir. Roman metinlerinde alışıla gelen ete kemiğe bürünmüş canlı karakterler artık metnin bir doku unsuruna dönüşmüştür.”(sayfa 230)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Soyşekerci, Italo Calvino’nun Bir&lt;i&gt; Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu’su&lt;/i&gt; üzerinde konuşurken&amp;nbsp; postmodern edebiyat üzerinde düşünen ve yazan Umberto Eco’nun, Susan Sontag’ın Orhan Koçak’ın, Yıldız Ecevit’in, Jale Parla’nın, Yılmaz Özbek’in görüşlerine de yer verir. Postmodern edebiyat anlayışıyla “alımlama estetiği” denilen ve okuru ön plana çıkaran yeni eleştiri anlayışının birbiriyle buluştuğu noktalara örnekler verir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Hülya Soyşekerci’nin&amp;nbsp; Italo Calvino üzerine&amp;nbsp; yaptığı bu uzun ve kapsamlı inceleme, Türk okuruna da yol gösterecek, kimi yeni yazınsal&amp;nbsp; kavramların içini doldurmasını sağlayacak, okuru düşündürecek, edebiyat ve eleştiri kuramları hakkında bilgilendirecek bir çalışmadır. &amp;nbsp;Aynı konuda çalışmalar yapan Jale Parla’nın deyişiyle söylersek “&lt;i&gt;Her anlatının içindeki öykü bir yolculuksa, okurun okuma serüveni de metne eklemlenen apayrı bir yolculuktur.” &lt;/i&gt;(s 233) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Soyşekerci’nin Okuma&lt;i&gt; Yolculukları&lt;/i&gt;, okurken de bitirip kapattıktan sonra da onun metnine eklemlenen tam da böyle serüvenlere ve yolculuklara götürmektedir okurunu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Öğr. Gör. ÇİĞDEM ÜLKER&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="border-bottom: solid windowtext 1.5pt; border: none; mso-element: para-border-div; padding: 0cm 0cm 1.0pt 0cm;"&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="border: none; mso-border-bottom-alt: solid windowtext 1.5pt; mso-padding-alt: 0cm 0cm 1.0pt 0cm; padding: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;ol start="1" style="margin-top: 0cm;" type="1"&gt;&lt;li class="MsoNormal" style="mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt left 128.25pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Soyşekerci Hülya, “Yapıtlara ve      Yazarlara Yönelik Okumalar”, Kanguru Yayınları, 2008, Ankara&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal" style="mso-list: l0 level1 lfo1; tab-stops: list 36.0pt left 128.25pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Soyşekerci Hülya,&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; “Okuma Yolculukları”, Pupa Yayınları,      2010, İstanbul&lt;/span&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 128.25pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;(VARLIK Dergisi, sayı: 1233, Haziran 2010’da yayımlanmıştır.)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="tab-stops: 132.0pt; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-749542507372754750?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/749542507372754750/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=749542507372754750' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/749542507372754750'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/749542507372754750'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/11/hulya-soysekerci-ile-okuma-yolculuklari.html' title='HÜLYA SOYŞEKERCİ İLE “OKUMA YOLCULUKLARI”   (Çiğdem Ülker)'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmAhVZuXwI/AAAAAAAAAXg/BQkqsZ3-6o8/s72-c/H%25C3%25BClya+Soy%25C5%259Fekerci.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-8492125472672236424</id><published>2010-11-21T12:18:00.000-08:00</published><updated>2010-11-21T12:29:01.501-08:00</updated><title type='text'>HÜLYA SOYŞEKERCİ’YLE  “OKUMA YOLCULUKLARI” (Suna Güler)</title><content type='html'>&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="mso-outline-level: 1; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="mso-outline-level: 1; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOl-Ongb16I/AAAAAAAAAXY/vNWGr9PDaDk/s1600/H%25C3%25BClya+Soy%25C5%259Fekerci1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="240" src="http://4.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOl-Ongb16I/AAAAAAAAAXY/vNWGr9PDaDk/s320/H%25C3%25BClya+Soy%25C5%259Fekerci1.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="mso-outline-level: 1; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yazarın ilk kitabı “&lt;b&gt;YAZARLARA VE YAPITLARINA YÖNELİK OKUMALAR”&lt;/b&gt;, bir okuma güncesiydi. Hülya Soyşekerci’yle birlikte günü yaşıyor, sonra kütüphanenin başına geçiyor, incelemek istediğimiz yapıtı seçiyorduk. İkinci kitabı “&lt;b&gt;OKUMA YOLCULUKLARI”&lt;/b&gt;, coğrafyayı iyi bilen bir rehber eşliğinde yolculuk gibi. Kitabı seçiyor, yazarıyla tanışıyor, satır aralarında nelere dikkat etmemiz gerektiğinin ayrımına varıyoruz. Güven veren bir özgürlük onun rehberliği; &amp;nbsp;okumalarınız iki anlamda da çoğalıyor: okumuşsanız, gözünüzden kaçan satır aralarının ayrımına varıyorsunuz, okumamışsanız sıralamanız değişiyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;254 sayfalık yapıt, üç bölüme ayrılmış. Jale Parla’dan, okumak ve yolculuk üzerine bir alıntıyla başlıyor. Ardından gelen ilk bölüm,&lt;b&gt; “İÇ DENİZLER” &lt;/b&gt;adını taşıyor. &lt;b&gt;“Semaverin Sıcaklığında” &lt;/b&gt;başlığındaki ilk metin, S. Faik Abasıyanık’ın iki öyküsünü açılımlıyor: Kitaba adını da veren “&lt;b&gt;Semaver” &lt;/b&gt;ana –oğul arasındaki dayanışma ötesi bir yaşam paylaşımı öyküsü. Onların evinde semaver, &amp;nbsp;metalden yapılmış bir eşya değil, Ali’yle annesinin buluşma noktası gibidir; &amp;nbsp;paylaşılan mutlulukların simgesidir. Sonra anne ölür ve üçlü bozulur… Sait Faik hakkında yazılanlardan yapılan alıntılarla genişletilmiş, derinleştirilmiş çözümlemede, şöyle bir tümce yer alıyor. “&lt;b&gt;Burada söz konusu olan, bir ‘insani durum’dur. Yerellikten çok evrenselliktir dile getirilmek istenen&lt;/b&gt;.” (s:15)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ardından gelen öykünün başkişi bir balık: &lt;b&gt;Sinagrit Baba!&lt;/b&gt; Yaşamını sonlandıracak balıkçıyı seçme hakkı olduğunu düşünen, bunun için ölçütler koyan bilge bir balık. Ancak bezen bilgelik gafleti engelleyemez. Soyşekerci’nin öyküyle ilgili yorumu şöyle bitmektedir: “&lt;b&gt;Her şeye&lt;/b&gt; &lt;b&gt;karşın içtenliğin ve sevginin, o aldatan maskeleri gün gelip yok edeceğine inanıyorum…” (&lt;/b&gt;s:27)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Edebiyatımızda Eski Ramazanlar”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;, tam anlamıyla bir zamanda yolculuk niteliği taşıyor. Soyşekerci, oruç ayı hakkında yazılanlarla yetinmemiş kendi birikimlerini de aktarmış bu metinde. 15 yazarın yapıtına yer verdiği yazısında, Ramazan ayıyla ilgili uygulamaları, eğlence mekânlarını, ibadet yöntemlerini, biraz da imrenerek okuyoruz. Yazının sonunda yer verilen Halide Edip Adıvar’ın &lt;b&gt;Mor Salkımlı Ev ve Sinekli Bakkal’ı, &lt;/b&gt;bir sonraki yazıya ortam hazırlar gibi…&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Sinekli Bakkal&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;’ı, “&lt;b&gt;Dünyaya Açılan Mahalle&lt;/b&gt;”&lt;b&gt; &lt;/b&gt;diye değerlendirmiş Soyşekerci. Yazınımızın, dünya yazınındaki yerinin değerlendirildiği giriş bölümünde, Yaşar Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dan sonra H. E.Adıvar’ın Sinekli Bakkal romanının da çeşitli dillere çevrildiğini gururla öğreniyoruz. Kahramanlarıyla kurgusu kadar romanın yazılış öyküsü de ilgi çekici. Önce İngilizce yazılmış, sonra Türkçe kaleme alınmış. “&lt;b&gt;İki yayın arasındaki biçim, üslup vb. bakımından farklılıklar, romanın bir dilden öteki dile doğrudan çeviri olmayıp İngiliz ve Türk okurları için ayrı ayrı kurgulandığını göstermektedir&lt;/b&gt;” diyor Soyşekerci S:41. Romanın sıra dışı yazılış serüveni, &amp;nbsp;bir yarışmada birincilik alması, filme ve TV’ ye uyarlanması, bunca yıl sonra başka dillerde yaşam bulmuş olmasını da ilgi çekici buluyor. &amp;nbsp;Kişiler ve katmanlar arasındaki yolculuğunda yolu Mor Salkımlı Ev’e de düşüyor, orada da Sinekli Bakkal’ın izdüşümlerini görüyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yusuf Atılgan’ın &lt;b&gt;Aylak Adam&lt;/b&gt;’ıyla sürüyor yolculuk. Konu başlığı “&lt;b&gt;Aylak Adam’ Olmanın Dayanılmaz Ağırlığı” &lt;/b&gt;olarak konmuş. Yazarın sıra dışı kişiliğini bu kez Soyşekerci’nin penceresinden izliyoruz. Alıntılar, göndermelerle romanın katmanlarını aralarken, “Bu böyledir” diyen bir dayatması yok Soyşekerci’nin, ipuçlarını veriyor, şifreleri biz çözüyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Sonraki metnin adı: “&lt;b&gt;Parasız Yatılı&lt;/b&gt;’&lt;b&gt;dan&lt;/b&gt; ‘&lt;b&gt;Sevda Dolu Bir Yaz’ın Sayfalarına”&lt;/b&gt; … Adından da anlaşılacağı gibi Füruzan’ın iki öykü kitabının değerlendirildiği bir metin. Bir anda şiirselleşiveriyor satırlar, “&lt;i&gt;Eleştirmene Füruzan’ın verdiği esin mi, yoksa Soyşekerci’nin gerçek dili bu mu&lt;/i&gt;?”diye soruyoruz. Yazarın hemen tüm yapıtlarına şöyle bir dokunuyor, her dokunuşuyla okuma isteğimizi çoğaltıyor. Tuhaftır, metin bittiğinde aklınızda çakılı kalıyor &lt;b&gt;Parasız Yatılı&lt;/b&gt;.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“&lt;b&gt;Uykuların Doğusu” yahut “Doğunun Derin Uykusu” (&lt;/b&gt;s:71) Hasan Ali Toptaş’ın &lt;b&gt;‘Uykuların Doğusu’ &lt;/b&gt;romanıyla ilintili bir değerlendirme, ama o kadarla bitmiyor. İtalo Calvino’dan alıntılarla başlıyor, Bin Bir Gece masallarına kadar uzanıyor. Dahası seyahatnameler, Dede Korkut Hikâyeleri’ne de yer verilmiş. Kurgular arası gezinti, dil açısından göndermeler de bir başka ayrıntı… Romanı değerlendirirken şöyle söylüyor Soyşekerci: “&lt;b&gt;Kalkın ey gafiller&lt;/b&gt;!’ &lt;b&gt;diyen bir roman&lt;/b&gt;.” (s:77) &lt;b&gt;(…) “Son yıllarda yayımlanan en sıra dışı romanlardan biri (…) ve bizler için sessiz, gürültüsüz bir ‘uyanın’ çağrısı!”&lt;/b&gt; (s:82) &lt;b&gt;“Karmaşık, çok öğeli, çok türün yer aldığı bir orman. Okurken yolunuzu kaybettiğiniz duygusunu yaşayabiliyorsunuz”&lt;/b&gt; (s:82)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Uykuların Doğusu’nu, 83. sayfada, İnci Aral’ın, “&lt;b&gt;Ruhumu Öpmeyi Unuttun”&lt;/b&gt; adlı öykü kitabı izliyor ve aynı başlığı taşıyor. Yine alıntılar, göndermelerle süren metinden kitabın fantastik öğelerle bezenmiş 10 öyküden oluştuğunu ve ölüm temasını işlediğini öğreniyoruz. Aynı temanın işlendiği başka yapıtlarla süren biraz ürkütücü bir yolculuk. Ardından gelen Ayfer Tunç’un&lt;b&gt;,&lt;/b&gt; &lt;b&gt;“Suzan Defter’ Öyküsü İçin Bir Okuma Deneyimi” &lt;/b&gt;adındaki metin, sanatla ilgili bir genellemeyle başlıyor, Ayfer Tunç hakkında yazılanlarla sürüyor. &lt;b&gt;Suzan Defter&lt;/b&gt;’in çözümlemesine geldiğinizde neyle karşılaşacağınızı aşağı yukarı biliyorsunuz. Yazarı tanıyanlar onun, ruh halleri arasında yolculuk etmeyi sevdiğini ve bunu çok güzel başardığını zaten biliyordur, bilmeyenlerse Soyşekerci’nin kaleminden öğreniyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bir anda yolumuz, “&lt;b&gt;Zihin Kuşları’nı Özgürleştiren Cüce”&lt;/b&gt;le&lt;b&gt; &lt;/b&gt;Leyla Erbil’e düşüyor. Yine bir Soyşekerci geleneğiyle karşılaşıyoruz; yazarın söyleşileri ve hakkında yazılanlarla giriyor konuya. “&lt;b&gt;Cüce”&lt;/b&gt;de Zenîme kişiliğini tanırken kadın, özgürlük, medya gerçekleri arasında gelip gidiyoruz. “&lt;i&gt;Leyla Erbil’i tarife ne hacet, ne yazardır biliriz”&lt;/i&gt; diyeceksiniz ki haklısınız. İşte bir alıntı: “&lt;b&gt;Medya, kullanarak yaşamak zorundadır! En çok de medyatik olanı. Çünkü insanların zaaflarını emerek reyting alır medya; savaşları, kanı, dini, ahlakı, acıma duygusunu kullanır. Onu beslemek çok zordur: kanla da beslenecektir, kültürle de?” &lt;/b&gt;Alıntının sonundaki soru imi, Erbil’in kendine has noktalamalarından bir örnek sadece, benim katkım değil… Zaten haddim de değil. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Sadece yazında değil, zamanda yolculuğumuz da sürüyor, bir anda kendimizi Adnan Binyazar’ın eşliğinde geçmiş zamanlarda buluyoruz. Kerem ile Aslı, Yusuf ile Züleyha, Tahir ile Zühre ve daha birçok ikiliden sonra “&lt;b&gt;Elif İle Mahmut”&lt;/b&gt;’la tanışıyoruz. Yazarın yapıtından yola çıkıp, âşık geleneğinden, sözlü edebiyata kadar uzanan bir yolculuk bekliyor bizi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“&lt;b&gt;Yaşar Kemal’de Köy İnsanının Derinlikli Dünyası” &lt;/b&gt;adındaki metinde, yazarın on yapıtına yer vermiş. Köy romanlarında tekrara dönüşüldüğü bir dönemde “&lt;b&gt;İnce Memed&lt;/b&gt;”in yeni açılımlar getirdiğini söylüyor eleştirmen yazar. Yaşar Kemal’in bir başka yönünden söz ederken “&lt;b&gt;yansıtmacı&lt;/b&gt;” değil “&lt;b&gt;epik&lt;/b&gt;” bir yazar olarak gerçekleri farklı bir biçemle sunduğunu da belirtiyor ki, bana göre çok yerinde bir saptama. Genellemeler, özelleşmelerle süren metinden, Yaşar Kemal romanlarında Anadolu insanını bir kez de Hülya Soyşekerci penceresinden görüyoruz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Mehmet Mümtaz Tuzcu’nun düz yazılarının yer aldığı “&lt;b&gt;Yaşamsanat”&lt;/b&gt; değerlendirme metninin adı: “&lt;b&gt;Uçsuz Bucaksız ‘Yaşamsanat.” &lt;/b&gt;Yapıttan bir alıntıyla başlıyor. “&lt;b&gt;Uçsuz bucaksız insan deliliğinden kaçmak için yazıyorum elbette…” (&lt;/b&gt;s:124) Şair yanını bildiğimiz Tuzcu’nun, aforizmalarıyla tanışıyor, yazar-okur, okur-yazar dansını izliyoruz keyifle. Dil ustası olduğunu zaten bildiğimiz Tuzcu’nun, altı çizilecek sözcüklerinden de bir derleme oluşturmuş Soyşekerci. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Sıradaki öykücü, Hasan Özkılıç. &amp;nbsp;“&lt;b&gt;Suyu da Yakar Aşk”&lt;/b&gt;’ta, yazarın “&lt;b&gt;Gönlümün Şirazesi Bozuldu”&lt;/b&gt; adındaki öykü kitabıyla karşılaşıyoruz. Yazarın, notayla öyküyü buluşturduğu on öyküyü de ayrı ayrı incelemiş Soyşekerci, yazım özellikleri, imgeleri, coğrafyasıyla, ezgisel bir gezinti gibi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“&lt;b&gt;Aynalarda Hayat”&lt;/b&gt; Sezer Ateş Ayvaz’ın &lt;b&gt;“Aynalarda Yaz” &lt;/b&gt;adındaki &lt;b&gt;öykü&lt;/b&gt; kitabının değerlendirmesi. Bir dönemin sancıları, kadın gel git’leri, yazarın kullandığı yazım teknikleri arasında sürüyor yolculuğumuz. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“&lt;b&gt;Karbon Kopya’da Gençliğin Halleri”&lt;/b&gt; Yekta Kopan’ın &lt;b&gt;“Karbon Kopya” &lt;/b&gt;öykü kitabının değerlendirmesi. Yazarın öyküleriyle birlikte kopyalamanın sanattaki,&amp;nbsp; yaşamdaki yerleri irdeliyor, geçmişe de küçük bir yolculuk yapıyoruz. &amp;nbsp;Öykülerin dünyasına sızdıkça merakımız artıyor. “&lt;i&gt;Has edebiyat okurlarına önerilir&lt;/i&gt;” diye bitiyor metin. (s:146) Benden aktarması! &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;İsmail Mert Başat’ın, &lt;b&gt;“Gökyüzünden Başka Sınır Yok”&lt;/b&gt; adlı deneme kitabına düşüyor yolumuz. &lt;b&gt;“Kitaptaki bütün denemelerin temel işlevli bence toplumsal ve bireysel farkındalıklar yaratabilmek” (&lt;/b&gt;s:148) diyor Soyşekerci, İ.M.Başat’ın özgürlük anlayışının ipuçlarını veriyor ve gökyüzüne uzanan özgürlüğü tanıma isteği uyandırıyor içinizde. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bir anda yolumuz, &lt;b&gt;“Muinar&lt;/b&gt;” &lt;st1:personname productid="la Latife Tekin" w:st="on"&gt;la Latife Tekin&lt;/st1:personname&gt;’e düşüyor. Konu Başlığı “&lt;b&gt;Bir Yalnızlık Romanı ‘Muinar”. &lt;/b&gt;Romanın başkişisinden söz ederken &lt;b&gt;“Kadınların binlerce yıllık tragedyasını, içselleştirip Muinar’la dışa vurmuş bir kadın karakter Elime&lt;/b&gt;” diyor &amp;nbsp;(s:152); “(…) &lt;b&gt;alışılmış roman kalıplarının dışındaki her şeyi buldum diyebilirim&lt;/b&gt;” diye sürdürüyor.( s:153)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bir de bakıyoruz ki karşımızda “&lt;b&gt;Ayşe Sarısayın&lt;/b&gt; &lt;b&gt;ve&lt;/b&gt; ‘&lt;b&gt;Karakalem Resimler&lt;/b&gt;”... Yazarın edebiyatı ve yaşamı sorgulamak adına okura gönderdiği davet ulaşıyor elimize. Böyle bir davete kim karşı koyabilir ki? &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; İkinci bölüme “&lt;b&gt;BULUŞMALAR” &lt;/b&gt;başlığını vermiş Hülya Soyşekerci. İlk yapıt: &lt;b&gt;“Gazap Üzümleri” &lt;/b&gt;ve şöyle bir başlık atmış: &lt;b&gt;“Krizde Gazap Üzümleri’ni Okumak” &lt;/b&gt;Hani neredeyse başka söze gerek bırakmayacak bir başlık… Yine de John Steinbeck’in bu ödüllü yapıtı hakkında yedi buçuk sayfalık bir tanıtım hazırlamış yazar. Günümüz ekonomik kriziyle 1929 krizini karşılaştırarak bir de anımsatma yapmış. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Sonra okul-öğretmen-öğrenci temalarını işleyen bir derleme yazısı geliyor: Konu başlığı &lt;b&gt;“Kurmaca Dünyanın Okulları/Edebiyatta Okul, Örgenci ve Öğretmen.” &lt;/b&gt;Bu kadar uzun ve kapsamlı bir başlık altında yer alan yazar ve yapıt sayısının az olacağını bekleyemeyiz her halde. N.H.Kleinblaum’un &lt;b&gt;“Ölü Ozanlar Derneği” &lt;/b&gt;adlı, akıllara değil yüreklere yerleşmiş yapıtından yola çıkarak kimlere uğramamış ki Soyşekerci. &lt;b&gt;“Çavdar Tarlasında Çocuklar”&lt;/b&gt;la J.D. Salinger, “&lt;b&gt;İlk Öğretmen”&lt;/b&gt;le Cengiz Aytmatov, &lt;b&gt;“Hababam Sınıfı”&lt;/b&gt;yla Rıfat Ilgaz, &lt;b&gt;“Hakkari’de Bir Mevsim” &lt;/b&gt;Ferit Edgü, &lt;b&gt;“Parasız Yatılı, Sabah Ekşimişliğin, Özgürlük Atları” &lt;/b&gt;yapıtlarıyla &amp;nbsp;Füruzan, “&lt;b&gt;Çalıkuşu”&lt;/b&gt;ve “&lt;b&gt;Acımak”&lt;/b&gt; romanlarıyla R.N.Güntekin, “&lt;b&gt;Tatarcık”&lt;/b&gt;la H.E.Adıvar, “&lt;b&gt;Sahnenin Dışındakiler”&lt;/b&gt;le A.H.Tanpınar, “&lt;b&gt;Sessiz Ev”&lt;/b&gt;le Orhan Pamuk, &lt;b&gt;“Ölmeye Yatmak”&lt;/b&gt;la Adalet Ağaoğlu… Konuya bu kadar çok ilgi, Soyşekerci’ye göre kaçınılmaz, çünkü geniş kitleleri ilgilendiren ezeli ve ebedi bir gerçektir ele alınan... &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Yaşamı Kurgulamak” &lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;la, &amp;nbsp;nasıl olmuş da saatin kurgusundan yazıda kurguya kadar uzanılmış, şaşırıyoruz. Hani neredeyse yazı kurgulamak üzerine keyifli bir atölye oluşturmuş. Bir tek “Kurgulamak” sözcüğüyle bu kadar yol alabilmesi, kendisinden beklentilerimizi çoğaltıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;187. sayfada “&lt;b&gt;Karanlıktaki Özgür ve Asi Kadın ‘Lilith&lt;/b&gt;” ile karşılaşmak ayrı bir heyecandı benim için. En az üç kez okuduğum, okudukça ayrıntılar keşfettiğim kadını kadına, erkeği kadına cepheleştiren, taraf eden mitolojik öykülerin araştırmasından doğmuş, Vera Zingsem’in bir yapıtı Lilith. Soyşekerci onu yeniden yazmış. Farklı kaynaklardan araştırmalarıyla farklı yorumlarla yeni bir çehre, derinlik kazandırmış. Kendine dayatılanları sorgulamaktan sakınmayan bir kadınla karşılaşmanın heyecanıydı duyumsadıklarım. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; 3. Bölüm; &lt;b&gt;BAŞKA KIYILAR” &lt;/b&gt;adını taşıyor. (s:199)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yazarlığından çok müzisyenliğiyle tanınan sıra dışı bir sanatçıyla başlamış bu bölüm: Hoffmann. “&lt;b&gt;Sanatların Kaynaştığı Büyülü Bir Dünya” &lt;/b&gt;konu başlığı. Adından da anlaşılabileceği gibi resim, müzik, yazın gibi değişik dalların etkileşimini irdelerken Hoffmann’ı odağına almış Soyşekerci. Yazarın sıra dışı kişiliğini, müzik ve yazıda verdiği yapıtları tanıtan merakı körükleyen bir metin. Ardından “&lt;b&gt;Bir Labirent olarak Yaşam&lt;/b&gt;’da Lawrence Durrell’e konuk oluyoruz. Yazarın &lt;b&gt;Karanlık Labirent&lt;/b&gt; Romanından alıntılarla okura yol gösteriliyor. Eleştirmenin yaptığı alıntıya ben de burada yer veriyorum: “&lt;b&gt;İç dünyamızdaki simgeleri dış dünyaya taşırız. Tam olarak çevremizde iç dünyamızı yansıtan bir dünya yaratırız… Herkes içinde mit üreten bir makine taşır, onun çalıştığını bile fark etmez. Demek ki merak dolu şiirsel bir mantıkla yaşadığımız söylenebilir.” &lt;/b&gt;(s:206) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ardından ilkgençlik yıllarımıza dönüyor ve romanlar doğuran roman &lt;b&gt;Dr. Jekyll ve Bay Hyde&lt;/b&gt; ile karşılaşıyoruz. Konu başlığı “&lt;b&gt;Kim İki Kişi Değildir ki.”&lt;/b&gt; İnsanı, kendinde tanımaya çalışan herkesin okuması gereken bir kitap Stevenson’ın eseri. Benliğimizde yer etmiş iyilik-kötülük çatışması ve birlikteliğinin yansıması… Egomuzu yenip de bu gerçeği kabullendiğimizde belki de uzlaşmamız daha kolay olacak.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;b&gt;“Kafka’nın Aynasında Bir Roman ‘Kartal Yuvası” &lt;/b&gt;başlığıyla Anna Kavan’ın “&lt;b&gt;Kartal Yuvası&lt;/b&gt;” romanıyla karşılaşıyoruz. Daha metin adını okuduğumuzda bir değişim, dönüşüm anlatısı olduğunu. &amp;nbsp;Yazarın yaşam öyküsü ve hakkında yazılanlardan alıntılar ve ‘Kafkaesk’ çalışmalarla ilgili çeşitli yorumlarla derinleştirilmiş bir metin. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“&lt;b&gt;Bir Kış Gecesi Eğer Bir Yolcu&lt;/b&gt;”da, adı kadar sarsıcı, şaşırtıcı, sıra dışı bir yapıt ve yazarına rastlıyoruz. Yazıda ve okumada devrim yapan bir yapıt nitelemesiyle yer verilmiş İtalo Calvino’nun bu yapıtına. Deneysel bir çalışma olarak değerlendirdiği romanda yarım bırakılmış on roman kurgusunun yer aldığını öğreniyor, meraklı bir serüvene hazırlanıyoruz. Soyşekerci diyor ki, sonunda bir sürpriz bekliyormuş bizi. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bence bir başucu kitabı. Sıralamasını yeniden gözden geçirmeyi düşünen “&lt;b&gt;Has edebiyat okurlarına önerilir!”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Benden söylemesi.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;(Suna Güler, Çinikitap dergisi, Eylül Ekim 2010) &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;(“OKUMA YOLCULUKLARI”/ HÜLYA SOYŞEKERCİ/PUPA YAYINLARI, Nisan 2010)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-8492125472672236424?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/8492125472672236424/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=8492125472672236424' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/8492125472672236424'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/8492125472672236424'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/11/cigdem-ulkerin-yazshulya-soysekerciyle.html' title='HÜLYA SOYŞEKERCİ’YLE  “OKUMA YOLCULUKLARI” (Suna Güler)'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOl-Ongb16I/AAAAAAAAAXY/vNWGr9PDaDk/s72-c/H%25C3%25BClya+Soy%25C5%259Fekerci1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-4299337128409674097</id><published>2010-11-21T12:06:00.000-08:00</published><updated>2010-11-26T01:52:12.037-08:00</updated><title type='text'>Zehra Ünüvar'ın "Okuma Yolculukları" hakkındaki yazısı: SİNAĞRİT’İ  KARŞILAMA TÖRENİ</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOl8uFrLtcI/AAAAAAAAAXU/NMbPSNjLclg/s1600/okuma+yolculuklari+kapak.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOl8uFrLtcI/AAAAAAAAAXU/NMbPSNjLclg/s400/okuma+yolculuklari+kapak.jpg" width="256" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: x-large;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-size: 14pt;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Oğlumun biri, denize, balığa pek meraklı. Hafta sonlarını denizde geçirerek tuttuğu balıkları anlatmayı, fotoğraflamayı çok seviyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; “Anne, bugün iki tane sinağrit tuttum. Biri çok büyük, baba bir balık!” deyince aklıma Sait Faik’in öyküsü geldi. Bilmediğim bu balığın öyküsü beni çok etkilemişti. Demek kendisini de yakından görecektim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;Onu büyük bir ilgi ile karşıladık. Tutulduğunda içine yerleştirildiği büyük buzluğa sığmamıştı; kuyruğu dışarıdaydı. Yanındaki diğer balıklarla birlikte büyük fırın tepsisine çıkardık. Palaska balıklarının parlak gümüş rengi yanında aklığı daha da dikkati çekiyordu. Yanı başına yatırılan turna balığına yaslanmış başı daha da iri görünüyordu. Dişleri birbirine kenetlenmişti. Gözleri sanki canlıymış gibi, ama biraz gücenik bakıyordu.&amp;nbsp; Sait Faik’in öyküsünde neler vardı bir bir anımsayamadım. Bilgi toplamak ve özelliklerini, pişirilme tekniklerini öğrenmek için baktığım internet sitesinde, pek çok bilginin yanında Sait Faik’in o ünlü öyküsü de vardı. Birlikte okuduk. Daha yeni okuyup bitirdiğim, “Okuma Yolculukları” kitabını da getirdim. Hülya Soyşekerci, kitabında Sait Faik’in bu öyküsünü de incelemişti.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bu etkileyici öykünün onun ağzından değerlendirmesini de okursak, balıkçı oğlum da, bu kocaman balığın çevresini almış biz meraklılar da daha iyi anlayacaktık Sinağriti. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Çünkü kitabın ilk yazısı olan “Semaverin Sıcaklığında” yı okumuş ve çok yararlanmıştım. Bilmem sizde de olur mu? Kimi zaman, eş dost bir aile albümü gösterir. Alır ilgi ile incelerim. Benden sonra bakanlardan biri, bir fotoğraf hakkında fikir yürütünce, ya da bir yargısını söyleyince, daha önce baktığım fotoğrafa bir kez daha bakmak isterim. Göremediğim noktaları yakalarım o zaman. Ya da bir kez de o değerlendirmeyle bakıp incelerim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Okuduklarımla ilgili de oluyor böyle durumlar. İşte o zaman, görüşlerine değer verdiğim yazarların yazdıklarını okumayı çok seviyorum. Soyşekerci’nin “Okuma Yolculukları” kitabı da böyle bir başvuru kitabı olmuş bence. Öyküyü de okuduk, değerlendirmeyi de. Sonra, soframıza büyük bir özenle getirdiğimiz kocaman sinağrite saygı duyduğumuz, hayran olduğumuz için, onu hak eden bir balıkçıyla karşı karşıya olduğumuza karar verdik. &amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yazarın, deniz altındaki yaşam özellikleri ile deniz üstündeki yaşam özelliklerini sayışını da dikkatle okuduk.&amp;nbsp; &lt;b&gt;“Balıklar sessizdirler. Kendilerini aldatan ışıltılı oltalara takılıp avlanıverirler birer birer. Onları uyarmak istemez Sinağrit Baba. Ona göre, birliğin gücünün, beraberlik bilincinin olmadığı bir mekândır deniz altı dünyası. Balıkların bu bilinci kazanamadıklarının farkındadır. Bu farkındalık, gizli bir kibir taşır özünde.”&lt;/b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Deniz üstü de böyledir biraz; insanlar arasındaki beraberlik bazen öyle zayıflar ki… Herkes kendi havasındadır; kendi küçük kaygılarıyla kuma gömer başını. Hiç kimse gerçekleri görmek istemez; görse bile, çıkarları nedeniyle umursamaz. Bazen kibirli bir acımasızlığı yeğleyip, tehlikeye koşanı uyarmazlar. Birbirlerinin mutsuzluklarıyla da beslenir deniz üstü dünyasındakiler. Kocaman ağızları kurtlar sofrasında açılır…”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bu paragraflar, epey söz açtı bizde. Okuduklarımız, düşündüklerimiz harmanlandı; güzel bir söyleşiye döndü. Yazarla birlikte yolculuğa çıkmak bizim pek hoşumuza gitti doğrusu. Kitap kapanın elinde kaldı. Eline alan hangi bölümü okuduysa bize duyuracak bir not buldu. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;“Edebiyatımızda Eski Ramazanlar” başlığı ile yazılanlar, her birimizin Ramazan anılarını canlandırmakla kalmadı; ister istemez karşılaştırmalara da girildi. Hatta, Ahmet Rasim’i, “Sakın geç kalma erken gel” şarkısı ile andık. Ramazan manilerini anımsayıp “nerde o eski ramazanlar” dedik.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bu bahaneyle, ben de Akhisar’da geçen çocukluğumun ramazanlarını anlattım.&amp;nbsp; Sahura çoluk çocuk kalkıldığını, konu komşu ortak sofralarda yemek yendiğini, biz çocukların çabucak atıştırıp sokakta oyuna dalışımızı, yarım gün oruç tutup sonra da annemize ya da babamıza bu orucu satışımızı…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Hülya Soyşekerci’nin, eleştirel deneme diye nitelendirdiği Okuma Yolculukları’nda, çok büyük bir emek var. İçindeki yazılar üç bölümde toplanmış. &amp;nbsp;İç Denizler- Buluşmalar- Başka Kıyılar. Yazarın biricik oğluna adadığı bu kitap için yoğun bir okuma uğraşı yaşadığı anlaşılıyor. Kaynakçada bu durum çok ayrıntıyla belirtilmiş.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bir yapıtı okuyup özümsemek, onun anlattıklarını yorumlamak, yazarın mesajlarını çağına oturtmak, başka yazarların ayni konuda yazdıkları ile ilişkilerine bakmak kolay bir iş değildir. Nitelikli bir okuma ister öncelikle. Sonra değerlendirme bilgisi ve geniş bir görüş. Dil, anlatımın plânı da değerlendirmenin önemli bir yanıdır. Zor bir çalışmaya soyunmuş Hülya Soyşekerci; başarmış. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;İç Denizler adıyla oluşturduğu bölümde, bizim yazarlarımız arasında dolaşıyor. Edebiyat öğretmenlerinin, üniversite öğrencilerinin ve okuduklarıyla arasındaki alanı yeniden gözden geçirmek isteyenlerin yararlanacağı bir çalışma bu. Yıllar önce okuduğum, derslerde öğrencilerimle konuştuğum “Sinekli Bakkal”, “Aylak Adam”, “Parasız Yatılı” üzerinde yaptığı çalışmadan çok yararlandım. İstanbul Tüyap’ta yazarına imzalatarak aldığım Ruhumu Öpmeyi Unuttun adlı öykü kitabını yeni bitirmiştim. Soyşekerci’nin incelemesi benim okumamı tamamladı doğrusu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bu bölümde okumadığım kitaplarla ilgili yazılar da, okuma notlarıma yeni notlar almama yardımcı oldu.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Buluşmalar” adını verdiği bölümde ilk yazı, “Krizde ‘Gazap Üzümleri’ni Okumak”. Başlık çok güzel seçilmiş. Hemen sizi heveslendiriyor; ilginizi diri tutmaya yarıyor. Yıllar önce okuduğunuz Gazap Üzümleri ile, içinde yaşadığınız krizi nasıl ilişkilendireceğinizi şaşırırken; kendinizi yazara bırakıveriyorsunuz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Aslında, para tüm insanların aklını başından alan bir şey. Dünyanın neresinde olursa olsun, çok kazanma hırsı, tatlı kâr uğruna yaşananlar üç aşağı beş yukarı ayni. Birbirine çok benzeyen bu hikâyeler de benzeri sonuçlarla kişiyi de toplumu da silkeleyip geçiyor. Her ne kadar pek çok kişi dünyanın küçüldüğünü farklı farklı algılasa da ekonomik deprem bu küçüklüğü en güzel anlatan yöntem. John Steinbeck’in &amp;nbsp;ekonomik temele dayalı bir göçü anlatan bu eseri yeni bir gözle okunup düşünülmeye değer. Amerika’nın sosyal çehresini değiştiren o büyük ekonomik krizi anlatan satırları okurken, yaşananlara benzeyen manzaraları, bugünden, bizden veya başka yerlerden bulup çıkarmak hiç de zor değil. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Soyşekerci bir yandan romanı bize anımsatırken bir yandan da yazar sorumluluğunu da duyumsatıyor. Çünkü yazarın bir sorumluluğu da çağına tarafsızca tanıklık etmek ve bu tanıklığın ürünleri ile belleğe yardımcı olmaktır. Ancak, yazısının sonuna aldığı dilek paragrafını da yazmadan edemiyor. Yazarın dileğine ben de candan katılıyorum. &lt;b&gt;“Diliyorum, yeryüzünde yazarların, Gazap Üzümleri benzeri sosyo-ekonomik krizlerin anlatıldığı trajedileri değil; insani değerlerin, demokrasinin, barışın ve refahın yaşandığı daha güzel bir dünyanın hikâyelerini, romanlarını yazacağı günler yakın olsun…”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;“Duman ve düşten biçimlenmiş, kişileri fantastik olan, sıra dışı bir dünya”&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt; bu tanımı Stefan Zweig, Hoffmann için yapmış.&amp;nbsp; Çoğunlukla müzikte, ama edebiyatta da adını duyduğumuz Hoffmann, Hülya Soyşekerci’nin dikkatli okuması ile bize güzel bir yazı olarak dönmüş. “Başka Kıyılarda” başlığı ile verdiği bölümün ilk yazısı hemen sizi kendine çekiyor. Ondan sonra gelecek yazılarla hangi kıyılara gideceğiniz heyecanını yaşıyorsunuz.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Her bölümü dikkatle ve yararlanarak okuduğum bu kitabı arkadaşlarla yaptığımız sesli okuma günlerine götüreceğim. Zevkle okuyacağım. Arkadaşlarımın da beğenerek dinleyeceğini ve hemen bir kitap alıp baş başa kalmak isteyeceğine inanıyorum. Büyük emekle oluşturulan bu eleştiri kitabı için sevgili Hülya Soyşekerci’ye çok teşekkür ederim. Edebiyatımızın ilgiyi çok gereksindiği bir alanda yaptığı çalışmalarında başarılar diliyorum.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Zehra Ünüvar&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; (SÖZCÜKLER Eylül Ekim 2010)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-justify: inter-ideograph;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-4299337128409674097?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/4299337128409674097/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=4299337128409674097' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/4299337128409674097'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/4299337128409674097'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/11/sinagriti-karsilama-toreni.html' title='Zehra Ünüvar&apos;ın &quot;Okuma Yolculukları&quot; hakkındaki yazısı: SİNAĞRİT’İ  KARŞILAMA TÖRENİ'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOl8uFrLtcI/AAAAAAAAAXU/NMbPSNjLclg/s72-c/okuma+yolculuklari+kapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-2316920314280550813</id><published>2010-11-21T11:58:00.000-08:00</published><updated>2010-11-25T15:57:04.177-08:00</updated><title type='text'>Mehmet Gökyayla'nın yazısı: YAZARLARA VE YAPITLARA YÖNELİK OKUMALAR</title><content type='html'>&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: center; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: center; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOl55JSAq8I/AAAAAAAAAXQ/k-12SszksVE/s1600/Yazarlara+ve+Yap%25C4%25B1tlara+Y%25C3%25B6nelik+Okumalar.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOl55JSAq8I/AAAAAAAAAXQ/k-12SszksVE/s320/Yazarlara+ve+Yap%25C4%25B1tlara+Y%25C3%25B6nelik+Okumalar.jpg" width="198" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: center; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: center; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: center; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: center; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Günce türü, bizde 1950'lerden itibaren popülerleşmeye başlar. Bunda elbette aynı başlıkla yayınladığı notlarıyla Nurullah Ataç'ın çok büyük payı var. O günlerden sonra da birçok yazarımızın güncelerini dergilerde veya kitap halinde yayınlattıklarını görüyoruz. Oktay Akbal'dan Tomris Uyar'a pek çok isim sayılabilir günce yazarı olarak. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yazın sanatının belki de en zor, en çok cesaret isteyen türüdür bu. Oktay Akbal'ın da güncelerinde farklı yerlerde belirttiği gibi, kişi gerçek güncesini yayınlayamaz aslında. Okurlara iletmek istediği kısmıdır yalnızca yayınlanan. Zira bu tür yazarın da toplumsal gerçeklik bağlamında kendi kendisiyle de hesaplaşmasıdır bir yandan. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Geçtiğimiz günlerde okuduğum &lt;i&gt;Yazarlara ve Yapıtlara Yönelik Okumalar&lt;/i&gt;, ilk bakışta isminden günce olduğuna dair bir çağrışım çıkmasa da yazınımızdaki nitelikli güncelerden birisi. Yazarı Hülya Soyşekerci, zaman zaman öykü, inceleme ve eleştirme türlerinde dergilerde gördüğümüz emekli bir edebiyat öğretmeni. Öğretmenlik yönünü özellikle belirtmekte yarar görüyorum, çünkü yazık ki günümüz öğretmenlerinin arasında gerçekten bu sıfatı kazanmayı hak eden ender isimlerden biri Soyşekerci.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Belirttiğim gibi kitabın isminden bunun bir günce olduğu anlaşılmıyor ilk bakışta. Yalnız kitabın içine girdikçe bu ismin, kitapla ne kadar örtüştüğünü daha iyi anlıyor okur. Kitap boyunca yazar, ilgisini çeken konu ve yazarlar hakkında küçümsenmeyecek oylumlarda araştırmalara soyunuyor ve vardığı sonuçları aktarıyor okura günü gününe. Bunu yaparken de yaşadığı günün toplumsal koşullarını asla bir kenara bırakmıyor hem de. Zaman zaman incelediği konular, okuduğu kitaplar toplumsal günün toplumsal gerçekliği tarafından belirleniyor hatta. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Soyşekerci'nin yazın sevgisi demiyorum, sevdası kıskandırıyor okuru. Öylesine bağlı ki kitaplara ve okumaya, yazdıklarını okuyan kişi, ister istemez birçok yerde 'ben niye okumadım söz ettiği kitabı?' ya da 'mutlaka en kısa zamanda inceleyeceğim bu konuyu' diye düşünüyor. Bu sevda, kitabı okurken beni öylesine etkiledi ki, 'ülkemizde böylesine sanat sevdalısı birkaç bin kişi olsa, sefaletten, kırımdan, yoksulluktan bir nebze bile eser kalmaz' diye not aldım ben de günceme. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Güncelerin bir işlevi de, bu iddiayı taşımasa da, okurlara, yeni yazarları, farklı yapıtları tanıtmaktır bence. Zaten Yazarlara&lt;i&gt; ve Yapıtlara Yönelik Okumalar'&lt;/i&gt;ın bu yönünden söz etmiştim. Yazar, kitap boyunca, Namık Kemal'den Sylvia Plath'e, Yusuf Atılgan'dan Orhan Kemal'e hatta Stefan Zweig'a kadar yirmiden fazla yazarın yaşamları ve yapıtlarına yönelik ayrıntılı incelemelere girişmiş. Bunu yaparken, incelediği yazarın birçok eserini okuduğu gibi, yazarla ilgili kaleme alınmış birçok farklı kaynaklardaki bilgilere ulaşmayı da ihmal etmiyor ve böylelikle olabildiğince yansız ve objektif bir çıkarıma ulaşabiliyor yazınsal anlamda. Soyşekerci'nin çözümlemeleri aynı zamanda okura, yapıtlarla ilgili rehberlik de yapmakta. Şöyle ki, bazı kitaplar okura tam anlamıyla açık değildir; kolay kolay ele vermez kendini. İşte bu gibi yapıtlar, bir yol göstericinin ışığı altında çok daha rahatlıkla anlaşılır, yazınsal tadı bütünüyle okurun damağında hissedilir. Bunu yapabilecek kişinin de hem iyi derecede yazın bilgisi, hem de çözümlemelerini duru, anlaşılabilir bir dille okura iletebilme yeteneğinin olması gerekir. Hülya Soyşekerci, bu iki özelliği de kendisinde barındırmayı başaran bir isim.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif; font-size: 16px;"&gt;Modernite karşıtı tavır, kitabın belirleyici özelliklerinden bir diğeri. Biz, bugünün insanları olarak istesek de istemesek de hızın içinde yaşayıp şekilleniyoruz. Hız, duygularımızı sömürüyor, zamana yetişmeye çalışırken kendimizi unutuyoruz çoğu kez. Bu da, bizi biz yapan, insan olmamızı sağlayan özelliklerimizi yazık ki ikinci plana atmamıza neden oluyor. Yazarın moderniteye ve modernitenin en önemli getirisi olan hıza karşı tavrı en güzel şu satırlarda ortaya çıkıyor: “Ya 'Hızlı okuma Teknikleri’ne ne demeli? Sindire sindire okumak, yazınsal tadı şarap gibi yudum yudum almak varken, gözlerimizin bir takım zorlayıcı eğitimler yoluyla hıza alıştırılmaya çalışılması... Nasıl da uzaklaştırıyor bizi, yaşamın özündeki dinginlik ve doluluktan. Hız, her şeyin içini boşaltıyor. Boş konserve kutuları gibi, tüketilmiş düşünce kalıpları yolumuzun üzerine seriliyor; hem de hızlı bir sunumla.” (S. 25)&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;  &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Yazarlara ve Yapıtlara Yönelik Okumalar&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;'ın yazınımızda günce türündeki diğer yapıtlardan ayırt edici bir özelliğini daha belirterek sonlandıracağım yazdıklarımı. O da bu yapıtın pek çok günceden farklı olarak, İstanbul değil; İzmir odaklı olması. Ülkemizde yazın ve sanat denince hep İstanbul geliyor akla, İstanbul çıkıyor ön plana ve benim gibi bu şehrin dışında yaşayanlarda hep bir mahzunluk yaratıyor bu gerçeklik. Fakat Soyşekerci, her ne kadar birçok satırda çocukluğunu ve gençliğini geçirdiği kente, İstanbul'a özlemini belirtse de İzmir'i merkeze alıyor coğrafi olarak. Buradaki yazın ve sanat etkinliklerini anlatıyor yer yer. Böylelikle İstanbul dışında kalan okur için de sürekli oluşan yabancılaşmayı ortadan kaldırıyor güncesiyle. Özellikle Kemeraltı'nı şiirleştirdiği satırlara doyum olmuyor okudukça: “Ara mevsimleri neredeyse unutmuştuk. Bu günlerde sonbahar, bir nostalji gibi günlere sızarak buruk bir şarap tadı veriyor yaşama. İşte eylül... Kemeraltı'ndayım. Yakıcı sıcaklar terketmiş caddenin parke taşlarını. Körfezden esen rüzgar Kemeraltı girişinde saçları okuşuyor usulca. Sağda Şekercibaşı Ali Galip. 'Kuruluş 1901' yazıyor tabelada. Renk renk yaldızlı kağıtlara sarılı, şemsiye biçiminde çikolatalar, çocuksu bir sevinçle dolduruyor içimi. Hemen bir tane alıyorum.” (s. 48)&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyText" style="margin-bottom: 6.0pt; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyText" style="margin-bottom: 6.0pt; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Sonuç olarak &lt;i&gt;Yazarlara ve Yapıtlara Yönelik Okumalar&lt;/i&gt;, yazın zevkini tüm benliğiyle duyumsayıp, şiirli ve bilinçli bir dili tatmak isteyen okurların kaçırmaması gereken bir yapıt. Bu kitabından dolayı kutluyorum Hülya Soyşekerci'yi.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyText" style="margin-bottom: 6.0pt; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;(DELİLER TEKNESİ ve ÖYKÜ TEKNESİ Dergileri, Eylül Ekim 2010 sayılarında yer aldı.)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoBodyText" style="margin-bottom: 6.0pt; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: justify; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;o:p&gt;&amp;nbsp;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;SOYŞEKERCİ, Hülya; &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Yazarlara ve Yapıtlara Yönelik Okumalar&lt;/b&gt;; 2008; ANKARA; Kanguru Yayınları&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: center; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="margin-bottom: .0001pt; margin-bottom: 0cm; margin-left: 19.55pt; margin-right: 20.15pt; margin-top: 0cm; text-align: center; text-indent: 38.5pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-2316920314280550813?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/2316920314280550813/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=2316920314280550813' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/2316920314280550813'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/2316920314280550813'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/11/mehmet-gokyaylann-ilk-kitabma-dair-yazs.html' title='Mehmet Gökyayla&apos;nın yazısı: YAZARLARA VE YAPITLARA YÖNELİK OKUMALAR'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOl55JSAq8I/AAAAAAAAAXQ/k-12SszksVE/s72-c/Yazarlara+ve+Yap%25C4%25B1tlara+Y%25C3%25B6nelik+Okumalar.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-6299717969430179670</id><published>2010-10-21T03:38:00.000-07:00</published><updated>2010-10-21T03:40:45.452-07:00</updated><title type='text'>MASALKENT’E YOLCULUĞA ÇIKMAK</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TMAYcNLekdI/AAAAAAAAAXA/671elh8JX_0/s1600/Masalkent-kapak.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TMAYcNLekdI/AAAAAAAAAXA/671elh8JX_0/s1600/Masalkent-kapak.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Masalkent adında bir düşler kentine gitmek üzere yola çıkmak, farklı tarzda yaratılmış bir masal evreninin içine girmekle eşdeğer. Sıra dışı kentlerin masallarının yer aldığı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Masalkent’e Yolculuk&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;, çok katlı kurgusuyla bambaşka yaratıcılıkta bir kentsel yapı gibi ilgi uyandırıyor. Kitapta Masalkent, masalların doğduğu yer olarak tanımlanıyor. Masalkent’e ulaşmak üzere yola çıkan Serçe, Fil ve Fare, yol boyunca birçok sürprizle karşılaşıyorlar. Temel anlatı biçimlerinden olan yol ve yolculuk, kitaba tüm gizemiyle damgasını vuruyor. İç içe oluşturulmuş matruşka tarzı masallar, art arda dizilen hikâyeler, sarmal olarak birbirine dolanan hikâye parçaları Masalkent’e yolculuğun içinde zengin bir kurmaca dünyası oluşturuyor. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Masalkent’e Yolculuk&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;; düş kurmayı, araştırma yapmayı, olayların derinine inmeyi, bulmaca çözmeyi, yapboz tamamlamayı seven küçük okurlara, oyun oynar gibi keyifli bir okuma serüveni vaat ediyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;  &lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Masalkent’e Yolculuk&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;’ta tüm zamanlar var; masalların zaman ötesi ya da zamanın dışındaki yapısı da… Serçe, Fil ve Fare’nin uzun yolculuk sonucunda geldikleri Masalkent’te, Nomi, Yomi, Zozi ve Zomi adlı dört seçilmiş arkadaş da Masaldağı’na doğru, daha başka bir yolculuğa çıkarlar. Masalların, düşlerin tükenmemesi için bu yolculuğu yapmaya mecburdurlar.&amp;nbsp; Yol boyunca masallar anlatırlar birbirlerine.&amp;nbsp; Zengin düşlerle dolu bu masallar; Şekerkent, Düşlerini Yitiren Kent, Vanilyası Kaçan Kent, Sandıktan Çıkan Kent, Zamankent,Kurbağalıkent… gibi sıra dışı kentlerin masallarıdır. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Bu masalların her biri ayrı bir düş evrenini çoğaltıyor. Sanatsal güzellikleri, renklerin dansını, görsel zenginlikleri, sanat ve kitap sevgisini buluyoruz sayfalarda. Sanatın ve kitapların dünyasındaki düşlerin, yaşama sonsuza açılan renkler kattığının altı çiziliyor. Ressam Miro’nun resimlerinden Michael Ende’nin Dilek Şurubu kitabına, Exupery’nin Küçük Prens’ine kadar pek çok yapıta selam gönderiliyor. Bu sanat selamları, çocuk okurun ilgi merak ve dikkatini, söz konusu sanat/edebiyat yapıtlarına çevirmesini sağlayacak; onu araştırmaya yönlendirecek nitelikte. Düş perilerinden zaman kurtçuklarına, ateş kanatlı yaratıklardan Kurbağalıkent prensine ve Öfkeli Bataklık’a kadar pek çok düşsel varlığa yer veriliyor masallarda. Anlatıcımız, Şehrazat’ın masalları gibi, çerçeve kurgu içinde eş zamanlı olarak birçok masalı dillendiriyor. Gizemi, heyecanı, serüveni seven küçük okurları tam anlamıyla bir keşif yolculuğuna çağırıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Ezelî iyi-kötü mücadelesine, çevre felaketlerine de yer veren kitapta, hiçbir şeyin ve hiç kimsenin göründüğü gibi olmadığını, önyargıların yanlışlığını, içi iyilikle dolu olan Notre Dame Kamburu Qasimodo misali Fildopörtlek’in masalını okuyunca anlıyor; ayrıca onun gerçek bir sanatçı olduğunu fark ediyoruz. Kurbağalıkent masalında ilginç bilmecelerin de yer aldığını görüyoruz. Zamankent’in masalında ise meraklı bir zaman yolculuğu bekliyor bizleri; zamanda ileriye ve geriye gittikçe bir lunapark oyununun içindeymişiz gibi heyecan duyuyoruz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;Sona doğru, kurgu başa dönüyor. Yepyeni masallara kavuşan Masalkent halkı ile birlikte, biz de yüreğimizi masallarla zenginleştirmiş olarak kitabı tamamlıyoruz. Yazarın sanat/ edebiyat yapıtlarından bazılarına kurgu, kişi, ad ya da olay eşleştirmeleri yoluyla yaptığı göndermeler, kitabı ve okuru başka metinlere ve başka sanat ürünlerine açıyor. Gerçekleştirilen bu açılım, sanat bilgi ve pratiğiyle donanımlı olan iyi çocuk okurların yaratılması sürecine önemli katkılarda bulunuyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;HÜLYA SOYŞEKERCİ&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;&lt;span style="line-height: 115%;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman', serif; line-height: 18px;"&gt;&lt;b&gt;ÇİNİKİTAP'ta yayımlandı. Temmuz Ağustos 2010&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-6299717969430179670?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/6299717969430179670/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=6299717969430179670' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/6299717969430179670'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/6299717969430179670'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/10/masalkente-yolculuga-cikmak.html' title='MASALKENT’E YOLCULUĞA ÇIKMAK'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TMAYcNLekdI/AAAAAAAAAXA/671elh8JX_0/s72-c/Masalkent-kapak.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-137249711976220149</id><published>2010-10-18T10:23:00.001-07:00</published><updated>2010-10-18T10:24:12.163-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TLyCewC7oGI/AAAAAAAAAW4/c2fnKUx5mbc/s1600/35534_437081653158_576813158_5168260_330799_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="175" src="http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TLyCewC7oGI/AAAAAAAAAW4/c2fnKUx5mbc/s400/35534_437081653158_576813158_5168260_330799_n.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-137249711976220149?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/137249711976220149/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=137249711976220149' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/137249711976220149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/137249711976220149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/10/blog-post_18.html' title=''/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TLyCewC7oGI/AAAAAAAAAW4/c2fnKUx5mbc/s72-c/35534_437081653158_576813158_5168260_330799_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-6301875926761914338</id><published>2010-10-18T08:08:00.003-07:00</published><updated>2010-10-18T09:23:23.130-07:00</updated><title type='text'>ROMAN KAHRAMANLARI Dergisi 4. sayısında Antoine de Saint Exupery'nin KÜÇÜK PRENS'ine dair yazdım...</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TLxi6PoeFiI/AAAAAAAAAW0/BgMPHmI_X50/s1600/37172_1645982113820_1364919851_1703480_805335_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://3.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TLxi6PoeFiI/AAAAAAAAAW0/BgMPHmI_X50/s320/37172_1645982113820_1364919851_1703480_805335_n.jpg" width="248" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-6301875926761914338?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/6301875926761914338/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=6301875926761914338' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/6301875926761914338'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/6301875926761914338'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/10/blog-post.html' title='ROMAN KAHRAMANLARI Dergisi 4. sayısında Antoine de Saint Exupery&apos;nin KÜÇÜK PRENS&apos;ine dair yazdım...'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TLxi6PoeFiI/AAAAAAAAAW0/BgMPHmI_X50/s72-c/37172_1645982113820_1364919851_1703480_805335_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-6030835008345616729</id><published>2010-08-29T07:19:00.000-07:00</published><updated>2010-08-29T07:20:45.010-07:00</updated><title type='text'>AYŞE SARISAYIN VE ‘KARAKALEM RESİMLER’</title><content type='html'>&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: 'Times New Roman', serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="line-height: 18px;"&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/THpsZDXY9DI/AAAAAAAAAWk/D_tKZqFQlnI/s1600/fft22_mf94038.Jpeg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="400" src="http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/THpsZDXY9DI/AAAAAAAAAWk/D_tKZqFQlnI/s400/fft22_mf94038.Jpeg" width="252" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;br /&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ayşe Sarısayın, öyküler, Can Yayınları, Ağustos 2008, 134 sayfa)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ayşe Sarısayın son dönem öykücülüğümüzün önemli adlarından biri. 1957’de İstanbul’da doğan yazar, İstanbul Alman Lisesi’nden mezun olduktan sonra kimya mühendisliği ve işletme eğitimi görmüş. Halen, özel bir ilaç firmasında yönetici olarak çalışan Ayşe Sarısayın’ın yaşamında sanatın, edebiyatın, özellikle şiir dizelerinin yeri çok fazla. Çünkü Ayşe Sarısayın ünlü şair Behçet Necatigil’in kızı. Babasıyla ilgili anılarını &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Çok Şey Yarım Hâlâ&lt;/b&gt; (2001) adlı kitapta toplayan Sarısayın, edebiyatla soluk almanın, edebiyatın içinde yaşamanın birer ürünü olarak sunduğu öykü kitapları &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Denizler Dört Duvar&lt;/b&gt; (2004 Yunus Nadi Öykü Ödülü) ve &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Yorgun Anılar Zamanı &lt;/b&gt;(2005 Sait Faik Hikâye Armağanı) ile edebiyatımızda son dönemde varlığını duyuran önemli öykücüler arasında yerini aldı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ayşe Sarısayın, geçtiğimiz ağustos ayı başında yayımlanan yeni öykü kitabı &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Karakalem Resimler&lt;/b&gt; ile öykücülük serüveninde ustalık dönemine girmiş olduğunu kanıtlıyor. Önceki kitaplarında öykücülüğünü besleyen hüznün resimlerini çizen, kadın karakterler üzerinden yaşamın dramatik çelişkilerine vurgu yapan yazar &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Karakalem Resimler&lt;/b&gt;’de bir taraftan önceki izleklerini sürdürürken, bir taraftan da yeni biçim ve biçem denemelerine; öncekilerden daha farklı konulara da açılarak öykü sanatının olanakları içinde yepyeni açılımlar gerçekleştiriyor. &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Karakalem Resimler&lt;/b&gt;, her şeyden önce, parçalanan hayatların öykülerinden oluşan bütünlüklü bir toplam. İçerik ve izleklerde yer alan ‘parçalanmış hayatlar’ imgesi, öykü kurgularının ve öykü zamanlarının kronolojik akışı parçalanarak işleniyor. Böylece içerik-biçim uyum ve dengesini estetik düzlemde gerçekleştiren yazar, boşluğa değil; yüreğimize ve aklımıza açılan öyküler sunuyor kitabın sayfalarında. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Öykü kurgularının dantelâ gibi işlendiği yapıtta, kurguların parçalı ama dağınık olmayan biçimde düzenlendiği; örgü ipliklerinin tek ve bütünsel&amp;nbsp; “ana hikâye”yi oluşturan üst metinleri birbirine bağladığı göze çarpıyor. Alt metinlerin (öykülerin) de bu üst metinlere (ana hikâyeye) cümle, sözcük, imge, çağrışım, izlek, öykü kahramanı vb. göndermeler ve öğelerle teyellendiği dikkatimizi çekiyor. Böylece işlevsel parçaların yarattığı kurgusal bütünlük; &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Karakalem Resimler&lt;/b&gt;’e sıra dışı bir roman tadı da veriyor. Birbiri içinde devam eden metinler, yaşamın sürekliliğini sezdiriyor okurlara. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kuşlarla Giden, Karakalem Resimler, Kristal Küre, Yarım Kalmış Bir MS Öyküsü&lt;/i&gt;, kadın karakterlerinin canlılığı ile dikkati çekerken, onları çevreleyen ‘üst hikâye’ ile bir bütünlük oluşturuyor. Bu öykülerde farklı kurgu teknikleri kullanılmış. Henüz oluşma halinde olan; çoğu, yazarın zihninde yer alan, sonu açık uçlu öyküler… O nedenle ‘karakalem resim’ gibi her an silinip yeniden oluşturulabilecek nitelikteler. Yaşamın değişkenliğini, sürekliliğini, her an dönüşüp başkalaşmasını, anlık gerçeklerden oluşmasını anımsatır gibi. Bir yandan ne kadar silinse de belli belirsiz izleri kalan resimler bunlar; anılarda, belleklerde… &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Kristal Küre&lt;/i&gt;’de evliliğin monotonlaşması içinde kadının durumu ve terk edilme çilesi veriliyor&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;; Kuşlarla Giden&lt;/i&gt;’de ise İstanbul’un eski ahşap konaklarından gelen, ince duyarlılıklı, ‘evde kalmanın hüznü’ndeki kızlar öykü odağında yer alıyor. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yarım Kalmış Bir MS Öyküsü&lt;/i&gt;’ndeki özgür, cesur, güçlü Vedia Hanım karakteri ve ‘yazar’ın çocukken ona öykünmesi, büyüyünce ona benzemek istemesi ve daha sonra bunların bir kısmının gerçekleşmesi oldukça etkileyici. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Karakalem Resimler&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;’de yazarın belirli izlekler üzerinde ilerlediği; özellikle 12 Eylül’ün (öncesi ve sonrasıyla) insanlar üzerinde yarattığı kırılmaları; kadın karakterlerin zor toplumsal koşullara ve kadın üzerindeki baskılara teslim olmamak için verdikleri mücadeleleri canlı ve etkili öykü karakterleri yoluyla dile getirdiği görülüyor. Kitapta bence yazarın asıl üzerinde durduğu konu, ‘hayat ve edebiyat’ ilişkisi… Edebiyatın hayatı ne kadar kucakladığı, hayatın kurmaca yapıtlara nasıl, ne şekilde ve ne kadarıyla yansıyabildiği... &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Karakalem Resimler&lt;/b&gt;’de sürekli olarak öyküler kuran, öyküleri yaşamdan süzüp almaya çalışan; bunu gerçekleştirirken hem kendisini ve karakterlerini hem de kurmacayı ve yaşamı sorgulayan bir anlatıcı/yazar dolaşıyor sayfalar arasında. Kitabın asıl sorunsalı da bu; yani yaşam ve edebiyatın o sancılı ilişkisi, yaşamla edebiyat arasındaki o görünmez “kordon bağı”… Bu sorunsalı ele alış ve işleyiş biçiminde, yazarın postmodernist yazarlardan da esinlendiği; bu esinlenmeyi kendisine özgü dönüştürümlerle gerçekleştirdiği ve kendi öykü tarzını yarattığı görülüyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Karakalem Resimler’&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;deki öykülerde&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt; &lt;/b&gt;günümüz yazın anlayışının başlıca özellikleri olan üstkurmaca,&amp;nbsp; öykülerin yazılma serüveni, anlatı içinde bir başka anlatının izinin sürülmesi, iç içe geçen anlatılar, metin adacıkları, açık uçlu sonlar, parçalılık, tamamlanmamışlık, anlatıcının/yazarın sürekli olarak anlatı içinde kendini belli etmesi, kurguda deneysellik ve kronolojik zamanın parçalanması yaygın bir biçimde yer alıyor. Bu öykülerin çoğunda ‘yazar’, yazma serüvenini öyküleştiriyor, öykünün ‘anlatılan’ bir şey değil, ‘yazılan’ bir şey olduğunu vurguluyor. Yazma süreçlerini okurla paylaşırken, öyküyü okurla birlikte kurguluyor. Böylece, okurun okuduğu metinle özdeşleşmesini engelleyerek yabancılaştırma yöntemi uyguluyor.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ayşe Sarısayın’a ve onun öykülerindeki ‘yazar’ına göre yazmak bir bakıma hesaplaşma ve yüzleşme alanıdır; o nedenle yazının işlevinin ve hayatla bağının sorgulanması da önem taşımaktadır. Böylece ‘yazar’, okurunu da yaşamı ve edebiyatı sorgulamaya davet etmektedir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 14pt; line-height: 115%;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Görüldüğü üzere bu öykülerdeki ‘yazar’, yazdığı metne dâhil olan bir karakterdir aynı zamanda. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ayşe Sarısayın, yer yer metinlerarası öğeler aracılığıyla başka metinlere de açıyor bizi. Özellikle şiir dizelerine… Bazı dizelerin öykülerin içinde ya da girişinde yer aldıkları görüyoruz. Mesela, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yağmur Kaçağı&lt;/i&gt;’ndan alınan dizeler, öyküde &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Üçüncü. Şahsın Şiiri&lt;/i&gt;’ni oluştururken aynı zamanda öykü içinde sağanak halde yağan yağmurun sesini, görünümünü ve serinliğini duyumsatıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Ayşe Sarısayın’ın yer yer film kurgulama tekniklerini de kullandığı görülüyor. Son öykü olan &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Hicran, Yine Hicran&lt;/i&gt;, birbirine bağlı ve birbiri içinde ilerleyen dört öyküden oluşuyor. Öykülerin bir kısmının henüz yazılmadığını; sadece ‘yazar’ın zihninde planlandığını; yazılma aşamasında olduğunu; daha sonra öyküye dönüşeceğini okuyoruz. Öykü ilerledikçe yazılma aşaması da gerçekleşiyor… Hayat-edebiyat ilişkisinin sorgulanmasında üstkurmaca ve öteki öykü tekniklerinin payı oldukça fazla. Bu öykülerdeki Hicran karakterini; onun dar çevrede kısılıp kalan yaşamını, mutsuz evliliğini, giderek kendi içine ve evine kapanmasını ilgiyle okurken, 12 Eylül acılarını yaşayan kuşağın zorlu günlerinden bir kesiti halasının oğlu Mehmet’in yaşadıklarıyla öğreniyoruz. Hepsinin üstünde ise bunları öyküye dönüştürmenin sancılarını çeken, Hicran’a verilecek emanet mektupları yerine ulaştırmaya çalışan ‘yazar’ yer alıyor. Hayatı ve edebiyatı ‘yazar’la bir kez daha sorgulama yolculuğuna çıkıyoruz. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Yaratıcı yazar, geleneksel ve egemen anlatıya karşı çıkarak yepyeni ya da farklı anlatıları ikame edendir; yazmada kendi devrimini yapan, kendi sesini çoğaltan kişidir. Ayşe Sarısayın var olan “hikâye etme” geleneğine, egemen söyleme, düz- kronolojik olay örgülerine, okurda özdeşleşme yanılsaması yaratan metinlere, edebiyatın yaşamın yansıması olduğu savından yola çıkan edebi anlayışa, yazdıkları aracılığıyla karşı çıkarak mevcut kanonun dışına yönelen usta işi öyküler üretiyor. &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Karakalem Resimler&lt;/b&gt;’de bu ustalığının yeni bir aşamasını sergiliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt; line-height: 115%;"&gt;Hülya SOYŞEKERCİ&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 15.6pt;"&gt;&lt;span style="font-family: 'Times New Roman', serif; font-size: 12pt;"&gt;(Hülya Soyşekerci, OKUMA YOLCULUKLARI, s: 155- 159’dan alıntıdır.)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: 15.6pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 283.2pt; text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-left: 106.2pt; text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-6030835008345616729?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/6030835008345616729/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=6030835008345616729' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/6030835008345616729'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/6030835008345616729'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/08/ayse-sarisayin-ve-karakalem-resimler_29.html' title='AYŞE SARISAYIN VE ‘KARAKALEM RESİMLER’'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/THpsZDXY9DI/AAAAAAAAAWk/D_tKZqFQlnI/s72-c/fft22_mf94038.Jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-649301449603515484</id><published>2010-08-29T03:39:00.000-07:00</published><updated>2010-08-29T03:39:39.257-07:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;table align="center" cellpadding="0" cellspacing="0" class="tr-caption-container" style="margin-left: auto; margin-right: auto; text-align: center;"&gt;&lt;tbody&gt;&lt;tr&gt;&lt;td style="text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/THo4tJnaRII/AAAAAAAAAWM/dq9UtgPCk5c/s1600/45207_1585199194285_1364919851_1559479_851681_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: auto; margin-right: auto;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://3.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/THo4tJnaRII/AAAAAAAAAWM/dq9UtgPCk5c/s640/45207_1585199194285_1364919851_1559479_851681_n.jpg" width="368" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;tr&gt;&lt;td class="tr-caption" style="text-align: center;"&gt;12 EYLÜL SABAHI adlı kitaba bir yazımla katıldım...&lt;/td&gt;&lt;/tr&gt;&lt;/tbody&gt;&lt;/table&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-649301449603515484?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/649301449603515484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=649301449603515484' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/649301449603515484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/649301449603515484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/08/12-eylul-sabahi-adl-kitaba-bir-yazmla.html' title=''/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/THo4tJnaRII/AAAAAAAAAWM/dq9UtgPCk5c/s72-c/45207_1585199194285_1364919851_1559479_851681_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-3248331527461842548</id><published>2010-08-01T14:42:00.001-07:00</published><updated>2010-08-01T14:42:53.830-07:00</updated><title type='text'>ROMAN KAHRAMANLARI</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TFXqIE3RxhI/AAAAAAAAAV8/1xqWtEQIxYc/s1600/36009_392537057184_548752184_3826364_6231452_n.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="640" src="http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TFXqIE3RxhI/AAAAAAAAAV8/1xqWtEQIxYc/s640/36009_392537057184_548752184_3826364_6231452_n.jpg" width="456" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-3248331527461842548?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/3248331527461842548/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=3248331527461842548' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/3248331527461842548'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/3248331527461842548'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/08/roman-kahramanlari.html' title='ROMAN KAHRAMANLARI'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TFXqIE3RxhI/AAAAAAAAAV8/1xqWtEQIxYc/s72-c/36009_392537057184_548752184_3826364_6231452_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-9063025140490810221</id><published>2010-08-01T14:38:00.001-07:00</published><updated>2010-08-01T14:39:19.584-07:00</updated><title type='text'>ROMAN KAHRAMANLARI Dergisi yeni sayısı</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TFXpRFoACrI/AAAAAAAAAV0/MNnCsm2kOgE/s1600/roman+kahramanlar%C4%B1.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="247" src="http://4.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TFXpRFoACrI/AAAAAAAAAV0/MNnCsm2kOgE/s400/roman+kahramanlar%C4%B1.jpg" width="400" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-9063025140490810221?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/9063025140490810221/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=9063025140490810221' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/9063025140490810221'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/9063025140490810221'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/08/roman-kahramanlari-dergisi-yeni-says.html' title='ROMAN KAHRAMANLARI Dergisi yeni sayısı'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TFXpRFoACrI/AAAAAAAAAV0/MNnCsm2kOgE/s72-c/roman+kahramanlar%C4%B1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-4588212847291819368</id><published>2010-07-25T10:45:00.000-07:00</published><updated>2010-07-25T10:45:45.888-07:00</updated><title type='text'>KUYTUDAKİ KELİMELER'i Okurken...</title><content type='html'>&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TEx36doHYHI/AAAAAAAAAVk/HU5yvIxdQMU/s1600/M30791_399162773204_628868204_4096569_6853356_n.jpg" imageanchor="1" style="clear: left; float: left; margin-bottom: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://3.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TEx36doHYHI/AAAAAAAAAVk/HU5yvIxdQMU/s320/M30791_399162773204_628868204_4096569_6853356_n.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TEx330ZXGsI/AAAAAAAAAVc/Q6HyHHzApT4/s1600/71525.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TEx330ZXGsI/AAAAAAAAAVc/Q6HyHHzApT4/s320/71525.jpg" width="222" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;&lt;br class="Apple-interchange-newline" /&gt;KUYTUDAKİ KELİMELER, içinde güçlü bir şairi de gizleyen genç yazar Melike Şenyüksel’in ilk kitabı.&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;Kitaptaki kısa ve yoğun anlamlı metinler;&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;imgeler, düşler ve izlenimler, yaratıcılığın dünyasından süzülen derin bir felsefeyi çoğaltıyor.&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;İnsanın yazgısına ve varoluş sorunsalına kelimelerle karşı çıkmasına,&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;sanatın ölümsüzlüğüne sığınmasına ve yoğun duygu durumlarına odaklanan bu anlatılar,&lt;span&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;/span&gt;içimizde kadim zamanlardan beri yaşayan insani öz’le buluşarak, duru, arınmış ve nitelikli okuma yaşantıları sunuyor…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Melike Şenyüksel, edebiyatın az sayıdaki genç umutlarından biri.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="margin-bottom: 0px; margin-left: 0px; margin-right: 0px; margin-top: 0px;"&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;Hülya Soyşekerci&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="font-size: 12pt; line-height: 18px;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-4588212847291819368?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/4588212847291819368/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=4588212847291819368' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/4588212847291819368'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/4588212847291819368'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/07/kuytudaki-kelimeleri-okurken.html' title='KUYTUDAKİ KELİMELER&apos;i Okurken...'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TEx36doHYHI/AAAAAAAAAVk/HU5yvIxdQMU/s72-c/M30791_399162773204_628868204_4096569_6853356_n.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-3652992163405028401</id><published>2010-07-08T13:22:00.000-07:00</published><updated>2010-07-08T13:24:24.724-07:00</updated><title type='text'>"DUR GİTME"</title><content type='html'>&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;FOTOĞRAF KARELERİNDEN SAYFALARA DÜŞEN ÖYKÜLER &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TDYzQblnDbI/AAAAAAAAATk/6skJtld8THE/s1600/isa-celik_portre.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="213" src="http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TDYzQblnDbI/AAAAAAAAATk/6skJtld8THE/s320/isa-celik_portre.jpg" width="320" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TDYzQblnDbI/AAAAAAAAATk/6skJtld8THE/s1600/isa-celik_portre.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TDYzXM4VN7I/AAAAAAAAATs/sLBl5aq6zpI/s1600/KB_9789759099763.JPG" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" src="http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TDYzXM4VN7I/AAAAAAAAATs/sLBl5aq6zpI/s320/KB_9789759099763.JPG" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;&amp;nbsp;(“Dur Gitme”, İsa Çelik,&amp;nbsp; öyküler, İskele Yayıncılık, 2006, 96 sayfa)&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;Son zamanlarda yazın alanında biraz ihmal edilmiş görünmesine karşın, varlığının sürekliliğini, yüreğimizin ve yaşantılarımızın içinde derinden duyumsatan bir gerçeklik var; Anadolu gerçekliği… Yılların fotoğraf sanatçısı İsa Çelik’in ilk öykü kitabı &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Dur Gitme&lt;/b&gt;’nin satırlarında, Yaşar Kemal gibi ustaların yapıtlarındaki o büyüleyici efsane tadıyla, köy- kasaba gerçeklerinin izdüşümleriyle yeniden karşılaşmak;&amp;nbsp; çarpıcı ve heyecan verici bir okuma yaşantısına dönüşüyor. Taşı toprağı, çiçeği yaprağı, dağı bayırı, sevdalı uçurumları ile Anadolu doğası ve bu coğrafyadan insan manzaraları… Nakışları, kilim motifleri, ezgileri ve sevda masallarıyla dile gelen Anadolu’yu okurken, bir taraftan Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun görsel dizeleri içinden geçer gibi oluyoruz. Her biri buruk bir hüzne dönüşen, tam anlamıyla yaşamın atardamarından beslenen “sahici” öyküler, &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Dur Gitme&lt;/b&gt;’nin öyküleri. Yazar, her öyküde değerleri, gelenekleri ve inançları birkaç çizgiyle de olsa yansıtarak Anadolu insanının yaşamı algılama biçimini duyumsatıyor. Okuru natüralizmin sarp kayalıklarına tırmandırırken, arada bir fantastik dünyalara, efsanelerin düşsel ve gizemli göğüne alıp götürüyor. Bu geçişlerin doğallığı ve yadırgatıcı olmaması dikkati çekiyor. Gerçeğin düşe, düşün gerçeğe dönüştüğü yoğunlaşma noktaları var &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Dur Gitme&lt;/b&gt;’nin içinde.&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;Yaşamı fotoğraf karelerine dönüştürmenin ustası olan İsa Çelik, bu dönüştürümde, an’ın gerçekliğine sonsuza dek bakabilen bir pencere açıyor zamanın içinde. Fotoğraf sanatı yaşananın, var olanın tanıklığıdır bir bakıma. İsa Çelik’in öykülerinde-kaçınılmaz olarak- görsel boyut önemli yer tutuyor. Yazar, doğa ve insanlarla ilgili ayrıntıları göstererek okurun dikkatini bu noktalarda yoğunlaştırıyor. Her öyküyü görsel açıdan, fotoğrafların birer birer geçişi ya da akıp giden bir filmin sahneleri olarak algılamak, düşlemek de mümkün.&amp;nbsp; &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Dur Gitme’&lt;/b&gt;de İsa Çelik, yalnızca yaşamdan yansıyan renk-ışık- hareket-olay ve insani durumları değil, ayrıca Anadolu yaşamının bir başka yansıması olan yerel dili de objektifinin kapsamına alıyor. Bir sözcük derleyicisi tutumuyla topladığı yerel sözcükleri, öykü kişilerinin konuşmalarına doğallıkla sindiriyor. Halk deyimlerinin,&amp;nbsp;&amp;nbsp; yerel sözcüklerin, doğadan yansıyan dil öğelerinin anlamlarını her öykünün sonundaki dipnotlarda vererek küçük çapta bir yerel dil-kültür çalışmasını sergilemiş oluyor. İsa Çelik’in, öykülerinde halk dilinin kaydını tutması, sanki onun soyut bir fotoğrafını çekerek okurlara aktarması bence dikkate değer bir çaba. Öykülerinde belirli bir söz dağarcığı oluşturuyor böylelikle: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Yel yepelek &lt;/i&gt;(aceleyle, telaşla –koşmak-)&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;, yakım &lt;/i&gt;(acılar, ayrılıklar, aşklar üstüne yakılmış türkü, ağıt)&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;,&amp;nbsp; yelbirdemek &lt;/i&gt;(yelin etkisiyle sallanmak)&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;, ıldırışık&lt;/i&gt; (apaydınlık) &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;eğsi&lt;/i&gt; (ucu yanmış odun)&lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt; eğsisi kararmak&lt;/i&gt; (yaşama sevincini yitirmek) … gibi onlarca sözcük ve deyimi öykü diline aktarıyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;Fotoğraf sanatı, zamana direnmenin bir başka biçimi olduğuna göre, &lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;Dur Gitme&lt;/b&gt;’deki öyküler de, yaratıcı düş gücü aracılığıyla, Anadolu’nun, sözcüklerin anlam dünyasına kaydedilmiş yeni bir dönüştürümü oluyor bence. Kitabın ilk öyküsü &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Şıpdüşen&lt;/i&gt;, anlam katmanları içeren yapısıyla öteki öykülerden daha farklı bir yerde duruyor. Şimdiki zaman içinde devam eden geçmiş zaman, doğallıkla aktarılmış. Aynı zamanda anlatıcı da olan öykü kahramanının geçmişi anımsama sürecini izlerken, çocukluğundaki yerel bir ayrıntıya takılıp kalmasının izini sürüyoruz. Sobadan tablaya dökülen külleri süpürmek için hemen her evde&amp;nbsp; bir tavşan ayağının kullanılması, kurutulmuş olmasına rağmen, tavşan ayağının derin, ağır kokusunun duyumsanması. Ölüm kokusu ve korku… Ölüm, öykü kişisinde fobik bir saplantıya dönüşecektir yavaş yavaş. Bu öykü iki obje üzerine kuruluyor; biri kurutulmuş tavşan ayağı, diğeri ise yörede “şıpdüşen” denen bir çeşit kapı mandalı. Şıpdüşen, o soğuk ve sert demiriyle öykü kişisinin çocuk ruhuna ürperişler vererek dokunuyor ve ölümün soğukluğunu yaşatıyor. Kar… Kış kıyamet… &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Kapıları açmak için de şıpdüşeni tutmak gerek. Öyle ya. Tutunca da parmaklarımız demire yapışır, parmaklarımızın derileri şıpdüşenin üstünde kalırdı bazen. Derisi yüzülürdü, kan içinde kalırdı ellerimiz… Acısı dinsin diye karlara sokardık ellerimizi… Hep korktum, hep korkular büyüttüm içimde. Kapılar kapanır da bir daha açılmazlarsa diye…”&lt;/i&gt; (s.9-10) Kapılar sürekli ölüme açılıyor öykü kahramanının zihninde. Okurken, sessizliğe ve suskuya indirgenen yaşamın anlamını da arıyoruz. Öykünün sonuna doğru, görüntü ve sesler; görsel- işitsel imgeler bütünleşerek psikolojik bir atmosfer oluşturuyor: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Gökyüzünün rengi sustu. Sokak lambaları çoktan yanmıştı. Sokak lambalarının rengi sustu. Kırlangıçlar telaş içindeydiler. Kırlangıç seslerinin rengi sustu. Her şey cerahat rengine döndü. Her şey ölüm kokusu rengine döndü…”&lt;/i&gt; (s. 11) &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;Öykülerin çoğunda diyalogların önemli yer tutması, yazarın iç konuşmaları aktarmaktan çok, dıştan içe yönelik bir bakış açısını yeğlediğini düşündürüyor. Böylece, hem olayların akışına hem de kahramanların iç dünyalarına diyaloglar aracılığıyla açılabiliyoruz. Bütün diyalogların canlı, doğal konuşma diliyle oluşturulması, yerel tatlar taşıması ilgi uyandırıyor. Toroslar çevresinden insan ve doğa manzaraları, uzayıp giden tozlu köy yolları… Sevgilisinin uçuruma düşüp ölmemesi için, eski minibüsün tekerleklerine kendi vücudunu dayanak yaparak canını feda eden Ali; kavuşamayan sevdalılar;&amp;nbsp; kocasının daha evliliklerin ilk günlerinde kendisini yüz üstü bırakıp aldatması nedeniyle deli divaneye dönen, kırlarda yapayalnız dolaşan, kurdun kuşun dilinden anlayan Güllü Gelin… Bütün kahramanlar öykülerin dramatik yapısı içinde kendilerine ait efsanevi rolleri oynuyorlar. Yılan söylenceleri de etkileyici… Yazarın insan ruhunun derinliklerine indiği bölümlerin yanı sıra görselliği ön plana çıkardığı ayrıntılı betimlemeler, öykülerin önemli bir boyutunu oluşturuyor. İsa Çelik, öykü atmosferini de görsellik ifade eden sözcüklerin içinden geçerek kuruyor: &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;“Akşamın kızıllığı, dağların yamaçlarına yapışmış gibiydi. Gökyüzü baştan başa kızıla boyanmıştı. Kanlı bir tülbent gibi kızıla boyanmıştı. Gece aniden çöktü… Zift gibi…”&lt;/i&gt; (s. 31)&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&amp;nbsp;‘Dur gitme’nin bir kilim motifi olduğunu, &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Dur Gitme&lt;/i&gt; adlı öyküyü okumayanlar pek bilemez… Turuncu-kırmızı-yeşil ve mor renklidir ‘dur gitme’ motifi. Yerdeki kilimin ‘dur gitme’ motifine gözlerini dikerek dalıp giden kadının çilesi &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Dur Gitme&lt;/i&gt; öyküsünün içinde örülüyor. Bu öyküde zaman geçişleri, ileri-geri gidişler,&amp;nbsp; film kurgusunu anımsatıyor.&amp;nbsp; Öykünün sonunda bir boşluk bırakılarak, olayın zihinlerde sürmesi ve baştaki olaya bağlantılanması sağlanıyor. Öyküdeki olay, başta yer alan ve ‘dur gitme’ motifine bakan çileli kadın sahnesine geri dönüyor. Kurgunun bu şekilde çemberlenmesi, döngüsel nitelik taşıması etkileyici. Bir yanlışlık yüzünden öz kızını ve onun sevdiğini vuran Hıdır Emmi’nin dramı, hem onun ağzından hem de olaya tanık olan diğer yakınları ve arkadaşları tarafından, mahkeme konuşmaları biçiminde aktarılıyor. Konuşmaları ve öykünün zamansal sıçramalarını izleyen okur, olayı kolayca çözebiliyor. Bu öyküyü ilginç kılan yön ise gerçeğin yavaşça söylenceye dönüşümündeki o sükunet ve doğallık…&amp;nbsp; Kitaptaki öteki öykülerde de sonuç çoğu zaman okurun düş gücüne bırakılıyor.&amp;nbsp; &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Güzel Gözlü Güzel Sözlü Canne Hanım’&lt;/i&gt;da şiirlerle beslenen sıra dışı bir aşkın öyküsü, realist betimlemeler eşliğinde veriliyor. Ayrıntılar ipucu niteliği taşıyor: Üzerinde bir tüfeğin asılı olması gereken duvardaki çivinin tek başına duruşu anlatılarak (gösterilerek) o tüfeğin başka birinde olduğu sezdiriliyor. Tüfeğin, öykü sonunda “her yeri ölü mışmış kelebekleriyle doldurarak” patlaması ve bir trajedinin baş aktörü olması, okuru da yaralıyor derinden. Gerçekçi anlatım ve betimlemelerin içinde zaman zaman karşımıza çıkan fantastik öğeler, kitaptaki öyküleri alışılagelen köy öykülerinin ötesine taşıyor. &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Sarı Sıçan&lt;/i&gt; ve &lt;i style="mso-bidi-font-style: normal;"&gt;Satı Satı Yeter&lt;/i&gt; adlı birbirine bağlı iki öyküde, okur, sanki sözcüklerden oluşan satırların değil de bir melodramın hızla ilerleyen karelerinin içinde akıp gidiyor.&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;İsa Çelik, fotoğraf, film gibi çağdaş görsel sanatların olanaklarını öykü türüne aktardığı bu ilk kitabında, Anadolu’nun yaşayan kültür, dil ve söylence zenginliklerine duyarlılığı geliştirerek, sanat dallarının, birbirini bütünleyen ve birbirine dönüşen yaratım süreçlerinde var olduğu gerçeğine yeni bir pencereden bakmamızı sağlıyor…&lt;br /&gt;HÜLYA SOYŞEKERCİ&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;Cumhuriyet Kitap&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;15.06.2006&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b style="mso-bidi-font-weight: normal;"&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/4524636815231767288-3652992163405028401?l=sanatedebiyatsitem.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/feeds/3652992163405028401/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=4524636815231767288&amp;postID=3652992163405028401' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/3652992163405028401'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/4524636815231767288/posts/default/3652992163405028401'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://sanatedebiyatsitem.blogspot.com/2010/07/dur-gitme_08.html' title='&quot;DUR GİTME&quot;'/><author><name>Hülya Soyşekerci</name><uri>http://www.blogger.com/profile/17442006994940905678</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='25' height='32' src='http://2.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TOmf8nVMOCI/AAAAAAAAAXw/hunDEvvRGNQ/S220/H%25C3%25BClya%2BFoto.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_jKNkYEGy7g4/TDYzQblnDbI/AAAAAAAAATk/6skJtld8THE/s72-c/isa-celik_portre.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-4524636815231767288.post-2452920010805936451</id><published>2010-06-22T15:38:00.000-07:00</published><updated>2010-06-22T15:42:17.964-07:00</updated><title type='text'>KADIN YAZARLARIN 2009’DAKİ ÖYKÜ KİTAPLARI ARASINDA BİR GEZİNTİ</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="display: inline !important; line-height: normal; text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;İlk ustalardan Halide Edib'e saygıyla...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Verdana, sans-serif;"&gt;&lt;b&gt;&lt;div align="center" class="MsoNormal" style="line-height: normal; text-align: center;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Lacivert&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;’ten sevgili Fulya Bayraktar’ın önerisi doğrultusunda, 2009’da yayımlanan öykü kitapları arasında bir gezinti yapmaya karar verdim ve bu geziyi sınırlandırmak amacıyla, kadın öykücüler bağlamında bir çalışmaya odakladım düşüncelerimi. Geçtiğimiz yıl birçok öykü kitabı yayımlandı, edebiyat dergilerinin sayfalarında yüzlerce öykü yer aldı; ancak 2009’a damgasını vuran yazınsal türün yine roman olduğu görüldü. Yayınevlerin satış kaygılarını öne alan tutumu, öykü kitaplarından çok daha fazla sayıda roman yayımlanmasına neden oldu; ancak nicelikteki artışın, nitelik açısından tartışılabilir bir olgu olarak kendini ortaya koyduğunu da ifade etmek mümkün. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Bu yıl yayımlanan öykü kitapları romana göre sayıca daha az olmalarına rağmen, bu kitaplar ülkemiz edebiyatında öykü türünün geldiği noktanın hayli ilerilerde ve yükseklerde olduğu gerçeğinin birer göstergesi oldular bana göre. Ayrıca, Ayfer Tunç, Sema Kaygusuz gibi yazmaya öyküyle başlayan ve bu türe yoğun emek veren genç yazarların roman alanında geçtiğimiz yıl hayli nitelikli çalışmalara imza attıklarını da belirtmek gerekir. Ayfer Tunç’un &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Bir Deliler Evinin Yalan Yanlış Anlatılan Kısa Tarihi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; adlı romanı, Sema Kaygusuz’un &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Yüzünde Bir Yer&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;’i, 2009’un başarılı yapıtları olarak ön planda yer aldılar. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Bu yazıyı kadın öykücülerin yapıtları bağlamında kaleme aldığım için, öncelikle kadın öykücülerin hangi konuları, nasıl ve ne şekilde ele aldıklarına değinmek istiyorum. 2009’da yayımlanan kadın yazarların öykü kitaplarını gözden geçirdiğimde ya da bu kitapların bazılarının dünyasına girip yoğun bir okuma yaptığımda, her şeyden önce öykü kurgularının incelikli, ipeksi, imgesel, şiirsel ve bir o kadar da sağlam bir dil ve anlatımla dantelâ gibi örüldüğünü tespit ettim.&amp;nbsp; Kadın öykücüler, dile kazandırdıkları bu yumuşaklık, ipeksilik ve şiirsellikle öykü sanatının dil işçiliğinde gerçek bir başarıyı yakaladılar diyebilirim. Bu konuda özellikle Şükran Farımaz’ın &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Aşk Bu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;, Ferda İzbudakAkıncı’nın &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Aynalı Göl&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;, Kevser Ruhi’nin &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Saçları Deli Çoruh&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;, Aslı Erdoğan’ın &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Taş Bina ve Diğerleri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;, Jale Sancak’ın &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Tanrıkent ve Yitik Şarkılar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;, Ayşegül Devecioğlu’nun &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Kış Uykusu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; ve Feyza Hepçilingirler’in &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;İşte Gidiyorum&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; içindeki öykülerin gerçek birer dil senfonisi oluşturduğunu; bu öykülerin yaşamın senfonisiyle beslenerek öykü sanatını yükseklere taşıdığını düşünüyorum. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Öykü ustalarımızdan Feyza Hepçilingirler yeni öykü kitabı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;İşte Gidiyorum&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; ile edebiyatta otuzuncu yılına adım attı. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;İşte Gidiyorum&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;, göç öykülerinden oluşuyor. Kişisel göçler, gidişler ve bu coğrafyanın acıları yer alıyor Feyza Hepçilingirler’in öykülerinde... Göç, insan yaşamlarının en önemli kırılmalarından biri olarak derin bir trajediyi bağrında taşıyan bir olgu. Geride bırakılanlara duyulan özlem ve çaresizlik, yeni mekânda başlayan hayata uyum çabaları, bu öykülerde daha çok kadın kahramanlar bağlamında ele alınıyor. Yazar, Radikal Kitap’taki bir söyleşisinde bu konu hakkında şöyle konuşuyor: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;“Göç olgusu ile kadının duygusal bağı daha fazla. Kadın, yaşamı kuran, mekânı yaşanır kılandır. Mekânla ilişkisi de, mekâna bağlılığı da erkeğinkinden farklı ve hiç kuşku yok ki daha güçlü. O toprağa kök salınmasını kendisi sağlıyor. Koparılışlara somut tepkiler veremese, karşı çıkamasa, boyun eğmek zorunda kalsa da acıyı en derinden yaşayan yine o.” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Deneyimli öykü yazarlarından Nalân Barbarosoğlu’nun uzun bir aradan sonra &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Yol Işıkları&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; adlı öykü kitabıyla okurlarıyla buluştuğuna tanık olduk 2009’un son aylarında. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Yol Işıkları&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; iç ve dış yolculuklardaki yaşam kesitlerini, bireyin açmazlarını yaratıcı biçimde duyumsatan bir öyküler toplamı; yoğun, sıkı dokulu metinlerle yaşama ve edebiyata farklı pencerelerden bakmak isteyenlere seslenen bir kitap.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Nalân Barbarosoğlu’nun da toplumsal konuları bireyin iç yolculuklarıyla buluşturarak insana özgü gerçekleri şiirsel bir dille harmanladığı görülüyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Müge İplikçi’nin &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Kısa Ömürlü Açelyalar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;’ı, iletişimsizliği, yalnızlığı, kişinin varoluş sorunsalını ince ayrıntılardaki insani durumları dile getiren öyküleriyle usta işi bir kitap olarak ilgi uyandırdı.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Başka bir usta yazar olan Aslı Erdoğan’ın temelde işkenceyi, şiddeti anlattığı öyküler bütünü &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Taş Bina ve Diğerleri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;, bu zorlu konunun işleniş biçimiyle dikkatimizi çekiyor. Şiirsel bir metin olan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Taş Bina ve Diğerleri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;’nin gövdesine Taş Bina öyküsünü yerleştiren Erdoğan, öykülerle kitapta tematik bir bütünlük oluşturmaya ve okuru etkilemeye özen gösteriyor. Kapatılma, işkence ve suçluluk etrafında örgülenen ve şiirsel düzyazı formuna yakın duran bu öykülerde yazar, sözcükleri birbirleriyle konuşturuyor sanki.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Jale Sancak’ın &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Tanrıkent ve Yitik Şarkılar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; adlı kitabı ise kentsel duyarlılıklarla yazılan öykü kitaplarına iyi bir örnek oluşturuyor. İstanbul’un sokaklarından, kentin gizemli köşelerinden yaratıcı esinler bulan yazar, şiirsel ve çarpıcı bir üslupla kent dokusundaki değişim ve dönüşümlere de dikkatlerimizi çekiyor.&amp;nbsp; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Feryal Tilmaç’ın 45. Sait Faik Hikâye Armağanı’nı kazanan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Aradım Yaz Dediniz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; adlı yapıtı da bu yazıda söz edilmesi gereken kitaplardan biri. Hande Öğüt’ün söylemiyle; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;“iki bölümden oluşan, on dört öykünün bir araya geldiği kitabın ana motifi şiddet ve kadınlar... Canı sıkıntı sınırında kadınlar, acı çeken, tacize uğrayan kadınlar... Hayatla hep başa çıkmanın yolunu bulan kadınlar…”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; Psikoloji, psikiyatri ve psikanalizden beslenen ve insanın iç karanlıklarına açılan bu öykülerde şiddetin anlatımı ve çift sesli yapı etkileyici. Yazar aynı zamanda öyküde farklı formlar denemeyi, sıra dışı öykülemeler yapmayı ve metinlerarası çalışmalardan yararlanmayı önemsiyor. Kadın sorunsalına odaklanmış bu öyküler Feryal Tilmaç’ı ustalığa taşıyacak nitelikte. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Kuş Diline Öykünen&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; ve &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Ağlayan Dağ Susan Nehir&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; adlı romanlarıyla tanınan Ayşegül Devecioğlu, politik mesajlar içeren ve şiirsel bir ırmak gibi akan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Kış Uykusu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;’nda yer yer sert ve etkileyici öyküler anlatıyor bizlere. Gerçekliği dilin içinde yeniden kurgulayan beş öyküden oluşuyor &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Kış Uykusu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;.&amp;nbsp; Kaya Tokmakçıoğlu kitap için şunları yazıyor: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;“Edebiyatı sözcüklerin içinde kaybolmak, anlamı esrarlı göstereyim derken hayattan büsbütün kopmak sayan yazma biçeminden sıyrılmanın yetkin örneklerinden biri olarak görmek isteyen okur için Kış Uykusu biçilmiş kaftan. Özellikle imgelere boğulan öykülerden çok, 12 Eylül'ün zihniyetiyle hesaplaşmaya çalışan öyküler okumak isteyen okur için.”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Kış Uykusu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;’nda ölümler, işkenceler, acılar, faili meçhuller, sürgünler, yakılan köyler, kuyulardaki cesetler var; 12 Eylül’ün ardından gelen karanlığın yoğun öyküleri… &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Ferda İzbudak Akıncı’nın 2009’da yayımlanan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Aynalı Göl&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;’ü yayımlanmamış dosya olarak 2005 Orhan Kemal Öykü Yarışması’nda birincilik ödülünü almıştı. Yazarın bu kitapta Orhan Kemal çizgisinde ilerlerken aynı zamanda yeni yaratımlar ve farklı kurgu tekniklerini denemesi dikkati çekiyor. Bütün öykülerinde bireyin toplumdan ayrı bir varlık olmadığının bilinciyle hareket eden yazar, yarattığı öykü kahramanlarını ait oldukları toplumsal çevre ve toplumsal ilişkiler sistemi içindeki yerine oturtuyor öncelikle. Birey-toplum dengesini öykü metnine sindirdikten sonra öykü kişilerinin kendine özgü bireysel gerçekliklerini ortaya koyuyor. Bu gerçeklikler, belirli bir olayın ya da durumun odağında can buluyor. Öykülerdeki olay ya da durumlardaki toplumsallık bağlamında insan halleri, zengin, akıcı ve şiirsel bir anlatımla dile getiriliyor. Okuma yolculuğu boyunca, kendi insanımıza ve toplumumuza ait birçok gerçeğin öykü sanatına dönüştürülmüş çelişkili bütünlüğünün &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Aynalı Göl&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;’e yansıdığına tanık oluyoruz. Bu tanıklık, kitabın öykülerinden ‘edebiyat tadı’ almayı da kapsıyor.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;2009’un bende iz bırakan kitaplarından biri de Kevser Ruhi’nin yazdığı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Saçları Deli Çoruh&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; oldu. İlk kitabı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Kehribar Kadınlar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;’dan beş yıl sonra yayımladığı bu kitabında yazar, okurunu öykü metinleri içindeki birçok kurmaca oyununa çağırıyor; dili imgelerle genişletip yeni anlamlarla çoğaltıyor; hepsinden önemlisi, insanın dramatik durumlarına odaklanarak, yaşamdan beslenen ve yaşamın sanatsal anlamda dönüştürülmesi sürecine katkıda bulunan öyküler yazdığını kanıtlıyor böylece.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Bu yıl kitapları yayımlanan kadın öykücülerden bazılarının, önceki deneyimlerini geliştirerek öykü türünde farklı ve deneysel yönsemeler içinde yer aldıklarını ve bu konuda nitelikli ürünlere imza attıklarını da görmekteyiz. Özellikle Serap Gökalp &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Kulak Misafiri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; adlı kitabında ve daha sonra yayımlanan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Tuz Sarayları&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;’nda dille kurduğu etkileyici öykü atmosferi içinde karakterlerine soluk aldırarak, toplumsal konuların salt yansıtmacı bakış açısı yerine, farklı kurgu teknikleri ve kurgusal buluşlarla da etkili bir biçimde anlatılabileceğinin başarılı bir örneğini gösterdi. Böylece biçim ve özün diyalektiğini yakalayan yazar, öykü sanatında umut veren adımlar attı. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;2009 içinde yayımlanan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Şahmaran’ı Yutmak&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; adlı öykü kitabında Zehra Ünüvar, değişim rüzgârlarında savrulan insan ilişkilerini, yaşamın zorluklarını, toplumsal-insani değerlerin aşınan yüzünü mercek altına alıyor. Emeğe, dayanışmaya, sevgiye, adalete vurgu yaparak, içimizdeki güzellikleri çoğaltıyor. Kadın sorunlarına, kadın emeği bağlamında yaklaşan yazar, kırsaldan kente gelen kadının bilinçlenme sürecine vurgu yapıyor. Tütüncü kadınlar, ev kadınları, çocuk doğuramadığı için eziklik duyan kadınlar, bilinçli ve aydın kadınlar… öykülerin dokusunda yer alıyorlar. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;2009’un sonlarına doğru yayımlanan bir başka öykü kitabı Şükran Farımaz’a ait; adı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Aşk Bu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;… Öyküleri üzerinde uzun bir zaman sürecinde, yoğun ve titiz çalışmalar yapan, zamanın tanıklığında yazdıklarını demlendiren yazar, ilk kitabı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Bir Ağaç Bir Kadın&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;’da olduğu gibi &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Aşk Bu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;’da da şiirsel imgelerle, ses ve söz uyumuyla, ipeksi bir dil içinde yaratıyor öykü evrenini. İnce ayrıntılarda uç veren anlamlar, eksilterek yazmaya özen gösteren Şükran Farımaz’ı,&amp;nbsp; az yazarak öze ulaşan yazarlardan kılıyor. Bu durum, onun öykülerini şiir sanatına da yakınlaştırıyor aynı zamanda. Şükran Farımaz’ın anlattığı duyarlı ve yalnız kişilerin iç evreninde yaşattıkları, dış evrenle buluşuyor sık sık.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Gönül Çatalcalı, ilk kitabı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Hiçbir Şeyin Beklentisi&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; ile öyküye başarılı bir giriş yapmıştı. Yeni kitabı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Yedi Yeşil Fil&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;’de, toplumun kıyısında kalan onurlu, çalışkan ve dürüst insanların dünyasından kesitler aktaran yazar, canlı ve ilginç bir öykü dünyası kuruyor. Feyza Hepçilingirler’in deyişiyle,&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;“Anlattığı dünyalar kadar duru bir dille yapıyor bunu; su gibi akan bir dille... Her öykünün sonunda bir sürprizin bizi beklediğini bilmenin heyecanıyla soluk soluğa okunuyor öyküler. Kimi bir gülümseyiş bırakıyor ardında, kimi buruk bir hüzün...” &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;İlk kitabı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Gölgesi Bedenim&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; ile yetenekli bir öykücü olduğunu kanıtlayan Esra Odman, ikinci kitabı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Göründüğü Gibi Değil&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;’de de şiirsel dili ve şaşırtıcı öykü kurgularıyla, gizem ve gerilim öğesini kullanmadaki titizliğiyle ilgi uyandırıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Suna Güler de ilk kitabı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Ödünç Zamanlar&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;’dan sonra yayımlanan &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Özgürlük Çıkmazı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;’nda toplumsal kadınlık hallerinin özgürlük yaşantılarıyla gerilimli ilişkisinden, insanın yabancılaşma sorununa uzanan sorgulayıcı ve düşündürücü öykülerini dillendiriyor. Cesur öyküler anlatıyor Suna Güler;&amp;nbsp; kendine özgü bir tarz yaratma çabası içinde olduğu görülüyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Geçtiğimiz yılın öykü kitaplarından biri de Sultan Su Esen’in yazdığı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Keje Maria&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; idi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Öykülerini&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;dikkatli ve keskin bir gözlem gücüyle, sağlam kurguyla kaleme alan yazar, yaşamdan sahneleri çok yönlü bir bakışla ele alıyor. Törelerin, erkek egemenliğinin, kadınlar üzerindeki baskılarını dramatik biçimde işleyen Sultan Su Esen, gerçekçi öykülerinin yanı sıra minimal-fantastik öyküler de kurarak farklı dünyalara açılıyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Çok okunan kadın yazarlarımızdan Canan Tan, yeni yıla &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Aşkın Sanal Halleri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; adlı bir öykü kitabıyla merhaba dedi. Bu kitabında yazar, duru, yalın ve akıcı anlatımıyla bireylerin dünyasında önemli bir yer tutan sanal gerçeklik ve bu sanallığın içinde oluşan aşklara ve acılara yer veriyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;İlk Kitaplarda Kadın Öyküleri&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="line-height: normal; text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Geçtiğimiz yıl dikkati çeken ilk öykü kitapları arasında, Senem Dere’nin &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Hülya Saat&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;’i başlarda yer alıyordu. Bu kitapta ilginç ve deneysel bir kurgu düzeninin yer aldığı, genç yazarın farklı zaman ve mekânları birbirine örgülendirerek, alt öykülerle ana öyküleri besleyerek farklı bir yapılanma oluşturduğu görüldü. Kitabın tanıtım bülteninde şöyle yazıyor:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;“Bir bilmece örneği yaşamlar; birbiriyle ilişkili, ilintili… Örümcek ağıyla örülmüş… Her ip ötekine bağlı, her ip ötekinden olabildiğince uzak. Hem teğet, hem iç içe...&lt;br /&gt;İlk kitabı Hülya Saat’te Senem Dere, hikâyelerini dilin en yalın ve duru haliyle dokumuş. Bütün hikâyeler birbirinin içinde, hepsi bu saatin ayrılmaz bir parçası, her biri bu saatin dakikaları, saniyeleri, görülmez anları...”&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; Son zamanlarda öykü kitabının mimarisinde uyumlu /estetik bir yapılanmanın oluşturulması, kitabın öykülerinin belirli bir iç bütünlük yaratması konusunda öykü yazarlarının birçoğunu kapsayan genel bir eğilimin varlığı da kuşku götürmez bir gerçek. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Fadime Uslu &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Büyük Kızlar Ağlamaz&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; adlı ilk kitabıyla, önemli edebiyat dergilerindeki öykü ve inceleme yazılarıyla dikkati çeken; titiz, çalışkan, genç bir dil ve öykü sanatçısı. Özellikle öykü atmosferi yaratmada, mekân oluşturmada şimdiden ustalığı yakalamış durumda. Yaşamdan aktardığı kesitleri farklı bakış açılarından göstermeye, farklı öykü teknikleri denemeye özen gösteriyor Fadime Uslu. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;2009’un başlarında yayımlanan başka bir ilk kitaptan da söz etmek gerekir diye düşünüyorum ayrıca. Zehra Çiğdem’in yazdığı &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Bayan Yanı&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; adlı kitapta, yazar, etkili ve şiirsel bir dille, titiz bir yazın ve dil işçiliğiyle, gerçeklikten beslenen ve yaşamla edebiyatı buluşturan öykülerini bir araya getirmiş. Aşklar, kırılmalar, incinmeler, geç kalmışlıklar ve iç hesaplaşmalarla ağ gibi örülen bu öyküler, yeni bir yazarı müjdeliyor.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Geçtiğimiz yıl ilk kitapları yayımlanan başka kadın öykücüler de var: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Aşk Bir Kadın Hastalığıdır&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; adlı kitabıyla Didem Elif; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Salt Okunur&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; adlı kitabıyla Aylin Sökmen; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Anılar Yorgunu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; ile Filiz Gülmez; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Daphne&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; ile Tülay Akkoyun; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Su ve Hayat&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; ile Buket Akkaya; ilk aklıma gelen isimler arasında. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Tülay Akkoyun, akademik çalışmaları ve inceleme yazılarıyla edebiyat dergilerinde ve akademik çevrelerde yakından tanınan bir isim. &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Daphne&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;, yazarın öykü türüne attığı ilk adım olarak, 2009 Orhan Kemal Jüri Özendirme Ödülü’nü alan bir çalışma. Tülay Akkoyun yer yer şiirsel bir anlatımla, Ege kıyılarının ve güneyin coğrafyasının güzelliklerini dile getirirken, canlı ve etkileyici birer tablo çiziyor. Öykülerine asıl damgasını vuran gerçeğin, öykü sonlarında ya da öykünün herhangi bir noktasındaki küçücük bir ayrıntıyla okuru şaşırtıp sarsması, Zafer Doruk’un deyişiyle “tokat gibi” olması diyebiliriz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Filiz Gülmez, &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Anılar Yorgunu&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; kitabındaki anı karakterli öykülerle okuru selamlarken; aynı zamanda geçmiş güzel günlerin özlemiyle yaşayan öykü kişileri yaratıyor. Bu kişiler, Filiz Gülmez’in şiirsel, akıcı ve duru dille oluşturduğu atmosferin içinde yer alıp gözümüzün önünde canlanıyorlar.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Didem Elif’in kitabının adı gerçekten ilginç; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Aşk Bir Kadın Hastalığıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;“…özellikle düş gücüyle, ayrıntıları başarıyla gözlemlemesiyle ve yalın anlatımıyla dikkat çekiyor. Bu kitaptaki öyküler, kent insanlarına odaklanmış: Onların kâh coşkulu, kâh hüzünlü ve bunalımlı, kâh hayallerle dolu yaşamlarına. ‘&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;em&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;Aşk Bir Kadın Hastalığıdır’&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-weight: normal;"&gt;, yeni ve taze bir sesin edebiyat dünyasına merhabası.” &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: Arial, Helvetica, sans-serif;"&gt;&lt;span clas
